Eskimeyen Dostlar
MAKALELER
BÖLÜMLER
ETKİNLİKLER
DUYURULAR
1903 'kez okundu.
2011-01-06
12 Eylül öncesinde ülkücüler - Nevzat KÖSOĞLU

 

O yıllarda ideolojik söylemlerle örtülmüş bir Türk-Rus savaşı yaşanıyordu. Avrupa'nın herhangi bir devleti için ifade ettiği anlamın çok ötesinde bir gerçekliği ve tehdidi içeren bu savaş, Türkiye'yi içeriden ele geçirerek çökertmek yöntemini izliyordu.



1878'de Yeşilköy'den, İngilizlerin tehditleri altında, zafer anıtını dikerek geri çekilen Rusya yüz yıl sonra, bir kısım Türk'ün yukarıda dokunduğumuz gafletini kullanarak Ankara'ya girmenin mücadelesini veriyordu. Çok güçlü bir silahları vardı ve bunu kullanmakta önemli bir birikime sahiptiler. İktisadi kalkınma, adil bir gelir dağılımı, rüşvete, vurguna karşı mücadele, yabancı devletlerin müdahalelerinden kurtulmuş tam bağımsız bir Türkiye... Bütün bu sloganlar elbette ki, manevi cihazlanması darbelenmiş, milli şuuru yaralanmış; ama doğal milli heyecanları taşkın gençleri kendine çekecekti. Öyle oldu.

Türkiye'deki gafiller, 'sağcılarla solcular çatışıyor' derken ve Marksistler de bu söylemi yayarken, Komintern toplantılarında Türkiye'nin nasıl çökertileceğinin programları yapılıyor, işin tuhafı Türkiye'de yayımlanan birtakım dergilerde de bu programlar duyuruluyordu. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Doğu Avrupa ülkelerinde yaptıkları ve Afganistan'da tekrar ettikleri yöntemi Türkiye üzerinde Soğuk Savaş adı altında uyguluyorlardı. Ama hesapları tutmadı.

Ülkücülerin başardığı gerçek...

Bugün çok daha yakından biliyoruz ki, 1970'li yıllarda yürüttükleri propagandalar ve asker-sivil hücre çalışmalarıyla hedeflerine çok yaklaştıkları zamanlar oldu; ama sonucu alamadılar. Çünkü olayları anlattığım çerçevede gören, kavrayan, en azından hisseden ve ülkesi için her şeyi yapmaya hazır ülkücüler vardı ve yapıyorlardı. Üniversitelere bütünüyle hâkim olamadılar, sokaklara hakim olamadılar; bu yüzden ordu içindeki örgütlenmeleri, cuntaları da işe yaramadı. İşte ülkücülerin vatan savunması bu idi; Marksist maske giymiş ve çağdaş propaganda silahları ile donanmış Rus yayılmacılığına karşı mücadele.

Ancak bu mücadelenin büyüklüğünü, en ağır bedelleri ödeyerek karşı duran ülkücülerin fedakârlıklarının değerini anlayabilmek için, 'onlar olmasaydı ne olurdu?' sorusunun cevabını düşünmek gerekir.

Ülkücü hareket olmasaydı ne olurdu? Onlar olmasaydı, ordu içindeki Marksist cuntalar, sokakta, üniversitelerde ve devlet kurumlarında kök salan yandaşlarıyla birlikte kazanırlardı. Ve eğer Sovyetler 1980 öncesindeki bu mücadeleyi kazansalardı, Sovyetler Birliği yıkılmazdı. Rusya'nın Türkiye'ye egemen olması, Osmanlı'nın Viyana'ya hakim olmasına benzer. Eğer Viyana'yı düşürebilseydik, yeni bir medeniyet açılışına girerdik ve Osmanlı çökmezdi. Nasıl bir üslup tuttururdu bilinmez; ama Osmanlı'nın Viyana beylerbeyliği yeni bir medeniyet çiçeklenmesinin başkenti olurdu. Çünkü Viyana bir başka medeniyetin merkezi idi ve Osmanlı'ya muhtaç olduğu gücü verecek bir Kızılelma idi. Sovyetler Birliği de Türkiye'yi düşürebilseydi, Ortadoğu ve Akdeniz havzasına inerek, yeni bir açılışa girerdi ve çökmezdi. Rus emperyalizminin yeni bir safhası başlardı. Çünkü Türkiye, Sovyetlere muazzam bir yeni güç, bir yeni gerilim kazandırırdı; onun muhtaç olduğu da bu idi. Gorbaçov'un kitabını okuyun; göreceksiniz ki Sovyetlerin sorunları çok iyi bilinmektedir, önerilen çıkış yolları da doğrudur. Ama, bunları gerçekleştirebilecek sosyal gerilimi Sovyetler kaybetmiştir.

İşte ülkücüler bunu başardılar. Mevzii olaylarda kandırılmış, yönlendirilmiş olanlar bu büyük çaplı hesabın içinde çok küçük materyallerdir ve işin esasını görmeyi engellememelidir. 1980 öncesi Marksistleri, 'aldatıldık, yanlış yollara sürüklendik' diyebilirler; demelidirler de. Çünkü hepsi Türk'tü ve muhtemelen çok büyük bir kısmı "sınıf" kavramından öte, bu milletin çektiği sıkıntıları yüreklerinde duyarak o yola yönlendirilmişlerdi. Aldatılmış olduklarını ve bir süre sonra kendilerini de ezip geçen Kürtçülüğü sırtlarında taşıdıklarını hiç değilse doksanlarda anlamış olmalıdırlar. Fakat hâlâ ülkücüleri onlarla aynı kalıplarda yargılamak hamakatin dik alasıdır. Ülkücüler o yılların acılarını hayatlarının en büyük onuru olarak taşımaya bugün her zamankinden daha çok hak sahibidirler.”

Nevzat Kösoğlu


ÜYE GİRİŞİ
 Beni Hatırla
twitter facebook
E-Bülten
Arama Yap
İLK YAZI (Meriç COŞKUN)
Bizler çok eski dostlarız. Bizleri bir araya getiren fikrî beraberlik yani Türkçülük mefkûresi, dünya var oldukça, Bilge Kağan’ın deyişiyle “Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe” ilânihaye devam edecek bir ülkü beraberliğidir. Bizlerin bir özelliği daha var. Bu ülkü beraberliği “pazara kadar değil, mezara kadar” ifadesi ile ilk nazarda kararlı bir deyiş gibi görünse bile, bizlerin beraber...
AMAÇ (Salih DİLEK)
Biz 12 Eylül’den evvel Ülkücü mücadelede fiilen bulunmuş, vatanımız ve milletimizin menfaatleri doğrultusunda hiç bir fedakârlıktan kaçmamış bir dönemin mensublarıyız. Yaşlarımız 50'nin üzerinde. 80 yılına kadar mücadele ortamı içerisinde bir hayli müşterek hâtıralarımız olmasına rağmen hayat telâşı içerisinde birbirimizi ihmâl ettiğimizin farkında...
STRATEJİK VİZYON (Aksakallılar)
Dünya’nın en gözde, fakat belâlı bir coğrafyasında yaşamaktayız. Bu coğrafyada bizden evvel yaşayan milletlerin, ne kendilerinden, ne de kültürlerinden bir eser kalmamıştır. Bu coğrafyada yaşayabilmek için çetin ceviz olmak lazımdır. Dedelerimiz bu noktaya çok dikkat etmiş ve binlerce yıl evvel, Bilge Kaan Başbuğumuz ”Ey Türk, üstte gök çökmedikçe,...
NAMAZ VAKİTLERİ
Son Eklenen Videolar
KURTBOĞAZI ERKENEKONDAN ÇIKIŞ ŞÖLENİMİZ
"Bir Ülkücülük Hikayesi" - Salih DİLEK - 1.2.2014 - Ocakbaşı Sohbeti
FETHİYESPORLU VE KARŞIYAKALI TARAFTARLAR KARŞILIKLI OLARAK ANDIMIZI OKUDU
NEVZAT KÖSOĞLU CENAZE TÖRENİ
ANDIMIZ
Hakkımızda | Üyelik Koşulları | İlk Yazı | Amaç | **STRATEJİK VİZYON BELGESİ** - **AKSAKALLILAR**
Her Hakkı Saklıdır © 2013 eskimeyendostlar.net