Milliyetçilik - Ulusalcılık Çalıştayı Sonuç Bildirisi
20 – 21 Haziran 2009
Türk Ocakları ilk kurulduğundan beri Türk milletini ilgilendiren konularla ilgili fikir üretmeyi kendisine şiar edinmiş bir gönüllü kuruluştur. Önceliği mensup olduğu millete karşı sorumluluğu olmuştur. Düşünen, araştıran ve çözüm üreten aydınlar Türk Ocakları çatısı altında çok önemli hizmetler vermişlerdir. Bunun en önemli zemini Türk Yurdu dergisidir. Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti dönemine kadar milletimiz için en hayati konular burada tartışılmış ve olgunlaştırılmıştır. Türk Yurdu dergisi hala bu görevi ifa etmeye devam etmektedir.
Dergimizin genel yayın müdürü Prof. Dr. M. Çağatay Özdemir ve Türk Yurdu çevresinde toplanan Milliyetçi aydınlar son zamanlarda “milliyetçilik – ulusalcılık, millî devlet – ulus devlet” konusunda meydana gelen kavram kargaşasını aydınlatmak üzere bir çalıştay düzenlenmesini düşünmüşlerdir. Bu toplantı 20-21 Haziran 2009 tarihlerinde Söğüt’te gerçekleştirilmiştir. &nb..
Fotoğrafdakiler Soldan Sağa :
Rasih ARLISOY,Meriç COŞKUN, Osman ÇAKIR,Himmet KAYIHAN,Mahir.
Bulgaristan göçmeni bir ailenin çocuğuydu. Ailece Bursa'nın İnegöl kazasında oturuyor, İstanbul Edebiyat Fakültesi Coğrafya bölümü son sınıfta okuyordu. Fakülteye sokulmayan Ülkücü Yüksek Öğretmen Okulu öğrencilerinin karnelerini imzalatmak üzere okuluna gittiğinde, Vural Yıldırımoğlu, Yusuf Kayabaşı, Ali Menekşe, Feridun Şakar ve Vahram Apik isimli komünist anarşistlerin öncülüğünü yaptığı silahlı grubun yaylım ateşine maruz kalarak ağır yaralandı. Okulun dışında gruplar halinde toplanan komünist militanlar, ambulansı içeri sokmadıkları için hastahaneye zamanında götürülemeyerek kan kaybından şehit düştü. (8 Haziran 1970) Cenazesi, Bursa Emirsultan Mezarlığına defnedildi. Şehit olduğu zaman cebinden 35 kuruş para çıkmış ve otopsi sırasında da üç gündür hiç bir şey yememiş olduğu tesbit edilmişti. 8 Haziran 1970Yusuf İmamoğlu ve diğer ülkücü şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. TTK
..
İskender ÖKSÜZ
Bu Türkler gerçekten dünyanın başına belâ. Şimdi de azınlıkları kovdukları ortaya çıktı. Düşünüyorum da Ermeniydi, Rum’du, Türklerin zulmettiği her “etnik grup”tan tek tek özür dilemek yerine hepsini birden halletmenin bir yolunu bulsak. Bu kadar faşizanlığın üstüne son bir tanecik daha yapıp Türkleri toptan bu topraklardan sürüversek. Bütün Türkleri kovmaya da gerek yok. Meselâ Ahmet Türk kalabilir. Orhan Pamuk, Baskın Oran gibi “aydınlar” da. Zaten bu öyle büyük bir etnik temizlik gerektirmiyor. “Ne mutlu Türküm diyene” ve “Türküm doğruyum çalışkanım…” gibi faşizan ifadeler kaldırıldıktan birkaç nesil sonra nasıl olsa, “Evet, ben Türküm, kalkıp gideyim bari” diyecek pek kimse kalmayacaktır geride. Anadolu’nun boşalma tehlikesi de yoktur. Avrupa Birliği’ndeki müttefiklerimizin ve onların Türkiye’deki dostlarının verdiği azınlık sayılarını alt alta koyup topladığımda nüfusumuz zaten 120 milyonu geçiyor. Böylelikle o kadar problem birden çözülür ki… Kıbrıs diye bir me..
O, Bir Kahramandı
İbrahim Metin - www.kerkukvakfi.com
"Kahramanlık, ne yalnız bir yükseliş demektir,Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmemektir.Ölmezliği düşünmek boşuna bir emektir;Kahramanlık: Saldırıp bir daha dönmemektir.Sızlasa da gönüller düşenlerin yasından,Koşar adım gitmeli onların arkasından Kahramanlık: İçerek acı ölüm tasından İleriye atılıp ve sonra dönmemektir."
Doğduğu, atalarının vatanında, Türklüğünü haykırdığı için tutuklanınca; ailesi, yüksek tahsil için Anayurd’a göndermişti. 1958’de geldiği Ankara’da: “Türkçeyi çok güzel konuşuyorsun; nerede öğrendin? Diye soran fakültedeki arkadaşlarının, kusuruna bakmadı; cahilliklerine, şuursuzluklarına aldırmadı; ızdırabını içine akıttı… Ata Hayrullah’ın şahadetinden sonra ümitler, O’na bağlanmıştı. O, toplumunu yüceltecek ve onlara, önderlik edecekti. Yıllar yılı Ankara’da, hemşehrileri için koştu. Her birinin, yurtlarını kalkındırabilecek kaliteye erişebilmeleri, sahalarının bir numarası olabilmeleri için teşvik etti; be..
Eskimeyen dostlar internet sitesi ilk yazı’da belirtildiği gibi özellikle 12 Eylül evveli ülkücü harekete fiilen hizmet etmiş arkadaşlarımızın ORTAK TAVRIDIR ve tartışmasız birçok faydaları vardır.
Geçmişini bilmeyen fikri hareketlerin muhasebe yeteneği olmadığından geleceği zayıf kalır.
Yakın geçmişteki olayları bilenler, zamanımızdaki olayları kolay ve sağlıklı tahlil ederler, bu da geleceğin tahmin kabiliyetini artırır.
Geçmişe vefası olmayan hareketlerde, örnekleme vasfı olmadığı için, hâlihazırda mücadele edenlerin kalitesinde durgunluk, heves ve heyecanlarında zayıflık görülür. (Onun için gayri milli hareketleri suni olarak kahraman icat edip ideal hedef yapmaya çalışırlar.)
Ve, 12 Eylül evveli olaylar bir daha yaşanması zor olaylar idi, hiçbir maddi menfaatin bahis mevzuu o..
Kemal Fedai ÇOŞKUNER
İzmir ili milli eğitim müdürü iken 03 Aralık 1979 günü komünistler tarafından pusuya düşürülüp, kalleşçe çapraz ateşe tutularak şehit edilen Kemal Fedai ÇOŞKUNER
Vefatından 1 ay evvel Fedai dergisinde çıkan son yazısında demişti ki, Belki bu size son çağrımızda olabilir.
İşte bu ülkücü abimizin 1970 yılında yayınlanan Vatanda Hasret isimli şiir kitabındaki istikbaldeki Bozkurtlara vasiyeti gibi olan şiiri okuyalım ve anlayalım.
ÜLKÜYE ÇAĞRI
ÇEKMİSİZ KURT BAŞLI ÜLKÜ BAYRAĞIN,
ALTINA KALBİNDEN ÇOŞANLAR GELSİN.
ÖTÜKEN`DEN GELİR FERMAN OTAĞIN
GÖNLÜNDE YURT AŞKI TAŞANLAR GELSİN
BİR YOLDUR UZANIR YÜCE DİLEĞE,
DAYANIYOR ARTIK İŞLER BİLEĞE.
DEĞMEDEN BİR NEBZE KORKU YÜREĞE
KANLI KAFKASLARDAN..
ESKİMEYENDOSTLAR.NET İnternet sitesinin büyümesi, daha kapsamlı olması ve muhtevasının güzelleşmesi için ,siz değerli eski meyen dostlar üyeleri ve katkı sağlamak isteyen her dostumuz, genç arkadaşlarımız ve çocuklarımızı ŞİİR'e çağırıyoruz.
Şiir yazmayı teşvik, güzel şiir okumayı desteklemek ve beğendiği şirleri ESKİMEYENDOSTLAR sitesinde yayınlatmak için sizleri davet ediyoruz.
Değerli üyelerimizden bu konuda katkı sağlamak için çaba göstermelerini bekliyoruz..
Bu şiirler bir değerlendirmeden sonra , ileride güzel şiir okuma günleri tertip edilerek, genç şairler yetiştirmek, gençlere güzel sanatları sevdirmek, vatan, millet ve insan sevgisine katkı sağlamak amaçlanmaktadır.
TEL:350 48 75- 350 48 78
Faks: 350 71 92 ..
“3 Mayıs Türkçüler Günü resmi bayram olarak kutlanacaktır”
Atatürk Orman Çiftliği Mars Bowling Salonunda sitemizce D.Cengiz Atak, Salih Dilek, Meriç Coşkun, Şükrü Serimer ve Mehmet Çalışkan'dan oluşan tertip komitesi tarafından düzenlenen Türkçüler Gününe Türk Ocakları Genel Başkan Yardımcısı Yücel Hacaloğlu, Türk Ocakları Ankara Şube Başkanı Türkan Hacaloğlu, Irak Türkmen Cephesi Ankara Temsilcisi Ahmet Muratlı , Devlet eski bakanı Burhan Kara, Türk Kardeşlik Hareketi lideri İçel Milletvekili Ali Güngör, Yozgat Milletvekili Mesut Türker, Çankırı Milletvekili Hakkı Duran, Kahramanmaraş Milletvekili Esat Bütün, Ankara Milletvekili Şevket Bülent Yahnici, Kırıkkale Milletvekili Sadik Avundukluoğlu, Malatya Milletvekili Talat Zengin, ANAP Genel Başkan Yardımcısı Kütahya Milletvekili Mustafa Uğur Ener, DP Genel Başkan Yardımcısı Nevzat Ceylan , Cumhuriyet eski Savcısı Nuh Mete Yüksel, sendikacılar , akademisyenler, bürokratlar ve çok sayıda eskime..
Ahmet Bican Ercilasun, Yeniçağ, 13 Mayıs 2009 Ne oluyor? Bir avuç çapulcuya devletin gücü yetmiyor mu? Nedir bu gidip gelen kuryeler? Bölücübaşı muhatap alınmalıymış... O olmazsa Karayılan... O da olmazsa bunların siyasi partileri... Adam, on binlerce kişinin katili olarak idama mahkûm edilmiş. Öbürü, Irak’ın kuzeyinde mevzilenmiş; durmadan Türkiye’ye silahlı terörist gönderiyor. Siyasi partileri de “Kürdistan’ın sınırlarını çizdik” diyor... Türkiye Cumhuriyeti Devleti bunları muhatap alacakmış!... Kimin, hangi mevkinin Türkiye’yi bu kadar güçsüz, çaresiz, zayıf göstermeye hakkı var? Adamlar, daha geçen günlerde, uzaktan kumandalı mayınlarla onlarca askerimizi şehit etmedi mi? Neredeyse her gün şehit vermiyor muyuz? Bunların elebaşıları muhatap alınacakmış... Birileri bizimle şaka mı ediyor? Koca koca gazeteler, adı büyük yazarlar katillerle gidip konuşuyor; konuşma talep ediyor. Bunun da adı arabuluculukmuş... Gerekirse devletin en mühim makamları da bunlarla görüş..
Sadi Somuncuoğlu, Yeniçağ, 13 Mayıs 2009Bu ne biçim başlık demeyin. Böyle şeyler oluyor. Hatırıma şu örnek geldi. Ünlü Türk musikisi üstadı Hüseyin Sadettin Arel “Türk Musikisi Kimin?” adını verdiği kitabına, “Türk Musikisi Kimin?” sorusuyla başlıyor. Sonra da, cevabı sorunun içinde değil mi diyordu.Bölücü teröre ad arama da buna benziyor. 30 yıldır adı belliydi, ama son zamanlarda görülen lüzum üzerine değişti. Artık yeni adı, PKK’nın dediği gibi “Kürt sorunu” oldu. Şimdi sıra “Kürt Sorunu” nun çözümünde. Bunun için, önümüzde tarihi bir fırsat varmış. Cesur adımların atılması gerekiyormuş. Haydi hayırlısı diyelim.
* * *
Bu yeni resmi ad üzerinde biraz durmalıyız. Önce “sorun” nedir, ona bakalım. Bir ülkede etnik veya benzeri bir sorunun olabilmesi için, devletin ve toplumun bunlara ayırım uygulaması gerekir. Bizde böyle bir durum yok. Bin yıldır da, bugün de bu böyle. Ama tam tersi olan, etnik/ırkçı ayırımcılık, hatta bölücülük..
1876 Anayasası, "Devletin dili Türkçe, Türkçe bilmeyen mebus olamaz" diyor
Söze şu lastik gibi sündürülen “Kimlik” kavramından başlayalım. Kimlik nedir? En geniş ifadesiyle; bir kişiyi veya topluluğu tanıtmaya ve tarife yarayan unsurlara ve bilgilere kimlik deniyor. Bir aileden, bir aşiretten, bir etnisiteden, bir bölgeden, bir mahalleden, bir köyden, bir şehirden olmak, o gruptan sayılmak gibi. Bir okulu bitirmek, bir meslekten olmak, bir spor kulübünü tutmak, aynı dönemde askerlik yapmak gibi örnekleri sayılamayacak kadar çoğaltabiliriz. Neticede bunların hepsi bizi ve ait olduğumuz grubu tanıtmaya yarayan kimlik bilgileridir. Eskiden, (o kadar da eski değil) bir yerde iki kişi karşılaşınca, sohbete giriş yapar gibi şöyle bir tanışma yaşanırdı: “Selamünaleyküm. Hemşehrim adını bağışlar mısın? Memleket neresi? Tevellüt (Doğum tarihi) kaç? Size kimler derler? Askerliği nerede yaptın, tertibin ne? Ne iş yaparsın? Çoluk-çocuk durumu nasıl?” Bu..
Fahri ATASOY
Türkiye tam bir kıskaç içine alınmış durumda. Bir taraftan terör saldırılarına hedef yapılıyor. Bir taraftan feodal düzen kendini korumak için direniyor. Hatta yeni şartlara göre kendini geliştiriyor. Bir taraftan da modern toplumun ulaştığı demokratik sistem yerleştirilmeye ve yürütülmeye çalışılıyor. Bu arada terörist faaliyetleri sürdürenlerin istekleri “demokratik talepler” olarak lanse ediliyor ve hükümetler buna uymaya zorlanıyor. Tam bir kıskaç ve tam bir çelişkiler yumağı. Batılıların “paradoks” dedikleri cinsten.
29 Mart mahalli seçimleri bu paradoksun en bariz yaşandığı zeminlerden birisi oldu. Örnek çok fazla. Her fırsatta PKK terör örgütünün uzantısı gibi davranmayı marifet bilen bir siyasi parti bu seçimlerde başarılı olmakla övünüyor. Bazıları da bunu büyük tehlike olarak yorumluyor. Tabii ki tehlike ama farklı boyutta. Acımasız terör tehdidi karşısında nasıl bir demokratik seçim yapıldığını kimse sorgulamıyor. Hatta öyle bir hava estiriliyor ki, bölge ..
İŞGÂL BİTMEDEN ASLÂ
İşgalci Ermeniye kapı açılmak istenmesine tepki gösteren Yeniçağ; milli, coğrafi ve vicdani sınırlara saygısını tüm dünyaya ilan etti. Kars’taki Akyaka Sınır Karakolu’na gelen İcra Kurulu Başkanı Ahmet Yabuloğlu ile yazarlarımız Arslan Bulut, Sadi Somuncuoğlu, İsrafil Kumbasar, Selcan Taşçı, Özcan Yeniçeri, Muhittin Nalbantoğlu, Sami Yavrucuk, Yavuz Selim Demirağ, Cazim Gürbüz, Şuayip Özcan, Remzi Özdemir ve Mustafa Aslan, iktidarı bu tehlikeli adımın sonuçlarına karşı uyardı.
YENİÇAĞ YAZARLARI SINIRDAN HAYKIRDIYeniçağ yazarları Kars’a giderek Ermenistan topraklarına birkaç yüz metre uzaklıkta sınırı açma girişimini protesto etti.
İşgalci Ermeniler ödüllendirilemezDoğu Sınır Kapısı’na çıkarma yapan Yeniçağ yazarları, Ermenilerle pazarlığa oturan iktidara çağrı yaptı: Karabağ sorunu varken sınır açılamaz. Milletin tahammül sınırını test etmekten vazgeçin
Yeniçağ Gazetesi yazarları, Türkiye-Ermenistan sınırında bulunan Doğu Sınır Kapısı’n..
7 Nisan 2009Nuri GÜRGÜR Başkan Barack Obama’nın Türkiye ziyareti, rutin bir diplomatik ilişki olmanın ötesinde Türkiye’nin gündemindeki bazı temel meseleleri ve bölgesel dengeleri doğrudan etkileyebilecek önemli bir olaydır. Kanada ziyareti sayılmazsa, yeni başkan ilk resmi ziyaretini ülkemize yaptı. Bu tercih kesinlikle rastlantı değildir. Gerek TBMM’deki konuşmasında gerekse Medeniyetler İttifakı girişiminin İstanbul’daki toplantısı vesilesiyle İslâm dünyasına yönelik kültür ve medeniyetler arası barış mesajları, Obama’nın küresel planda yeni bir sayfa açmak istediğini gösteriyor. Bunları halkının tamamına yakını Müslüman ve demokrasiyle yönetilen bir ülkeden dile getirmeyi uygun buluyor.Ancak değişimin kolay olmadığını, zaman alacağını kendisi de açıkça ifade ediyor.
Her şeyden önce Barack Obama çok kötü bir miras, politik ve ekonomik enkaz devraldı. Selefi George W.Bush’un neo conların güce dayalı, tek taraflı küresel egemenlik tasarımlarını uygulamaya çalışırken oluşan zararla..
ABD İstismarı mı? Ermeni Diasporası mı?
Hilmi DEMİR
Her 24 Nisan geldiğinde Türkiye’de bir papatya falı açılmaya başlar. Diyecek… Demeyecek… ABD başkanlarının sözde soykırımı ifade eden “genocide” kelimesini kullanmamaları, Türk dış politikasının şanlı bir zaferi olarak kutlanır.Türkiye üzerine bir kâbus gibi çöken bu 24 Nisan sendromu gerçekten nedir? Ermeni diasporasının büyük bir gücü mü ya da ABD’nin hümanizmi mi? Eğer böyle bir güçleri varsa diasporanın, Ermenistan’ın küçük bir İsrail olması beklenmez miydi? Oysa Ermenistan’ın hali pür melali Ermeni diasporasının gücünün ne olduğunu ortaya koyuyor. Öyle ki kerameti kendinden menkul bu diasporanın tarihi vesikalar konusunda eli o kadar zayıf ki, sözde soykırımı kabul edin demekten başka hiçbir kanıtları da gözükmüyor.
ABD’nin hümanizmi ise tam bir fiyasko. Yedi milyon Kızılderili’den üç yüz binine yaşama hakkı tanımalarını bir kenara bırakın, son Irak işgalinin faturası; 1,5 milyon sivilin ölümü, 2 milyon Irak’l..
21 Nisan 2009Nuri GÜRGÜR Türkiye’nin Ermenistan ile sınırlarını açmaya hazırlandığına dair söylentiler Azerbaycan-Türkiye ilişkilerini bir anda tarihî bir kırılma tehlikesiyle karşı karşıya getirdi. Geçen yıl Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün millî maç vesilesiyle Ermenistan’a gitmesi ve kapının açılmasının konuşulmaya başlanması Azerbaycan’da tedirginlik yarattı. Başkan Obama’nın ülkemizi ziyareti sırasında bu konunun da ele alındığına ilişkin haberler tedirginliği bir anda kuşkuya ve tepkiye dönüştürdü. Tam bu sırada Azerbaycan basınında Türkiye ve Ermenistan diplomatları arasında İsviçre’de sürdürülen örtülü görüşmelerde bu konuda ilke kararının alındığına dair tutanakların elde edildiğine ilişkin haberler yayınlanmaya başladı. Moskova kaynaklı bu haberlere karşı ne Başbakan Erdoğan’ın Karabağ konusunda bir anlaşma sağlanmadan ve Azerbaycan’ın onayı olmadan sınırın açılmayacağını belirten demeci, ne de Hükümet sözcüsü Cemil Çiçek’in “Bakü’yü üzecek bir adım atmayız” sözleri oluşan..
24 Nisan Baskısı Altındaki Yol Haritası Yol Kazasına Dönüşebilir…Sinan Oğan, TÜRKSAM Başkanı
Yıllardır değişik alanlarda olduğu gibi uluslararası ilişkilerde ve sorunlarda hep bir haritadan bahsedilir. Bu öyle bilindik kâğıt üstünde neyin nerede olduğunu gösterir bir harita değildi. Genellikle sorunlu konular için kullanılırdı. Bu sihirli sözün adı “Yol Haritası”ydı. Türkiye’de de birçok alanda kullanılmaktaydı bu sihirli sözcük ama bu kelimenin daha çok kullanıldığı alan uluslararası ilişkilerin sorunlu alanıydı. Örneğin Filistin Sorunu, Kıbrıs, Irak gibi konularda “Yol Haritası” sözü oldukça sıkça duyduğumuz bir tabirdi. Türk Dil Kurumu sözlüğüne baktığımızda “Yol Haritası” sözü “Belirli bir konuda amaca ulaşmak için yapılması gereken işler bütünü” olarak tanımlanmaktadır. Özgür ansiklopedi Vikipedia’da da “Yol Haritası” sözü “Bir projenin fiili veya teorik hedefine ulaşabilmek için, yapılması gerekenleri öngören taslak, çizim şablonu veya sunuma verilen genel ad” olara..
AYVAZ GÖKDEMİR'DEN
MONŞER- MİSTER -YOLDAŞ veya YABANCI
Tanzimat'tan sonra bizde millî kültür ve medeniyetimizle, bizi biz yapan «değerleriyle» ve tabiatıyla milletimizin büyük bütünüyle manevî rabıtası çok zayıf, hattâ hiç yok denilebilecek bir aydınlar nesli yetişti. Bugün de canlı numunelerini pek çok gördüğümüz bu aydınların birinci hususiyeti, Batı'ya aşırı ve körükörüne bir hayranlık ve ikincisi de bilgisizlik sebebiyle, millî olan değerlere bîgânelik ve hattâ yer yer düşmanlıktır.
Uzun bir ömrün imkânları içinde Cumhuriyet ve hattâ çok partili devremizin de şöhretli gazetecilerinden biri olan Hüseyin Cahit Yalçın, edebî hâtıralarını anlatırken şöyle diyor: «Bütün kültürümü Garb'a, bilhassa Fransa'ya borçluyum. Üzerimde Şark eserlerinin hiç bir tesiri olmadı. Arapça ve Acemce tahsilimiz zâten noksandı. O lisanlarda yazılmış bir şey okuyamazdık. Eski ve yeni Türkçe eserlere de veda etmiştim. Çocukluğumda anlamadan okuduğum Divan Edebiyatımdan da ..
Bizler çok eski dostlarız. “Dostlarız” diyorum. Çünkü bizleri bir araya getiren fikrî beraberlik yani Türkçülük mefkûresi, dünya var oldukça, Bilge Kağan’ın deyişiyle “Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe” ilânihaye devam edecek bir ülkü beraberliğidir. Bizlerin bir özelliği daha var. Bu ülkü beraberliği “pazara kadar değil, mezara kadar” ifadesi ile ilk nazarda kararlı bir deyiş gibi görünse bile, bizlerin beraberliğini izahta çok cılız kalır...Devamı >>
Amaç
ESKİMEYEN DOSTLAR
Biz 12 Eylül’den evvel Ülkücü mücadelede fiilen bulunmuş, vatanımız ve milletimizin menfaatleri doğrultusunda hiç bir fedakârlıktan kaçmamış bir dönemin mensublarıyız. Yaşlarımız 50'nin üzerinde. 80 yılına kadar mücadele ortamı içerisinde bir hayli müşterek hâtıralarımız olmasına rağmen hayat telâşı içerisinde birbirimizi ihmâl ettiğimizin farkındayız...
Devamı >>