Ülkücü Fikir adamı Yazar Hakkı ÖZNUR’un Türk Solu ve Derin sol kitabıyla ilgili, Bugün Gazetesinde iki gün süren ,büyük ilgi uyandıran ve dikkat çeken tarihi röportajı.
- Bunlar, “CIA” nın devrimcileri” “Soros’un Çocuklarıdır.
- Sol içi çatışmalarda 2000’den fazla militan öldü Solcular Solcuları Öldürdü.
-Terör Örgütü PKK 15 bin militanını İnfaz etti. Yaptığı İnfazları Devlete yıkmaya Çalıştı.
- 1 Mayıs 1977 Taksim olaylarının baş sorumluları Maocular ve Moskovacılardır
- ABD Maocuları Sovyetler DİSK, TKP, TİP, TSİP vb Moskovacı Solu Kullanmıştır:
6. Ciltlik “Ülkücü Hareket” “Cahşların Savaşı” “Derin Sol”, “1993 Örtülü Darbe” adlı tarihi öneme sahip kitapların yazarı, Ülkücü fikir adamı, Hakkı ÖZNUR, Türk Solu’nun darbecilerle, cuntalarla ilişkili olduğunu, darbesever Türk Solu’nun hep oligarşiye hizmet ettiğini Sol İçi çatışmalarda 2000 militanın öldüğünü yine PKK terör örgütü’nün, 1..
1 Mayıs 1977 Taksim'de yaşanan faciayla ilgili çok şeyler yazıldı, konuşuldu. Bunların tamamına yakınında, olayları Devlet içinden bazı güç merkezlerinin tertiplediği ifade ediliyor, amacın solun önünün kesilmesi olduğu, bunun da ötesinde plânlanmakta olan bir darbeye zemin hazırlanmak istendiği öne sürülüyordu.
Bu yılki 01 Mayıs’a, Prof.Dr.Halil Berktay’ın yaptığı açıklamalar damgasını vurdu. Berktay, 35 yıllık ezberin dışına çıkarak, 36 kişinin hayatını kaybettiği facianın baş sorumlusunun doğrudan solcular olduğunu açıkladı.
Açıklamayı yapan sıradan bir kişi değil; 1968’den itibaren Doğu Perinçek’in Aydınlık grubunun baş aktivistlerinden biri olmuş, kendi ifadesiyle 80’li yılların ortalarına kadar bu çizgisini sürdürmüştü. Başka bir ifadeyle 01 Mayıs 1977 olayının aktif taraflarından birinde yer alarak öncesiyle ve sonrasıyla olayları içinden yaşamıştı.
Prof.Berktay çok net bir tablo ortaya koyuyor. 1977’de düzenlenen toplantıyı DİSK, TKP ve ortakları sahipleniyorlar. Bir y..
Dünya’nın en gözde, fakat belâlı bir coğrafyasında yaşamaktayız. Bu coğrafyada bizden evvel yaşayan milletlerin, ne kendilerinden, ne de kültürlerinden bir eser kalmamıştır. Bu coğrafyada yaşayabilmek için çetin ceviz olmak lazımdır. Dedelerimiz bu noktaya çok dikkat etmiş ve binlerce yıl evvel, Bilge Kaan Başbuğumuz ”Ey Türk, üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe senin ilini ve töreni kim bozabilir” cümlesini taşlara kazıtmıştır. Osmanlı dedemiz; ”Devlet-i ebet müddet” demiş, Büyük Atatürk’ümüz "Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır." Diyerek, Türk Milletinin, dünya durdukça, var olacağını veciz sözlerle ilân etmişlerdir. Bu cümleler birbirine paralel manâ ifade eden cümlelerdir.
Devletler maddiyatla kurulmuyor, maddiyatsızlıktan da batmıyorlar. Devletler: ilimle,irfanla,imanla ve ahlâkla kuruluyorlar, ilimsizlikte..
İsrar ederek gelenekselleştirdiğimiz, "3 Mayıs Türkçüler Günü"nü bu sene de eskimeyendostlar olarak görkemli bir şölenle kutladık..
Hem Türkçüler Günü'nün anlamını hatırlattık, hem de uzun yıllardır hayat telaşıyla birbirini göremiyen ülküdaşlarımızın buluşmasına, küllenen dostlukların canlanmasına vesile olduk.
Hasretler giderildi, Aksakallı BOZKURT'lar kucaklaştı ,gelen aileler birbirleriyle tanıştı...
Ve müştereken eğlenildi ,
Konuşmaların çok az olduğu şölende, şiir ve marşlar söylendi, beraber halaylar çekilip, oyunlar oynandı.
Bir hayli popüler ve kıymetli arkadaşımız iştirak ettiler, gelmeleri ile bizi onurlandıran çok kıymetli bu katılımcılara özellikle teşekkürlerimizi arzediyoruz.
Fotoğraflar bölümüne bu kutlama ile ilgili pek çok fotoğraf koyduk.
Bildiğiniz gibi eskimeyendostlar olarak 12 Eylül 1980 öncesi ülkücü harekette mücadele vermiş her arkadaşımız bir kıymettir bu günkü konumu ,siyaseti makamı ne olursa..
12 Eylül 1980 askerî darbe sürecinde tutuklanan ve hâlâ cezaevinde bulunan Muhsin Kehya, darbe sonrası süreçte gerek polis karakollarında ve gerekse hapishanelerde insan aklının almayacağı işkencelere maruz kaldıklarını belirterek darbecilerin yargılanmaya başlamasının, Türkiye'nin geleceği açısından umut verici olduğunu ve darbecilere ve işkencecilere en ağır cezaların verilmesini istiyor.
Muhsin Kehya, 12 Eylül sonrası "MHP Adana Bölgesi Davası" sebebiyle gözaltına alınan, yargılanan ve karakuşi kararlarla hüküm giyen bir ülkücü... Bugün aradan 32 yıl geçmiş olmasına rağmen o hâlâ Elbistan cezaevinde yatıyor. Adana'da Pol-Der'li polislerin işkenceyle kabul ettirdiği suçlar sebebiyle ceza aldığını, 12 Eylül döneminde askeri mahkemelerin adaletli olmayıp, zulüm makineleri gibi çalıştığını söylüyor. Adalet Bakanından da "Bu mahkemelerden çıkan bütün kararlarının yok sayılması için mutlaka bir yasa çıkarılmasını" talep ediyor.
Yıllardır cezaevinde yatan ülkücülerden biris..
şiirim
Şiirim sanık bir Türk sazı ağladarak tellerini,
Adak-adak gezmek ister göylüm Turan ellerini.
Ben bir Turan yolcusuyam elimde bir sönük meşal,
Aman şiirim himmet eyle aman tab'ım bir kanat çal.
Açın kalbim tomarını,bakın nedir baş yazısı;
Evvel Allah gönderendir,sonra Türkün bayatısı.
Turan öyle bir mukaddes kabedir ki her bir daşı
Gölgesinde düşer yere Türkün eğilmeyen başı!
* * TÜRKSOY Uluslar Arası Türk Kültürü Araştırma Teşkilatı 12 Mayıs Cumartesi günü saat:14.00’te Tarihi Türk Ocağı binasında düzenlediği anma toplantısı ile Azerbaycan’ın istiklal ,Türk dünyasının Turan şairi Ahmet Cavat anıldı.
Toplantıya Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Azerbaycan’ın Ankara Büyükelçisi, bazı şair, yazar ve ilim adamları, Eskimeyen Dostlardan Başkan Salih Dilek ,Ali Tekin Çağlav ve Öner Çetinkaya'nın yanı sıra Azerbaycanlı üniversit..
İlk çağlara kadar uzanan bir tarihî geçmişe sahip, coğrafî açıdan ise bir geçiş noktası olan ve 1517'de Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı devletine katılan Suriye coğrafyası, Şam vilâyeti, Halep vilâyeti, Sahal vilâyeti, Dürzü vilâyeti, Sahil vilâyetleri şeklinde yapılandırılarak 400 yıl boyunca yönetildi. Osmanlı devleti döneminde Türk ve uluslar arası belgelerde bugünkü Hatay vilâyeti “İskenderun Sancağı” veya “Sancak” olarak adlandırılmıştır. Sancak’a adını veren İskenderun’un kuruluşu ise Büyük İskender’e kadar uzanmaktadır. Osmanlı devleti döneminde İskenderun Sancağı önemli bir liman kenti olması yanında, 1913 yılında inşa edilen demiryolu ile Bağdat Demiryolu hattına bağlanarak ayrı bir önem kazanmıştır. Bunun yanı sıra bölge, zenginliği ve ticaret yolları üzerindeki stratejik konumu itibariyle de daima ilgi çeken bir yer olmuştur. Nitekim Fransa XVIII. yüzyıldan itibaren bölge ile yakından ilgilenmeğe başlamıştır. Bu çerçevede I. Dünya Savaşı başladığında Fransa, Kiliky..
Bir ülkenin dış politikadaki başarısını belirleyen o ülkenin kendisini nasıl gördüğünden ziyade, başkaları tarafından nasıl algılandığıdır. Söz konusu algılar bir ülke için fırsatlar yaratabileceği gibi, dış politikasının önüne engeller de çıkartılabilir. Son yıllarda Türk dış politikasında görülen dinamizm Balkan ülkelerinde de tartışılıyor. Türkiye’nin özellikle Balkanlar’da neler yapmaya çalıştığı anlaşılmaya çalışıyor. Türk dış politikası Balkan ülkelerinin medyasında daha önce hiç bu kadar yer almamıştı. Diğer taraftan, Türkiye’nin dış politikası da önceki dönemlerden çok daha fazla bölgedeki konferanslarda tartışma konusu oluyor.Türk yetkililer ve Türk diplomatlar Türkiye’nin Balkan politikasının temel parametrelerini değişik vesilelerde açık ve net bir şekilde ortaya koyuyorlar. Ancak resmi açıklamalardan memnun olmayan Balkan ülkelerinin aydın kesimi, genel olarak Türkiye’nin Balkan politikasına ilişkin daha bilin..
Ömrümün en güzel günlerinden birini, geçen ay İran’da yaşadım.
Yunus Emre Kültür Vakfı’nın 20. şubesi Tahran’da açıldı. O kutlu merasimde, Vakıf Genel Başkanı Prof. Dr. Ali Fuat Birkan’ı dinlerken duyduğum sevincin hududu yoktu. Çünkü Tahran’daki konuşmalardan anladım ki Yunus Emre Kültür Vakfı, müstesna şairimizi olduğu gibi anlatacak. Yani Yunus Emre, Selçuklu Türkiyesinde nasıl yaşamışsa, neye inanmışsa, inancını nasıl ifade etmişse, insanlara nasıl bir yol göstermişse bütün dünyada da öyle anlatılacak. Bu çok mu önemli diyeceksiniz. Hem de ummanları dolduracak kadar önemli. Çünkü insanlığın huzuru, dünya barışı... Yunus Emre fikriyatına bağlı. Çünkü Yunus Emre, kavga etmek için değil, gönülleri kazanmak için yazdı ve yaşadı: “Ben gelmedim davi için/Benim işim sevi için. Dostun evi gönüllerdir/Gönüller yapmaya geldim” Yunus Emre’ye göre gönül kazanmak, bir insanın en önemli, en mukaddes vazifelerinin başında yer almalıdır: “Bir kez gönül kırdın ise/Bu kıldığın namaz değil./Y..
Mustafa Kemal ve AfganistanTürkiye’nin en zayıf zamanı, Sakarya Savaşı öncesi... Meclis Reisi Mustafa Kemal Paşa, Milli Müdafaa Bakanı Fevzi Paşa’dan 20 seçkin subay tespit etmesini istiyor; bunlar Afgan ordusuna eğitim vermek üzere Kabil’e gönderilecektir!İkinci İnönü zaferinden sonraki Eskişehir muharebelerinde mağlup olmuşuz, Sakarya’nın doğusuna çekilmişiz. Tetik çekecek tek ele, tek kurşuna ihtiyacımız var, 20 seçkin subayımızı Afganistan’a gönderiyoruz!Mustafa Kemal’in siyaseten çok anlamlı bir hareketi daha vardır: Birinci Dünya Savaşı’nda İngilizlere karşı Medine’de şanlı bir müdafaa yaparak İslam dünyasında büyük saygı kazanmış olan “Medine Müdafii Fahrettin Paşa”yı, Afgan Kralı Emanullah Han’a “büyükelçi ve fevkalade delege” olarak göndermiştir.Çünkü Afgan Kralı Emanullah Han, bölgeye hâkim olmak isteyen İngiltere’ye karşıdır. İngilizlerin onu devirmesini önlemek için ordusunu güçlendirmek gerekmektedir...En karanlık günlerdeMustafa Kemal de Anadolu’da Yunan ordusunun gerisin..
Aksaray Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve İ.İ.B.F. Dekanı Prof. Dr. Sencer İmer, ORSAM Su Araştırmaları Programı’nın sorularını yanıtladı. İmer, Ortadoğu’daki su meseleleri bağlamında birçok konuya temas ederek suyun bölge siyasetindeki önemini anlattı. Türkiye’nin geçmişte Ortadoğu’daki su sıkıntısının aşılması için gösterdiği çabalara ve İsrail’in su politikalarındaki ince manevralarına vurgu yapan İmer, Ortadoğu’da halk isyanlarıyla başlayan ve uluslararası müdahaleye varan olaylara farklı bakış açılarıyla da bakılabilmesi gerektiğini söyledi. İmer, Libya ve Mısır’ın su projeleriyle İsrail bağlantısına dair ilginç noktalara dikkat çekti.ORSAM: Türkiye’nin su kaynakları açışından durumu ve Ortadoğu ile ilişkilerini değerlendirebilir misiniz?Sencer İMER: Su konusunda bölgemizi ve Türkiye’yi konuşacaksak eğer, bölgemiz kişi başına düşen su bakımından dünyada en az suyun düştüğü bölgedir. Kuzey Afrika ve Ortadoğu bölgelerine göre iyi durumda olan ülkeler Türkiye, Irak ..
( Yukarıdaki resim,aşağıdaki anlatımın sahibi Abdulkadir TAVŞAN beyin 1951 yılında Kore'deki Türk Tugayının nizamiye kapısında çektirdiği fotaraftır.."Bozkurt'a ve Tanrı Türkü Korusun,yazısına dikkat,eskimeyendostlar" )
Kalabalık bir grupla Çanakkale’deyiz. Akşam vakitleri. Herkes yorgun, araçlarına binmek, koltuklarına yaslanmak, ertesi güne iyice dinlenmiş olarak uyanmak istiyor. Bir “Çanakkale Zaferi”ni anma programını daha, “başka şekilde nasıl hatırlanmalı bu ve benzeri günler” diye düşünmeye fırsat vermeden, kendince dolu dolu geçirmiş olmanın huzuru, üzerimize düşeni yaptık kayıtsızlığıyla uyumak, yeni bir güne/gündeme uyanmak.
Araçları bekliyoruz, bir yandan bir şeyler içerek. Herkes gruplar halinde bir köşede sohbete dalmış, tek başına olanlar da iki günlük yoğun programın sonunda içinde bulunduğu kalabalığın dilini çoktan sökmüş ve birilerine eklemlenmişken, elinde çay fincanı tek başına, sessiz sedasız oturan bir adam dikkatimizi çekiyor.
Kore gazisi olduğunu ..
5 Haziran l977 seçimlerinden sonra rahmetli Alparslan Türkeş bey beni yanına çağırarak gitgide artan Şark meseleleri ile özel ilgilenmemizi, memleketin geleceği bakımından bu hain bölücü güçlere karşı bölge halkını uyanık tutmak ve organize etmek için teşkilatlanmaya gidilmesi konusunda bize talimatlar vermiş, bu husustaki görüşlerini de bize anlatarak yol göstermişti.
Biz de bu konularda bizden daha tücrübeli olduğuna inandığımız Ergani Çüngüş bölgesindeki Şadili aşiretinden Diyarbakır ülkücü gençlik teşkilatının kurucu başkanı Vedat Güldoğan beyle ve Urfa’nın Öncel aşiretinden Ankara’daki ülkücü işçi hareketinin önderlerinden Abdurrahman Öncel’e durumun ehemmiyetini de anlatarak kendilerine bu konuda özel faaliyet göstermelerini rica ettik.
Bu arkadaşlarımız da zaten bizimle aynı şeyleri düşünüyorlarmış. Kendileri de ayrıca Türkeş beyle görüştüler. Ve yakın dostlarıyla birlikte derhal ciddi..
Bizler çok eski dostlarız. “Dostlarız” diyorum. Çünkü bizleri bir araya getiren fikrî beraberlik yani Türkçülük mefkûresi, dünya var oldukça, Bilge Kağan’ın deyişiyle “Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe” ilânihaye devam edecek bir ülkü beraberliğidir. Bizlerin bir özelliği daha var. Bu ülkü beraberliği “pazara kadar değil, mezara kadar” ifadesi ile ilk nazarda kararlı bir deyiş gibi görünse bile, bizlerin beraberliğini izahta çok cılız kalır...Devamı >>
Amaç
ESKİMEYEN DOSTLAR
Biz 12 Eylül’den evvel Ülkücü mücadelede fiilen bulunmuş, vatanımız ve milletimizin menfaatleri doğrultusunda hiç bir fedakârlıktan kaçmamış bir dönemin mensublarıyız. Yaşlarımız 50'nin üzerinde. 80 yılına kadar mücadele ortamı içerisinde bir hayli müşterek hâtıralarımız olmasına rağmen hayat telâşı içerisinde birbirimizi ihmâl ettiğimizin farkındayız...
Devamı >>