Eskimeyen Dostlar
MAKALELER
BÖLÜMLER
ETKİNLİKLER
DUYURULAR
1630 'kez okundu.
2008-06-02
AYLA CEBECİ İLE DİLÂVER CEBECİ HAKKINDA MÜLÂKAT

Mehmet Nuri YARDIM

Merhum şairimiz Dilâver Cebeci’nin değerli eşi Ayla Cebeci ile daha önce yaptığım bir konuşmayı takdim ediyorum. Bu konuşmayı yaptığımız sıralarda şairimiz ciddi bir rahatsızlık geçirmişti. Rahmete vesile olması dileğiyle...

“Dilâver Cebeci'yi kültür sanat çevreleri yakından tanıyor, okuyor. Onun şiirlerinin yanısıra mizahın en ustalıklı örnekleri olan ve Türkiye gazetesinde senelerce yayınlanan "Seyyah-ı Fakîr Evliya Çelebi" yazıları tiryaki okuyucular meydana getirdi. Ne var ki Cebeci'yi geniş kesimler "Türkiyem" şiirini Mustafa Yıldızdoğan'ın sesi ve müziğiyle dinledikten sonra tanıdı. Meydanlarda ve miting alanlarında bu şiir okunur oldu. Bir millî marş, bir destan oldu âdeta. Bilindiği gibi Dilâver Cebeci, ciddi bir ameliyat geçirdi. Ne var ki bu rahatsızlığa rağmen uzun zaman çalışmalarından uzak kalmadı ve yazmaya devam etti. Biz Dilâver Cebeci'yi eşi Ayla hanımla konuştuk. Dilâver Cebeci'nin sanat dünyası ilk defa 'içerden' biri tarafından yansıtılıyor. Bu bakımdan Ayla hanımın verdiği cevapların ilgi çekeceğine inanıyorum.

Günümüz Türk şiirinin önemli isimlerinden Dilâver Cebeci'nin eşisiniz. Onunla nasıl tanıştınız ve bu evlilik nasıl gerçekleşti. Bu hususta yakınlarınızın desteği oldu mu?
Dilâver ile evliliğimiz bugüne kadar pek çok yerde bizlere soruldu. Çok kişi de ikimizin tanışıp konuşarak evlilik kararımızı verdiğimizi zannetmişlerdir. Öyle olmadı. Benim ve Dilâver'in de tanıdığı ortak bir aile dostumuz vardı. Ülkü abla ve eşi Mehmet ağabey. Bizleri birbirimize yakıştırmışlar. Konuyu Dilâver'e açmışlar o da kabul etmiş. Bize geldiler, istediler ve sonuçta, anlaşacağımıza inandık ve evlendik. Yani evliliğimiz görücü usulü ile oldu. Günümüzde görücü usulü ile evlenmenin pek çok sakıncalar doğuracağını, tanışıp birbirlerini anlayarak evlenmenin gerektiğini söyleyenler çoğunlukta. Onlara da saygı duyuyorum ama biz görücü usulü ile evlendik. 30 senelik evliyiz. 2 çocuğumuz var ve bugüne kadar da hep mutlu olarak yaşadık.

Dilâver Bey'in portresini çizer misiniz. Nasıl bir eş, insan olarak nasıl bir mizaca sahiptir. Beşerî yönlerini merak ediyoruz?
Dilâver Cebeci her zaman iyi bir eş ve çocuklarına da müşfik bir baba olmuştur. Dilâver sevgi dolu bir insandır. San'atçı ve san'at âşığı bir insandır. Sanatçı bir insan her zaman duygu yüklü ve hassas olur. Ve dolayısı ile Dilâver de duygu yüklü ve hassastır. Biz ailede sevgi ve anlayışın çok önemli bir rol oynadığına inanıyoruz. Hep bu düşünce ile yola çıktık ve bugüne kadar da getirdik. Evin dışındaki problemlerini ve sıkıntılarını hiçbir zaman bize aksettirmez. Kapıdan içeri girdiğinde bütün herşey dışarıda kalır.

Dilâver Cebeci'nin çok velut ve değişik sahalarda eser ürettiğini biliyoruz. Şiirden felsefeye, mizahtan ilahiyata değişik alanlarda değerli çalışmalara imza attı, atıyor. Bu kadar farklı ve değişik türde yazarken zorlandığı, yoğun çalışma temposu içinde sizden ve oğlunuz Çağrı Bey'den yardım istediği oluyor mu?
Gerçekten bugüne kadar Dilâver Bey değişik alanlarda birçok çalışmalara imza attı ve böylece birçok işi de bir koltuğa sığdırmaya çalışıyor. Tabii ki bunca işi yaparken zorlandığı oluyor. Fakat kendisi çok azimli bir insan, her şeyin üstesinden gelmeye çalışıyor. Kendisine yardım ettiğimiz oluyor. Meselâ Seyyah-ı Fakîr Evliya Çelebi yazılarını yazarken bazen konu bulmakta zorlanır. Ben olayım Çağrı (oğlumuz) olsun bazı komik buluduğumuz olayları anlatırız. Eğer güzel bulursa onu yazar. Evvelden faksımız yoktu. Yazılarını gazeteye götürmek işi de Çağrı'ya düşerdi. Yazılarını daktiloda gece geç vakitlere kadar yazar, eğer yetiştiremez ise benden veya Çağrı'dan yardım ister. Ben ve çocuklarım bugüne kadar elimizden geldiğince Dilâver Bey'e yardım etmeye çalıştık.

Eşinizin çalışma tarzı nasıldır. Günün hangi zamanlarında çalışır. Çalışırken gergin olur mu, size danışır mı? Yazı veya şiir yazarken nasıl bir halet-i ruhiye içinde olur, bahseder misiniz?
Eşim son derece prensip sahibi bir insandır. Yapacağı işleri bir düzene koymuştur. Her şeyin bir sırası olduğuna inanır. Okulda dersi olduğu gün çalışmasını akşam yapar ve gece geç vakitlere kadar sürer. Eğer okulda dersi yok ise gündüz de odasına çekilir ve yazılarını yazar. Arasıra kendisine çay molası verir. Bazen de kafasını dinlendirmek, enerji ve moral depolamak için arkadaşları ile buluşup sohbet eder. Fakat şiir yazmanın onun için belli bir mekânı ve zamanı yoktur. İlhâm her yerde bulunur. Vapur'da, trende, evde istirahat ederken vs... Meselâ bir şiirini İstanbul'dan Ankara'ya giderken trene bindiğinde başlayıp, vardığında bitirdiğini söylemişti. Bir başka şiiri yazarken de bir mısranın yerine uygun olmadığı için bir sene beklediğini bilirim. Şiirlerini yazdıktan sonra bana okur ve fikrimi sorar. Şiiri yazarken aynı doğum sancısı çeker gibi bir sancı çektiğini, fakat bitirdikten sonra doğum yapmış bir kadının rahatlaması gibi rahatladığını söyler. Dilâver Bey'in zengin bir kelime hazinesi vardır. Bu kelimeleri yerinde kullanmasını bilir. Ayrıca halk arasında unutulmaya yüz tutmuş kelimeleri de şiirlerinde sıkça görürüz. Bunları birkaç örnek ile gösterirsem daha iyi anlaşılacağını zannediyorum "Bu bendeki çölün suya çağrısı" (Ölümsüz Koşma isimli şiirinden); "Erguvan arzular doldu içime/Katmerli güllerin aklıma düştü/ (Aklıma Düştü isimli şiirinden), /Yüz yerimde yara vardı kapandı/ Kirpiklerin ok yağdırdı kanattı/ (Kıyamet isimli şiirinden), /Bir türkü yolları sılaya bağlar/ Telleri sızılı sazda sen varsın/ (Sen Varsın isimli şiirinden).

Dilâver Bey çok yönlü bir yazar. Ama öncelikle şair. Onun şiirleri zevkle okunuyor. Meselâ Türkiyem şiiri, ülkemizde en yaygın olan ve âdeta millî bir marş gibi hafızalara kazınan bir destan oldu. Bunu siz nasıl yorumluyorsunuz?
Dilâver Bey vatan, millet, bayrak ve ezan sevgisi ile yoğrulmuş bir insan. Tabii ki bunları şiirlerine aksettiriyor. Atları ve dağları da çok sever, bunları da birçok şiirinde kullanmıştır. Türkiyem şiirini lise çağlarında ve gençlik heyecanı içinde yazmıştır: “Baş koymuşum Türkiye'min yoluna/Asırlardır kır atımı sularım/ Irmağının akışına ölürüm/ Doksan yıldır çile çekmiş hep ninem/ Mavi boncuk takışına ölürüm/ Düğünüm, derneğim, halayım barım/ Toprağım, ekmeğim, namusum, aşım, /Kilimlerde çizgi çizgi efkârım/ Heybelerin nakışına ölürüm.” Bazı mısralarını ve son kıtasının tamamını aldığım Türkiyem şiirinde insanımız çile çekmiş ninesini, Emine'sini, sevdiğini, toprağını, o güzel halayını, başüstüne koyduğu ekmeğini, sırtındaki heybesini, nazlı nazlı akan ırmağını, kır atını gördü. Türkiye bir şiirde ancak bu kadar güzel anlatılır dediler. Çok sevdiğimiz kardeşimiz Mustafa Yıldızdoğan o güzel melodiler ile süsleyince "Türkiyem" çok sevilen bir marş haline geldi. Ayrıca atları ve dağları da çok sevdiğini söylemeliyim. “Asırlardır kır atımı suladım” (Türkiye şirinden) , “Varıp yoldaş oldum Akalteke atlarına” (Gece Yürüşü'nden), “Eğerle atları Apakayım burdan gidelim” (Dönence isimli şiirden), “Dağlar kımıldanıyor, iç denizler üşüyormuş” (Rüya isimli şiirden), “Hükmü başlayınca dağlarda karanlığın/ Söz yıldızlarıydı pırıl pırıl yaktıklarımız” (Hüzn-i Tahattur isimli şiirden), “Sular arınmak için sığındılar dağlara/ Dağlar yerin kazığı, dağlar birer alp-eren/ Var mıdır şunca zaman dağlardan kemlik gören / Dağlar tecelli yeri, dağların bağrı emin; /Dostlara vasiyet: Beni dağlara gömün!” (Melike isimli şiirden) Yukarıda verdiğim misallerde görüldüğü gibi atlara ve dağlara hemen her şiirinde rastlanır.

Eşinizin geçirdiği rahatsızlık, sizi olduğu gibi edebiyat ve fikir dünyasını da büyük bir üzüntüye sürükledi. Rahatsızlıktan sonra Dilâver Bey'in çalışma temposunda tabii ki bir duraklama oldu. Ancak aynı azim ve kararlılıkla yazdığını ve kitap yayınlamaya çalıştığını biliyoruz. Bize hastalığından sonraki dönem içinde çalışmalarından bahseder misiniz?
Dilâver Bey biliyorsunuz ağır bir beyin ameliyatı geçirdi. Allah'a şükür olsun ki iyiye doğru gidiyor. Yeni bir eser üretmesi şu anda mümkün değil, ama inşaallah yakında yine başlayacak. Fakat azimli bir insan olan Dilâver Bey, daha evvel yazdığı birçok yazıyı biraraya topladı. Düzenlemelerini yaptı. Bir buçuk sene içinde "Men Kazanga Baramen", "Asra Yemin Olsun ki...", "Türk'e Dair" ve "Divan Şiirinde Kadın" isimli kitapları yayımlandı.

Sizin de sanatla uğraştığınızı biliyoruz. Cebeci ailesinin sanatla ilişkisi nasıl. Bize evinizin sanat panoramasını çıkarır mısınız?
Bizim iki çocuğumuz var. Kızımız Nazlı Aspay, oğlumuz Çağrı Fatih. Aspay İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü mezunudur. Aynı bölümde de master yaptı. Çağrı ise Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik bölümü mezunudur. Aspay ve Çağrı şiir yazmıyorlar. Fakat iyi bir dinleyicidirler. Aspay çok güzel şiir okur. Birkaç hikâye denemesi de olmuştur. Çağrı ayrıca karikatür çizmektedir. Benim de sanatla yakın ilgim var. Bir müddet resim ile uğraştım. Çocuklar için hikâyeler yazdım. Bunlar Tercüman Çocuk ve Türkiye Çocuk'ta yayınlandı. İki kitabım da basıma hazır. Şiir ile olan ilgim ortaokul ve lise yıllarına dayanır. Okulun özel günlerinde şiirleri ben okurdum. Okullar arası şiir yarışmalarında birincilikler aldım. Şiir de yazdım. Fakat Dilâver Bey ile evlenince onun yazdığı o güzel ve anlamlı şiirleri gördüm, hemen bıraktım. Uzun bir senedenberi de el örgüsü ile uğraşıyorum. Ürettiğim eserleri televizyonlarda hanımlara öğretmeye çalıştım. Ben el örgüsüne ilmî baktım. El örgüsü konusunda konferanslar verdim. Ayrıca sergiler açtım. İnşaallah bu uğraş Dilâver Bey'in sıhhat bulmasından sonra da devam edecek. Görüldüğü gibi Cebeci ailesi sanat ile yakından ilgileniyor ve sanatı çok seviyor.

(Türk Şiirinden Portreler)



ÜYE GİRİŞİ
 Beni Hatırla
twitter facebook
E-Bülten
Arama Yap
İLK YAZI (Meriç COŞKUN)
Bizler çok eski dostlarız. Bizleri bir araya getiren fikrî beraberlik yani Türkçülük mefkûresi, dünya var oldukça, Bilge Kağan’ın deyişiyle “Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe” ilânihaye devam edecek bir ülkü beraberliğidir. Bizlerin bir özelliği daha var. Bu ülkü beraberliği “pazara kadar değil, mezara kadar” ifadesi ile ilk nazarda kararlı bir deyiş gibi görünse bile, bizlerin beraber...
AMAÇ (Salih DİLEK)
Biz 12 Eylül’den evvel Ülkücü mücadelede fiilen bulunmuş, vatanımız ve milletimizin menfaatleri doğrultusunda hiç bir fedakârlıktan kaçmamış bir dönemin mensublarıyız. Yaşlarımız 50'nin üzerinde. 80 yılına kadar mücadele ortamı içerisinde bir hayli müşterek hâtıralarımız olmasına rağmen hayat telâşı içerisinde birbirimizi ihmâl ettiğimizin farkında...
STRATEJİK VİZYON (Aksakallılar)
Dünya’nın en gözde, fakat belâlı bir coğrafyasında yaşamaktayız. Bu coğrafyada bizden evvel yaşayan milletlerin, ne kendilerinden, ne de kültürlerinden bir eser kalmamıştır. Bu coğrafyada yaşayabilmek için çetin ceviz olmak lazımdır. Dedelerimiz bu noktaya çok dikkat etmiş ve binlerce yıl evvel, Bilge Kaan Başbuğumuz ”Ey Türk, üstte gök çökmedikçe,...
NAMAZ VAKİTLERİ
Son Eklenen Videolar
KURTBOĞAZI ERKENEKONDAN ÇIKIŞ ŞÖLENİMİZ
"Bir Ülkücülük Hikayesi" - Salih DİLEK - 1.2.2014 - Ocakbaşı Sohbeti
FETHİYESPORLU VE KARŞIYAKALI TARAFTARLAR KARŞILIKLI OLARAK ANDIMIZI OKUDU
NEVZAT KÖSOĞLU CENAZE TÖRENİ
ANDIMIZ
Hakkımızda | Üyelik Koşulları | İlk Yazı | Amaç | **STRATEJİK VİZYON BELGESİ** - **AKSAKALLILAR**
Her Hakkı Saklıdır © 2013 eskimeyendostlar.net