UNUTULMAYAN İSİMLER
Ölümünün 14. Yili münasebetiyle bir ülkücüyü anarken
ArşivVahit TÜRK
Türkyurdu Haziran 2010 Cilt: 30 | Sayı : 274 Yılların ötesinden bir Türk kocası türküde “İnsan kısım kısım, yer damar damar” diye seslenir. İnsanlar elbette, insanlığın başlangıcından beri kısım kısım insanı gördüler ve insanlık yaşadıkça da görmeye devam edecekler. Bizlere de hayat, yaşadığımız kısa süre içerisinde çeşit çeşit insanı gösterdi ve göstermeye de devam etmekte. Bu elbette takdir-i ilahi. Her şey zıddıyla kaim…Yüce Tanrı, belki de en büyük mucizesini insanda gösterdi. Milyarlarca insan ne şekil olarak, ne de düşünme biçimi bakımından biri birine benzedi. Bu kadar büyük benzemezliğe rağmen, insanları genel özelliklerine bakarak zaman zaman tasnife tabi tutar ve şu şöyledir, bu böyledir diye hükümler veririz. Halbuki insan, yaradılışı icabı her durum ve şartta farklı bir kişilik sergileyebilir, beklenmedik bir tavır ortaya koyabilir.İnsanlar, diğer bütün canlılarda o..
SADİ SOMUNCUOĞLU
Türkiye’nin, devletin kuruluş esaslarını yıkacak bir yola girmemesi gerektiğini söyleyen Somuncuoğlu vatanını, milletini düşünen şuurlu vatandaşların referanduma “Hayır” diyeceğini belirtti. Sadi Somuncuoğlu, ‘Hayır’ kararının gerekçesini şu sözlerle açıkladı:
“Demokratik hukuk devletlerinde olduğu gibi yargının bağımsızlığı devlet ve millet için vazgeçilmez bir temel ilkedir. 12 Eylül referandumundan eğer ‘Evet’ çıkarsa, HSYK, ve Anayasa Mahkemesi yürütmenin kontrolüne geçecektir. Artık yargı bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü, demokrasi, insan hakları başta olmak üzere toplumun huzur ve refahını temin eden ilkeler tehdit altına giriyor demektir. Bu aşamada, mahalli mahkemelerin bile iktidar mensuplarının ve hatta il, ilçe yöneticilerinin keyfi muamelelerine maruz kalabileceğinin herkes tarafından düşünülmesi gerekmektedir.”
TÜRK MİLLETİ İÇİN VAHİM SONUÇLAR DOĞURUR
Türk milletinin bin yıllık egemenliğinin “paylaştırılmak” istendiğini belirten Somuncuoğlu, “Adal..
Adam profesör olmuş, hem de hatırlı cinsinden edebiyatçı. Milletin önünde; “geçmiş zaman içinde beni haksız yere işimden attıklarında, kızım göz yaşlarını tutamamıştı. İşte bunun için oyum evet olacak” diyormuş. Profesörün nefsinden ibaret şu dünyasına bakın. Bugün akan göz yaşlarına, hem de şehidin kanıyla karışık gözyaşlarına, ateş düşen ocaklara, hukuk adına işlenen cinayetlere, zulümlere, “evet” dediği şeyin ne olduğuna bakmadan ve bütün bunların baş sorumlularına aldırmadan “evet” diyecekmiş.
Ne gam, demokratikleşiyoruz ya, sen ona bak.
Medyada manşet olmuş, iktidar PKK ile anlaştı diye. AKP’de derin bir sessizlik. Nihayet “Medya ve Tanıtım Başkanlığı” imzasıyla bir açıklama yapılmış: “AK Parti’nin ve AK Parti hükümetinin illegal bir örgütle masaya oturması, müzakere yapması söz konusu değildir ve olamaz.” Altında kişi ismi olmayan..
BASINDAN SEÇMELER / ‘Türklük’ bahsinin bilimsel sakıncaları!
İskender ÖKSÜZ - STAR
Anayasa’nın “Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı herkese Türk denir” ifadesine “Irkçı! Irkçı!” diyenler hislerine biraz derinlemesine baksınlar. Mefhumu muhalifinden kendi ırkçılıklarının yansıdığını göreceklerdir. İSKENDER ÖKSÜZ Prof. Dr. Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Dünyayı gizli güçler yönetmektedir.”Aslında biraz karışık oldu. Hangileri? Sıraya sok bakalım, falan... Basitleştirelim:“Dünyayı gizli bir güç yönetmektedir.”Hah şöyle!
Bu hükmün sayısız faydaları vardır. En birincisi, sorumluluk hissinden, “durum kötü, bir şeyler yapmalıyım” diyen iç sesten kurtarır. Çünkü koskoca dünyayı yöneten koskoca güç karşısında sizin yapabilecekleriniz yok mesabesindedir. İkincisi, dünyayı anlamak için çırpınmanıza; olup biten hakkında ayrıntılı bilgi toplamanıza; bu bilgilerin çözümlenmesi için sosyolojiydi, tarihti, milletlerarası siyasetti, az biraz öğrenmeye çalışmanıza gerek kalmaz. Dü..
PKK Kendi Açılımının Peşinde
2 Eylül 2010Nuri GÜRGÜRPKK’nın “eylemsizlik” kararının taktik bir tavır olduğu, örgütün ilk aşamada “iki milletli devlet” hedefine kilitlendiği, gündemi kontrolünde tutarak sonuca ulaşmak istediği ortadadır. Bu tablonun net biçimde görülmesine rağmen, liberal kesimlerde hala farklı yorumlar yapılıyor; hayallerinde ürettikleri seraba önce kendileri inanıyor, sonra da kamuoyunu inandırmaya çalışıyorlar. Aralarında ateş kes kararını örgütün yenilgisi şeklinde değerlendirenler de var: “PKK’yı Kürtler dize getirdi. PKK’yı ateş kes ilan etmeye Kürtler zorladı. Kürtlerin iradesi PKK’yı dize getirdi ve şiddeti sona erdirdi. PKK’nın ilan ettiği ateşkesin, Kürtlerin PKK karşısında zaferi olarak yorumlamak en doğrusu.” (Mümtazer Türköne, Zaman, 17 Ağustos 2010)
Olay bu derece kesin hükümlerle yorumlandıktan sonra normal olan gelişmelerin yakından izlenerek, gerçeklerle örtüşüp örtüşmediğinin sorgulanmasıdır. Ancak liberal kalemler bunu yaparak ve yanıldıklarını if..
Ateşkes İlanı PKK’nın Taktik Manevrasıdır
16 Ağustos 2010Nuri GÜRGÜRPKK 15 Ağustos’tan başlayarak referandumdan sonraki haftaya, 20 Eylül’e kadar “ateşkes” ilan ettiğini açıkladı. 01 Haziran’dan itibaren eylemlerini yoğunlaştıracağını ilan eden hatta bütün Türkiye’yi kan gölüne çevirmekten bahseden örgütü şu sıralarda bu kararı almaya sevk eden sebepler nelerdir? Stratejik bir değişim mi, taktik bir manevra mı söz konusu? Bu kararın iç ve dış politikada etkileri nasıl olacaktır? Bu ve benzeri soruların cevaplarını arayarak, doğru ve gerçekçi tahliller yapmak, vakit geçirmeden muhtemel etkileri hesaplayarak tedbirler aramak mecburiyetindeyiz. Aksi takdirde inisiyatifi eline geçirmek, gelişmeleri kontrolüne almak amacında olan örgüt, aradığı ortamı yakalamış olur.
Irkçı, etnik milliyetçi Kürtçülük hareketinin eylem kanadını oluşturan PKK’nın saldırılarını durduracağını açıklaması sıradan bir karar olarak algılanamaz. Öcalan’ın talimatıyla hazırlanan ve 2000 yılında örgütün Kandil’d..
RAMAZAN BAŞLARKEN-Orhan KAVUNCU
Âlemlerin Rabbi olan, tek ilâhımız olan Allah’a hamdolsun. Sen övgülerin en yücesine, duaların ve kullukları en içtenine lâyıksın. Senden daha büyük yoktur. Sana en temiz halimle yalvarmak isterim. İçimi ve dışımı temizlemiş olarak sana yöneliyorum. Ne kadar temizlenirsem temizleneyim, karşında kendimi kirli, zayıf, zelil, biçare hissediyorum Allah’ım! Sen beni böylece kabul buyur. Dualarımı kabul buyur.
Sana ne kadar hamd ü sena etsek, verdiğin nimetlerin karşılığı olmaz. Nimetlerin karşısında büyüklüğünü idrak etmeye çalışmaktan, sana şükranlarımızı sunmaktan başka bir şey yapamayız Tanrım. Ve bunları da yeterince, sana yakışan şekilde yapmaktan aciz kullarınız Yarabbi. Tek tesellimiz bu aczimizi biliyor, senin de bunu bildiğimizi biliyor olmandır Allah’ım
Sana şükrederiz çünkü Kitabını gönderdin, Cebrail’le gönderdin, Efendimize gönderdin. Cebrail’den başka meleklerin de var Yarabbi. Onların da bizim bildiğimiz bilmediğimiz, bize bildirdiğini bi..
Ramazan Müjdesi (10 Ağustos 2010)
Ramazan'ın ilk günü ile birlikte nur ve feyiz dolu bir mevsimi yaşamaya başlarız. Kâinat şenlenir, dünya Cennetten süzülen nurânî bir hava ile dolup taşar.. Ulvi âlemlerin masum ve mübarek sakinleri öbek öbek mü'minlerin çevresini sarar. Rahmet ülkesinden müjdeler, kâinatın Rabbinden selâmlar ve mağfiret ümitleri getirir, Ramazan ayı...Mukaddes kelâmın nazil oluşunun yıldönümünü mü'minlerle birlikte cinler, melekler; ağacı, çiçeği, böceği, kurdu, kuşu, denizi ve deryasıyla yaşlı dünyamız da kutlar. Görünen ve görünmeyen âlemlerde tam manâsıyla bir bayram havası yaşanır.Bu ayın Cenâb-ı Hak katında müstesna bir yeri vardır. Yüce Rabbimiz kendisine muhatap olarak seçtiği kullarına sonsuz rahmetinin en geniş tecellilerini bu aya tahsis eder. Başta Kur'ân-ı Kerim olmak üzere! Tevrat, Zebur ve İncil gibi diğer semavî kitapların da bu ayda indirilmiş olması, bu günlerin kıymet ve kudsiyetini artıran diğer bir husustur.Mü'minler..
Osman Baydemir’in Hezeyanlarının Düşündürdükleri
2 Ağustos 2010Nuri GÜRGÜRDiyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir Kürtçülüğün siyasî rol haritasını açıkladı. Bunun, Tunceli’de düzenlenen Munzur Kültür ve Doğa Festivali programı içerisinde yapılması çok önceden plânlandığını gösteriyor. Festivali düzenleyen Tunceli Belediyesi, 1937-38 Dersim ayaklanmasının elebaşısı olarak yakalanıp idam edilen Seyit Rıza’nın gösterişli bir heykelini kent merkezine dikti. Açılışını festival tarihine denk getirmek suretiyle bir yandan Türkiye Devleti’ne ve Cumhuriyet’in yasalarına meydan okurken, diğer yandan bölge halkına uygulamaya koymaya niyetlendikleri “özerklik” projesine ilişkin etkili bir mesaj verilmesi düşünüldü. Ayrıca örgütün Tunceli’de düzenleyeceği toplantı ve yürüyüşlerde, ziyaret edilip saygı duruşunda bulunacakları, gösteriyi başlatacakları bölücü fitnenin Türkiye Devleti’ne baş kaldırışını sembolize eden “anıt-mahal” belirlemiş bulunuyorlar.
İki ay kadar önce Diyarbakır’da ..
Kayseri-Sivas karayolu üzerindeki Kültepe Höyüğü'nde yapılan kazılarda bulunan Asurlu bir tüccara ait iskeletin incelemesi sonucu, yaklaşık 4 bin yıl önce, kafatası açılarak, beyin zarı iltihabı operasyonu yapıldığı tespit edildi.****
** A.A Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 1948 yılından beri arkeolojik kazıların devam ettiği Kültepe-Kaniş Karum kazı alanında, 2010 yılı kazılarının Kaniş bölgesinde başladığını, kazının ilk gününde ise çok önemli bir mezar bulduklarını söyledi. Kulakoğlu, mezarı dikkatli bir şekilde kazdıklarını, kazıda Asurlu bir erkek tüccara ait kemikler ile silah ve özel eşyalarını bulduklarını belirterek, şunları söyledi: 4 BİN YIL ÖNCE BEYİN AMELİYATI ''Kaniş tepesinde kazılara başladığımız ilk gün, daha doğrusu temizlik çalışmaları sırasında bir mezar bulduk. Koloni çağına ait 4 bin yıllık mezarda, olasılıkla ..
KOLEKTİF HASTALIĞIMIZ YA SİYAH YA BEYAZ
Prof. Dr. İskender Öksüz
12.07.2010
Psikolojide ‘ya hep ya hiççilik’ veya ‘siyah-beyaz; hiç gri yok’ diye tarif edilen bir ruh hali var. Ya mükemmelsiniz ya berbat. Arası yok. O yüzden süper kahramanlarla süper kötüler arasında salınmaktayız
Nasılsınız? Çok çok çok mu iyisiniz? Kendinizi hiç olmadığınız kadar mükemmel mi hissediyorsunuz? Yoksa berbat mısınız? Hayatınız boyunca daha kötüsünü hatırlayamadığınız kadar kötü müsünüz?
Psikolojide “ya hep ya hiççilik” veya “siyah-beyaz; hiç gri yok” diye tarif edilen bir ruh hali var. Yukarıdaki acayip hatır soruları bu hastalığa uygundur. Ya mükemmel olacaksınız yahut berbat. İkisinin arası yok.
Eline yeni kalem alanlar, yaratıcı yazarlık adına üç şeyi keşfediverirler: Olursunuz daha usta hatta ozan, devirirseniz cümleleri baş aşağı... (Hafazanallah!) İkincisi herkesin kullandığı kelimeleri yerine, yanlış-doğru aramadan farklı kelimeler kullanmaktır: Meselâ süre yerine sür..
Bu yazı ülke yönetiminin değişik kademelerinde söz sahibi olanların vicdan ve nefis muhasebesi yapmalarına yardımcı olacağı düşüncesiyle kaleme alınmıştır.
Adalet çok geniş boyutlu bir kavram olup insanların bütün zamanlarda karşı karşıya kaldıkları bir olgudur. Hayatın genel akışı içinde ve kişilerin yaşantılarının her anında ortaya çıkan kazanç veya kayıp, haklılık veya haksızlık, sorumluluk veya sorumsuzluk, mükafat veya ceza gibi unsurları adalet kavramı içinde ifadelendirebiliriz.
Adalet, en çok ihtiyaç duyduğumuz yaşam alanlarından biridir. Ekonomi, sosyal yaşam, hukuk ve eğitimde kısaca hayatın kendisinde ve insanlıkta adalet…
Zulmün kaynağı adaletsizliktir. Bütün kötülük ve zalimlikler ancak adaletin zayıfladığı ortam ve topluluklarda yeşerir.
İlahi düzenin temeli de adaletin tam gerçekleşmesine dayanır. Bu nedenle dünyadaki iyilik ve kötülüklerin karşılığı hesap gününde mükafat veya ceza şeklinde karşımıza çıkacak ve hiç kimse en küçük bir adaletsizliğe uğramayacaktır. İl..
İskender Öksüz
Aydın modasında yeni trendler Fikirlerin modaya uygunluğu şart... Gerçeğe uygunluk gerekmiyor. Peki içinde yaşanılan toplumun değerleri ve menfaatleri? Burada bir kural var gibi: Aydın olmak istiyorsanız, savunduklarınızın toplumunuzun görüş ve menfaatlerine mümkün mertebe ters olmasında yarar var.İkinci Dünya Harbi’ne kadar Batı entelektüeli, dünyada geri ve ileri ırklar bulunduğuna, gerilerin yok olup ilerilerin hâkim olacağına iman etmektedir. Bernard Shaw, geri ırkları ortadan kaldırmanın en insanî yolu diye -yarı şaka, yarı ciddî- zehirli gazı tavsiye ediyor. Birinci Dünya Harbi’nden önceki aydın teorilerinden biri de harbin insanlara rahmet olduğu, dinamizmi, hayatiyeti arttırdığı...
Birinci harp, dünyayı dehşetiyle sarstıktan sonra entelektüeller, gözlerini kırpmadan bu sefer kayıtsız şartsız sulhçu oluyor. Bu arada geri ırklar düşüncesi ciddiyetle devam ediyor. Hitler asla bu modanın öncülerinden değil. Sonuna ancak yetişiyor.
1930..
Bereketli Harran Ovası hilalinin tam göbeğinde dünyanın en eski tapınağı var; tam 12 bin yıllık.
Göbeklitepe’de küçük bir arazisi olan Şavah amca, 1986 senesinde arazisini sürmeye başladığında, arkeoloji tarihinde bilinen her şeyi alt üst edeceğini bilmiyordu. O gün küçük bir heykel buldu. Bir süre elinde tutuktan sonra, Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi’ne götürdü. Heykelin milattan önce 6-7 binlere ait olduğu belirlendi. Aradan yıllar geçti. 1995 yılında Alman Arkeoloji Enstitüsü’nden Harald Hauptmann tarafından, Şanlıurfa Müze Müdürlüğü başkanlığında yüzey çalışmaları yapıldı, heykelin bulunduğu yerin birkaç metre ötesinde ‘bir şeyler’ vardı. 1996 yılından bu yana Alman arkeolog Klaus Schmidt önderliğinde sürdürülen kazılarda, her yıl birkaç yüzyıl geriye gidildi. Göbeklitepe’de bugün gelinen nokta büyüleyici. Şanlıurfa’nın 17 km doğusunda, bereketli Harran Ovası hilalinin tam göbeğinde dünyanın en eski tapınağı var; tam 12 bin yıllık.
2005 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca b..
Fahri ATASOY
*10 Mayıs 2006 Tarihinde DTCF Çağdaş Türklük Araştırmaları Sempozyumunda Sunulan Bildiri
GİRİŞ
Küreselleşme kavramı son dönemlerde yaşanan olayları açıklamada ve analiz etmede anahtar rol oynamaya başladı. Türklük araştırmalarını “çağdaş” sınırlamasıyla yaptığımızda, bu kavramla ilişkili açıklamamamız pratik faydalar sağlayacaktır. Küreselleşmenin alt yapısını sağlayan bilişim teknolojilerinin yol açtığı sınır tanımayan iletişim imkanı ve soğuk savaşın sona ermesiyle ortaya çıkan yeni sosyal durum göz önüne alınmadan geniş coğrafyadaki Türk Dünyası ve Kültürü açıklanamaz. Demir perde yıkılmadan, bu sınırların ötesinde bir Türklük aleminden sadece romantik duygularla bahsederken, somut gerçekliğin farkına ancak varabildik. Daha yakın ilişkiler kurmaya ve bu alanla ilgili somut projeler üretmeye başlayabildik. Dünya bir taraftan küreselleşme adıyla enternasyonalist evrenselciliğin etkisine girerken, diğer taraftan da milli kültürlerin yeni imkanlarla dünya sahnesinde..
Değerli Basın mensupları,2005 yılında Kırgızistan’da Askar Akayev yönetimi devrilerek Kurmanbek Bakiyev başa gelmişti, fakat Bakiyev iktidarı 5 yıllık süreç içinde, hem iç hem de dış politikada başarısız bir yönetim sergiledi ve bir anlamda kendisine karşı devrimin zeminini hazırladı. Ve Bakiyev de kendi geldiği yöntemlerle devrildi ve ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Bu süreçte Kırgızistan yoğun bir çatışma ortamına da sürüklendi. Bişkek yakınlarında Mayevka köyünde 5 kişinin hayatını kaybettiği toprak temelli olarak yaşananlardan sonra Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği olarak, bu çatışmanın sınırlı kalmayacağını, BM’in olaya müdahil olması gerektiğini, aksi halde ülkedeki çatışmaların derinleşerek devam edeceğini 22 Nisan 2010 tarihinde yaptığımız dilekçe başvurusu ile dile getirdik. En fazla korkulan oldu ve Kırgızistan’da etnik temelli çatışması başladı. Hepimizin bildiği gibi Geçici yönetim, ülke içinde huzuru sağlamakta başarısız kalmıştır. 2 aydır ülke içinde zaman zama..
O MISRALAR TÜRK BAYRAĞINA NASIL YAZILDI?
06.06.2010 01:30 Odatv.com
Şehit tabutlarının üzerinde; İsraillilerin saldırdığı Mavi Marmara’da; gösterilerde, tribünlerde, haberlerde; her yerde o var. Türk bayrağından söz ediyorum. Hayatın içinde bu kadar çok Türk bayrağının olmasının nedenini, toplum ve siyaset bilimcilerine bırakıp, meselenin bambaşka bir yönünü yazmak istiyorum. En güzel bayrak şiirini kim yazdı? Günlerdir şehit cenazelerini gördükçe, kendimi hep bir şiiri mırıldanırken buluyorum. Üstelik şairi, siyasi olarak hiç anlaşamayacağım biri…“Bayrak şiirimi 35 yaşımdayken yazdım. Adana Erkek Lisesi’nde edebiyat öğretmeniydim. Hatay, Gazi’nin gayretleriyle Türkiye’ye bağlanmıştı. O konudaki çalışmaları 1938 yılında başlamış, 1939 yılında neticeye ulaşılmıştı. Türkiye, yeni bir sevinç içindeydi. Bu sevinci, Adana da büyük coşkunluklarla yaşıyordu. Adana’nın Fransız işgalinden kurtuluşu 5 Ocak 1922’dir.Bu bakımdan her sene, 5 Ocak gününde Adana’..
Sadi Somuncuoğlu
Önce genel durumun özetini verelim. Hemen söyleyelim ki iyi günlerde değiliz. Kamu düzeni çatırdıyor. Toplumda müthiş bir gerginlik var. Güven ortamı çöküntü içinde. Dinleme ve şantaj vakayı adiyeden olmuş. Kişiye, aileye, devlete, şirkete ait mahremler, medya raflarında. Korku toplumu yaratılmış. Borç batağındaki ekonomi üretemiyor, istihdam yaratamıyor, işsizlik kol geziyor. Köylü-çiftçi bitmiş, iş yerleri iflasta, açlık-yokluk had safhada. Hile, tertip, yalan, dolan, vurgun-soygun tepelere çıkmış, bakan çeken yok. Resmi bilgilere göre, 2002-2009 arasında, 7 yılda 16.038 intihar vakası yaşanmış. Cezaevleri dolup taşıyor. Kültürümüze yabancı cinayetler, cinnet halleri akıl almaz tırmanışta. Helal-haram birbirine karışmış. Aileler yıkılıyor, ahlak ve muhafazakar yapı çöküyor. Saç saça, baş başa bir kavga gözleri kör etmiş. Tedbir alacak kurumlar kendi derdinde.
Ortada laf ebeliğinden, yangına körükle gitmekten başka bir şey yok “Demokrasi” diye diye;..
Sinekler kartallardan hoşlanmaz. Kartallar da sineklerle ilgilenmez.
Sinek avcısı olan örümcektir. Örümcek ağ kurarak; ağa düşen, ağa yakalanan
sineklerle beslenir. Onun gıdası odur. Kartal, sinek avcısı yapıldığında kartal
olmaktan çıkar. Kartalların sineklerle alıp veremediği yoktur. Çünkü örümcek
huylu değildirler. Kartal, kartal gözüyle yerdeki avını iyi görür. Sinekle
beslenmeye başlayan kartal, kartallığın yüz karasıdır. Diğer kartallar, onun
ahmak diye nitelendirirler. Ahmaklık yaşta değil baştadır. Kartalın zaferi,
savaşçı oluşu ve sabrıyla mümkündür. Sinekten nefret eden kartal mizacı, sinek
yemeğe zorlanırsa bozulur.
Kartal ve sineğin
yaradılışları ve dünya görüşleri birbirinden farklıdır. Kartal, avını çok
yükseklerden görüp, ona doğru uçarak üzerine çullanır. Bağımsız, özgür bir
yaradılışı vardır. Buna karşılık sinek, yiyeceğinin üzerine konar.
Pekmezcilerin çevresinde dolanır. Hazır yiyecek arar. Kartalın temizliği
..
ÜLKÜDAŞIM
-Salih (DİLEK) Reise ithafen-
Yüreklerimiz yüreklerimizde
Bir başka atardı ÜLKÜDAŞIM
Bin ok yesem, ölmeyeceğim diye
Haykıran dudaklarımızdan;
Ümit ve zafer marşları dökülürdü.
Gök kubbeyi indirseler başımıza
Bir yumruğumuz, bin yumruk olurdu ...
Ne oldu bize ÜLKÜDAŞIM
Neler oldu bizlere?..
Hangi rüzgâr ayırdı bizi bizden
Hangi rüzgârlar?...
Unuttuk mu TANRI DAĞLARINI?...
KÜRŞAT'IN;
VEY ırmağını çınlatan nara'sı
Silindi mi kulaklarımızdan?...
Bir zamanlar mıydı ÜLKÜDAŞIM,
Bir başka zamanlara mı
Gömüldü hatıralarımız?...
Evet... Gençtik, çelik gibiydik!
Aynı zamanda açtık, açtık ama
Bir ekmeği binlerce paylaşıyorduk!
Bir zamanlar evet &..
Eskimeyendostların muhabbet meclisinde Bozkurt reislerinden Muhittin ÇOLAK cebinden bir şiir çıkararak okudu, şiir vatan hasretini dile getiriyordu, kimin yazdığını sorduğumda :
"1952-53 yılının kış aylarında Paris'te Sen nehri kıyısında donmuş bir erkek cesedi bulunur, üzerinde kimliğini belirtilen bir evrak da yoktur, ancak cebinden çıkan bu şiirden ötürü Türk olduğu anlaşılır ve cenaze Türk elçiliğine teslim edilir."
1972 yılında ülkücülerin yayın organı Töre Dergisinde rahmetli Prof.Dr.Necmettin HACIEMİNOĞLU bu şiiri yayınlar.
Hafızalarımızı tazelemek dost bildiklerimizi hatırlamak maksadı ile bu şiiri biz de yayınlıyoruz.
PARİS AKŞAMLARI
Bu kent her şeyiyle bana yabancıCaddeler, binalar, bütün insanlar...Öyle hasretim ki ezan sesineArarım çevremde minare, camiLakin takılırım çan kulesineHer semtin muhteşem kilisesineYad el elemleri sarar içimi
Uzaklarda yurdum! Burdan çok uzakHer mevsimi güneşli, masmavi göklüCamili, kub..
Yıkın On Gözlü Köprüyü, Ben-u Sen'i, Diyarbakır'da, nefret ettiğiniz Türk(men)ler'e ait bir şey kalmasın ! Akkoyunlu Hükümdarı öz be öz Diyarbakırlı Uzun Hasan'ı, yine Diyarbakırlı Karayülük Osman'ı zaten bilmiyorsunuz ama biliyorsanız da; kahramanlıklarını, Osmanlı'ya nasıl kök söktürdüklerini anlatmayın. 300 yıl Orta Doğu'ya hükmettiklerini resmi tarih bize anlatmadı. Aksine Diyarbakır merkezli öz be öz Türkmen devleti olan Akkoyunlular resmi tarihe göre Osmanlı'yı arkadan vuran hain barbarlardı. Her gün kadim şehirde onlarcasını gördüğümüz eserleri bırakan ve Diyarbakır'ı başkent yapan Artuklular'ı hiç yaşamamış sayın. Diyarbakır ile ilgili en kapsamlı tarihi araştırma olan, 15. Yüzyılda yaşamış İranlı tarihçi Ebubekir Tıhrani'ye ait Kitab'-ı Diyarbekiriye'yi bulduğunuz yerde yakın çünkü o kitapta, Diyarbakır'ın dağını taşını yurt edinen Bayındır Türkmenlerinden dolayı yüzyıllarca Bayındıriye diye bilindiğini anlatır. Bu ..
70 evveli sovyetler destekli komünist hareket Türkiyeyi ele geçirmek maksadıyla yan kurumları ile müştereken harekete geçtiğinde karşılarında meşru müdaafa durumunda ülkücü gençliği görünce önce şaşırmış ama derhal taktik değiştirip teslimiyeti kabul etmiyen milliyetçi gençliğe saldırıya geçmişdi.
Dünde medya bugünkü gibi taraflı idi,banka soyan,adam kaçıran,okulları işgal eden daha doğrusu silahlı komünistleri, devrimci gençler diye gazlıyor,milliyetçi talebelerede (daha doğrusu komünistlere itaat etmiyenlere) komandolar faşistler diye saldırıyor ,halkı yanıltmaya çalışıyor idiler.
Bugün AB 'den fonlanan zihniyet dünde moskovadan besleniyor Türk milletini satma ve aşağılama konusunda birbirleriyle yarışıyorlar idi.
İşte böyle hain saldırılar karşısında direnen ülkücüler hain çeteler tarafından katlediliyor,şehit ediliyorlar idi ( Bugünde PKK eşkiyaları tarafından şehit edildikleri gibi )
23 KASIM 1970 de Ankara beşevlerdeki yatılı erkek teknik yüksek öğretmen okulu öğrencisi..
Bizler çok eski dostlarız. “Dostlarız” diyorum. Çünkü bizleri bir araya getiren fikrî beraberlik yani Türkçülük mefkûresi, dünya var oldukça, Bilge Kağan’ın deyişiyle “Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe” ilânihaye devam edecek bir ülkü beraberliğidir. Bizlerin bir özelliği daha var. Bu ülkü beraberliği “pazara kadar değil, mezara kadar” ifadesi ile ilk nazarda kararlı bir deyiş gibi görünse bile, bizlerin beraberliğini izahta çok cılız kalır...Devamı >>
Amaç
ESKİMEYEN DOSTLAR
Biz 12 Eylül’den evvel Ülkücü mücadelede fiilen bulunmuş, vatanımız ve milletimizin menfaatleri doğrultusunda hiç bir fedakârlıktan kaçmamış bir dönemin mensublarıyız. Yaşlarımız 50'nin üzerinde. 80 yılına kadar mücadele ortamı içerisinde bir hayli müşterek hâtıralarımız olmasına rağmen hayat telâşı içerisinde birbirimizi ihmâl ettiğimizin farkındayız...
Devamı >>