Eskimeyen Dostlar
MAKALELER
BÖLÜMLER
ETKİNLİKLER
DUYURULAR
926 'kez okundu.
2012-09-10
BATILI OLMAK İÇİN HÜRRİYET EKTİK OSMANLI’DAN BU YANA DA İHANET BİÇİYORUZ---Dr. M. Ziya GÖZLER

Bu topraklarda yaşayan ve her türlü nimetten fazlası ile faydalanan ve fakat bizden olmayan bizimkiler  hangi sebeplerdendir bilinmez Türk tarihini hep görmezden gelirler. 1096-1270 yılları arasında süren 174 yıllık haçlı seferleri sırasında acaba kaç  Türk ve Müslüman katledilmiştir? İznik’ten Anadolu’ya ve Kudüs’e giden yolda sizin ne işiniz vardı diye sormak bunların aklına hiç gelmez. Onları buralardan kovduk diye şimdilerde Kılıçarslan ve Selahaddin Eyyübi adına Papa II. Urban ve papaz L’ermit’ten özür dilememiz mi gerekir? 1912-1913 Balkan Savaşında 800.000 civarında Türk’ün katledildiği ve kaybedilen Batı Trakya, Makedonya, Arnavutluk ve Ege Adaları için kusura bakmayınız, atalarımız buralara gelip yerleşmişler, sizler geri almak için aslında katliamlar yapmadınız haklarınızı geri aldınız diye İngiliz’den Fransız’dan, Yunan’dan, Sırp’tan ve Bulgar’dan özür mü dilenmelidir? Çanakkale… Ocean, Irresistible, Bouvet battı, Agamemnon, Gaulois, Suffren, Inflexible ağır hasar aldı diye tazminat mı ödememiz gerekir?  Seddülbahir, Arıburnu ve Anafartalar, Kocaçimen Tepesi, Conk Bayırı, Kilitbahir, Düz Tepe sizlere bir şeyleri hatırlatsın ve bir an için hisleriniz sizi esir alsın. Kıbrıs’ta banyo içinde katledilen masum insanları düşünmeden, Atatürk’ün evine bomba atıldığı iddiaları sonucu başlayan 6-7 Eylül olayları için de mi özür dilenmelidir? Diğer taraftan  Sevr gündeme geldiğinde kimilerinin gözleri çakmak çakmak oluveriyor. Çünkü Sevr belası, Türkiye’yi eski Yugoslavya örneğine döndürecek ve ülke daha kolay yutulur hale gelecektir. Böylece Türkler ve Türk’lük tarihin kara sayfalarına kendiliğinden gömülecektir. Ey güzel hürriyet sen nelere kadirsin. Vatan da alırsın vatan da satarsın…

      Son yıllarda ülkemizde insan hakları, demokrasi ve hürriyetler adına o kadar değişik fikirler ileri sürülüyor, tartışılıyor ve önerilerde bulunuluyor ki, sanırsınız bu ülkede hakanlar, krallar, imparatorlar, padişahlar düzeni hakimdir. Bir takım köşe yazarları ve üniversite görevlileri ülkenin kültür yapısını, köklerini ve geleceğini dikkate almadan ülkemizin yarınları ile adeta oynamakta ve vade biçmektedirler. İktidar onlar  gibi düşünüyorsa iktidardan yana tavır koymakta aksi taktirde iktidarı, cumhuriyeti yerden yere vurmaktadırlar. Militarist cumhuriyet, faşist iktidar, barbar Türk’ler gibi sloganlarla halkı ve devleti yok etmek için ciddi bir birliktelik içinde yayınlar yapmaktadırlar. Genel anlamıyla hürriyet, insanın kendi iradesiyle karar alması ve bunu uygulamasıdır diye tanımlanabilir. Burada önemli olan başkalarının haklarının da dikkate alınması ve haklarına zarar verilmemesidir. Hür olabilmek için bilimin ışığında öğrenmek, ahlaki ve hukuki kurallara değer vermek ve yaşadığı toplumun sosyal olgusuna saygılı olmak mecburiyetini akıllardan çıkarmamak gerekir. Yaşanmamışları yaşanmış gibi göstermek hürriyetlerin insanlara verdiği bir hak değildir. Bu yapıdakiler olsa olsa marizi bir durum içindedirler. Hürriyetler konusunda Anarşist Sosyalizmin kuramcısı Bakunin bile bugün ülkemizdeki aydınımsı yazar-çizer takımından daha bilinçli, insaflı ve fikirleri anarşinin izlerini daha az barındırıyordu diyebiliriz. Bakunin’in hürriyetler konusundaki sadece şu görüşleri dahi, birilerinin ayaklarının üzerinde durmasına yetecek sadeliktedir. ’’ Özgürlük, doğa yasalarına saygıyla boyun eğerek dış şeyler üstünde egemenlik kurmaktır; insanların düzmece hak iddialarından ve despotça eylemlerinden bağımsızlıktır; bilimdir, çalışmadır, siyasal  ayaklanmadır…

      Öyleyse özgürlük, yalnızlıktan değil, karşılıklı eylemden çıkan bir olgudur, bir soyutlanma olgusu değildir, tersine toplumsal bir etkileşme olgusudur.’’ Hürriyetin tanımı, bu ve diğer tanımların yanı sıra daha somut bir hale getirilebilir mi? Çok zor. Zira hayatın her döneminde her toplumda, her siyasal rejimde başka başka tanımlar karşımıza çıkmaktadır. Devlet ve onu meydana getiren fertlerin ilişkileri ve yaşanılan sistem hürriyetler  konusundaki anlayışları 2 sürekli değiştirmiştir. 1215 Magna Carta antlaşmasından 1789 Fransız İhtilaline, 1948 İnsan Hakları Beyannamesinden günümüze dek verilen haklar insanlar için yeterli olmuş mudur? Yaklaşık iki yüz yıldır hürriyetler hemen her dönemde ülkemiz demokrasisinin gelişmesi için hayatımızın en ücra köşelerine kadar girmiştir. Çok partili sisteme geçildiğinden bu yana hürriyetlerin üzerindeki bazen yeşil, bazen kara ve bazen de kızıl şal insani ve vicdani bir hürriyet anlayışıyla kaldırılmaya çalışılmıştır. Ülkemizin yeniden ve sürekli güçlü bir biçimde inşası için hürriyetlere her zaman ihtiyacımız vardır. Ne var ki demokrasi ırmağının kirletilmemesi gerekmektedir. Marksist demokrasi anlayışından sosyal demokrasiye, burjuva demokrasisinden liberal ve neo-liberal demokrasi anlayışlarına hızla ve keyifle kayan zevat şimdilerde İslam’i demokrasi anlayışını benimsemiş görünmektedir. Bu nasıl bir kıvraklıktır? Bugün ülkemizi toz duman haline getirilmesinin temelinde bu kıvraklık yatmaktadır denilebilir. Taaccüp etmemek elde değil… İktidarı yıkacak olanların bu zihniyetteki insanlar olacağı da akıldan çıkarılmamalıdır. Atatürk’ün şu sözü, Ankara’da bir semtteki duvara kocaman kırmızı harflerle yazılmış: ’’Kahramanları kadar, gafili ve haini çok bir milletiz.’’ Bu yazıyı yazanlar tehlikenin farkında olmamız gerektiğini bize hatırlatmak istiyorlar sanırım.        Tarihin derinliklerine kısaca göz atarak hürriyetlerin nasıl dağıtıldığını görüp anlamaya çalışalım. Osmanlı Devleti padişah merkezli, monarşi ile idare edilen bir İslam devletidir, ve ülkede İslam hukukunun kuralları hakimdir. Osmanlı topraklarında yaşayan Türk’ler, Rum’lar, Yahudi’ler, Ermeni’ler, Kürtler, Araplar ve bütün ecnebiler ırk, dil, din ve mezhep ayrımı gözetmeksizin İslam’ın hukuk  düzeni içinde yaşamışlardır. Kısacası hak, hukuk ve hürriyetler bir kişinin iki dudağının arasında değildi. İşte bu hürriyet anlayışı Osmanlı yıkılana dek sürüp gitmiştir. Hürriyet tohumlarının bin yıldan fazla bir zamandır ekildiği açıkça görülmektedir. 1774 Kaynarca Antlaşması Osmanlı’nın  gerileme döneminin başlangıcı sayılabilir. Antlaşmanın en önemli maddesinde, Rusya’nın Osmanlı tebaasındaki Ortodoksları koruma altına aldığı ve onların hamisi olduğu ve de bütün azınlıklara özellikle de Ermeni’lerin hakları konusunda daha duyarlı olunması isteniyordu. Böylece bu günlerde ülkemizi rahatsız eden Ermeni meselesi tarihimize bomba gibi düşüyordu. Ermeni’lerden özür dileyip 1915 olaylarına ağlayan, üzülen, ağıt yakan, çıldıran ve biz Ermeni’yiz diye sokaklara taşanlar Osmanlı’nın yaşadığı 1774-1918 yıllarını ciddi biçimde okuyup öğrenmelidirler. Zira tarih televizyon dizilerinden değil,  okunarak öğrenilir. Osmanlı’nın topraklarını kaybetmeye başlaması ve gerileme devrine girmesi imparatorlukta yaşayan gayr-i Müslimlere verdiği hak ve  hürriyetlerin sonucudur. Osmanlı ve Cumhuriyet Türkiye’sinde asla ve asla bir ötekileştirme oyunu sahneye konmamıştır. Hiçbir insanın bırakınız öldürülmesi, burnunun dahi kanaması tahammül edilemez bir durumdur. Şayet ciddi bir ötekileştirme, asimilasyon uygulansaydı ne dünya haritası böyle olurdu ne de özür dileme yarışları görülebilirdi. 1299 yılından beri her türlü kalleşliğe, kaypaklığa, zalimliğe, düşmanlığa ve ihanete rağmen Osmanlı sürekli hürriyet ekmeğe devam ediyordu. 18. yüzyılın sonlarına doğru subaylar ve bazı aydınlar ‘’hak ve hürriyetlerin tesisi ve padişahın haklarının kısıtlanması ve de batılılaşmak için’’ Avrupa’daki meşrutiyet hareketlerinin imparatorluk içinde de hayat bulması maksadıyla bazı girişimlerde bulunmaya başlamışlardır.  1839 Tanzimat Fermanı, Osmanlı’nın modern hukuk devleti olma yolundaki ilk hareketidir. 1856 Islahat Fermanı, gayr-i Müslimlere geniş haklar tanıyan ve Hıristiyan batının Osmanlı’ya dikte ettirdiği bir fermandır. 1859 Kuleli Olayı, 1876 II. Meşrutiyet, Jön Türk’ler ve İttihat Terakki hareketleri bir bütünlük içinde değerlendirildiğinde temelinde insan hakları, demokrasi, modernleşme ve hürriyetlere daha çok sahip olabilme fikri yatmaktadır. Ancak, bu modernleşme Osmanlı’nın batıya açılması yönünde önemli hareketler olarak görülse de  halk bu hak ve hürriyetlerin azınlıklar için yapıldığına inanmaktaydı. Günümüzde ise, yetmiş beş milyonluk bir nüfus içinde yüz bin kişiye gösterilen özel ihtimama, sınırsız sevgiye kimsenin itirazı yoktur. Ama bunların ötesinde özür, haddini aşan bir davranış biçimi olmuyor mu? Türk’lerle birlikte yaşamaya başlamadan önce Ermeni’ler, bölgede hüküm sürmüş devletlerin hakimiyeti altında 3 adeta köle olarak yaşamaya mecbur bırakılmışlardır. Türk’ler onlara mevcudiyetlerini hatırlatmış ve onları kimlikleriyle baş başa bırakmıştır. Fatih Sultan Mehmet, Türkiye Ermeni Patriği  unvanı vererek Ermeni patriğini İstanbul’a getirmiştir. 1856 yılından itibaren devlet kademelerinde görev alan Ermeni’ler diğer azınlıklar gibi askere de alınmadıkları için ticaretle de uğraşmışlar ve sonuçta huzurlu ve zengin bir hayat sürmeye başlamışlardır. 1863’de meclis kurma yetkisi dahi bu azınlığa verilmişti. Asırlarca prenslik veya küçük krallıklar şeklinde yaşayan tarihin hiçbir döneminde güçlü geleneklere, törelere ve siyasi bir iradeye sahip olup da devlet kuramamış olan Ermeni’ler, Osmanlı döneminde hayatlarının altın çağını yaşamışlardır. Osmanlı’nın yıkılmasını isteyen ve bunu çirkin planlarıyla hayata geçirmeyi düşünen Fransa, İngiltere ve Rusya 1860’da kurulmaya başlayan Ermeni teşkilatlarına arka çıkarak bu teşkilatların birer terör örgütü haline dönüşmesini desteklemişlerdir. Hedefleri, Doğu Anadolu’da bir Ermeni Devleti kurmaktır. İşte yıllardır ekilen hürriyet tohumlarından ne yazık ki, ihanet filizleri çıkmaya başlamıştır. Bu düşünceyle yola çıkan Ermeni çeteleri, Anadolu’yu kana bulamışlar ve 1910-1922 arasında 1000000 Türk’ü  katletmişlerdir. Ya öncesi 1890 Erzurum ve Sason olayları, 1892-1893 Merzifon,Kayseri ve Yozgat katliamları, 1895 Zeytun isyanı, 1896 Van isyanı, 1895 Bab-ı Ali ve 1896 Osmanlı Bankası saldırılarında yapılanların sonuçları da ürkütücüdür. Bu olaylar ve sonuçları Türk Milletini derinden etkilerken kalkıp bu çetelerden özür dilemenin bir sebebi olması gerekir. Kim, neden, niçin ve neye hizmet için özür dileme konusunda bir işaret vermiştir? Ermenilerin yapmış olduğu bütün bu katliamlar onlara defne dalı uzatmayı mı gerektirmektedir? Uslu uslu yerlerinde oturmaları gerekirken yabancı güçlerin desteğiyle masum insanların kanına, hürriyet ve insan hakları için değil, birikmiş kinlerinin öcünü almak ve kendilerinin de bir varlık olduklarını kanıtlamak uğruna girmişlerdir. Vahşet bu çetelerin kalplerine bir gül nezaketiyle oturmuştur. Biz Ermeni’yiz sloganlarını dillerinden düşürmeyenler o kanlı gülleri yakalarına takıp, koklayıp meydanları doldurmaktadırlar. Türk düşmanlığı üzerine kurulan bu sistemli baş kaldırışlar sonucunda Talat Paşa, Sait Halim Paşa, Cemal Paşa ve 42 Türk diplomatı Ermeni çeteler tarafından şehit edilmişlerdir. 1905’de Sultan Abdülhamit’e, 1925 ve 1927’de Atatürk’e suikast düzenleyenler de bu Ermeni çeteleridir. 13 Nisan 1878’de  Ermeni Patriği Nerses Varjabedyan’ın İngiliz Dışişleri Bakanına gönderdiği şu mektuptan sanırım bizim Ermeni’lerin haberi yoktur. ’’Ermeni’ler ile Türk’lerin bir arada yaşamaları artık imkânsızdır. Eşitliği, adaleti ve vicdan özgürlüğünü ancak Hıristiyan yönetimi sağlayabilir. Müslüman yönetimin yerini Hıristiyan yönetim almalıdır. Ermenistan (Doğu Anadolu) ve Kilikya, Hıristiyan yönetimin kurulması gereken yerler arasındadır.’’  İşte bu belge medeniyetler çatışmasının, kavgasının asla ve asla bitmeyeceğini gösteren önemli belgelerden biridir.

         Batı medeniyeti, İngiliz’lerin idaresinde Hıristiyanlığın dünyaya hakim olma stratejisi üzerine kurulmuştur. Türk ve İslam medeniyeti ise Türk’lerin önderliğinde bu güce karşı koyma ve İslamiyet’i yayma stratejisi üzerine gelişmiştir. Bu durum milli değerlerimize, geleneklerimize, inançlarımıza ve vatanımıza daha da sıkı bağlı olmamızı gerektirmektedir. Kıbrıs ve Ege meselesi, Ermeni soykırım iddiaları, azınlıklara sonsuz haklar verilmesi, bölücülük, patrikhane ve Heybeliada Rum okulunun yeniden açılması, Kürtçe televizyon ve belki de yakında Ermenice, Rumca, İbranice, Süryanice, televizyon istekleri. Bunun için yürüyüşler, ümayişler, gazetelerde yayınlar ve nihayetinde AB’den gelebilecek ikazlar…   İlerleme raporlarına uymazsanız AB’ye giremezsiniz salvolarına hazırlıklı olmalıyız.  (Görünen o ki, AB’nin ahı gitti vahı kaldı) İnançla, cesaretle ve akılla kurulmuş devletin işleyen bütün çarkları dumura  uğratılmak istenmektedir.  Kısacası Muhteşem İmparatorluğu yıkanlar şimdilerde Muazzam Türkiye Cumhuriyeti Devletini yıkmak istemektedirler.  Bu noktada Halkın, TBMM’nin, iktidarın, muhalefet partilerinin, yargının, ordunun ve emniyet güçlerinin çok dikkatli olması gerekmektedir. Bağımsızlığımızı korumak ve kollamak için hepimize önemli görevler düşmektedir. 4 Bize her dönemde dikte ettirilmeye çalışılan ham hürriyet yalanlarından ve batılılaşma merakından mutlaka vazgeçmeliyiz. Biz batının kilise anlayışı yerine, çağdaş bir zihniyetin bu ülkede hakim olmasını istemeliyiz. Çağdaşlaşmak yani muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkmak. Çağdaş hürriyet anlayışı, bilinçli bir demokrasi kavramı ve her zaman insan haklarına saygılı bir dünya görüşünü ülkemizde hakim kılmalıyız. Aksi taktirde sürekli hürriyet eker, ihanet biçeriz…

       Yüz yıl önce olanlar için birilerinin önünde feryat figan bağırıp çağıranlar, özür diledikleri taktirde taltif edileceklerini sananların hangi amaca hizmet için bunu yaptıklarını bu halka anlatmaları imkânsızdır. Tarih ülkelerine ihanet edenleri hiçbir zaman bağışlamamıştır. Özür dileyenler, Ermeni’lerin Karabağ’ı işgal ederek 100000 Azeri’yi katlettiğini ve Azerbaycan topraklarında %10’nunu işgal ettiği konusunda bir bilgiye sahip midirler?  Peki,  Ermenistan’da yaşayan Türkler var mıdır? 1962 yılında babamın anlattığı bir anekdot ülkemin yarınları konusunda sonuçları itibariyle beni çok rahatsız etmektedir. MÖ.530. Babil sarayında zevk-ü sefanın dorukta olduğu bir an, sarayın duvarlarına bir el ’’ MENE  -   TEKEL  -   FERES’’ yazısını yazar.  Baltazar korkar, şenlik durur ve Peygamber Danyal’dan  bu esrarlı yazıyı çözmesini ister. Danyal kutsal kitaba göre yorumlar ve der ki:  ’’MENE: ALLAH senin krallığını saydı ve sona erdirdi. TEKEL: Terazide tartıldın ve eksik bulundun. FERES: Ülken bölündü ve Farslar’a ve Medler’e verildi. O gece Baltazar öldürülür.  Ülkemizin göklerine dünya durdukça mene- tekel- feres yazılmaması dileğiyle…                                                                                                                     

                         Dr. M. Ziya GÖZLER                                                                      

                           JEO. YÜK. MÜH.

 

 


ÜYE GİRİŞİ
 Beni Hatırla
twitter facebook
E-Bülten
Arama Yap
İLK YAZI (Meriç COŞKUN)
Bizler çok eski dostlarız. Bizleri bir araya getiren fikrî beraberlik yani Türkçülük mefkûresi, dünya var oldukça, Bilge Kağan’ın deyişiyle “Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe” ilânihaye devam edecek bir ülkü beraberliğidir. Bizlerin bir özelliği daha var. Bu ülkü beraberliği “pazara kadar değil, mezara kadar” ifadesi ile ilk nazarda kararlı bir deyiş gibi görünse bile, bizlerin beraber...
AMAÇ (Salih DİLEK)
Biz 12 Eylül’den evvel Ülkücü mücadelede fiilen bulunmuş, vatanımız ve milletimizin menfaatleri doğrultusunda hiç bir fedakârlıktan kaçmamış bir dönemin mensublarıyız. Yaşlarımız 50'nin üzerinde. 80 yılına kadar mücadele ortamı içerisinde bir hayli müşterek hâtıralarımız olmasına rağmen hayat telâşı içerisinde birbirimizi ihmâl ettiğimizin farkında...
STRATEJİK VİZYON (Aksakallılar)
Dünya’nın en gözde, fakat belâlı bir coğrafyasında yaşamaktayız. Bu coğrafyada bizden evvel yaşayan milletlerin, ne kendilerinden, ne de kültürlerinden bir eser kalmamıştır. Bu coğrafyada yaşayabilmek için çetin ceviz olmak lazımdır. Dedelerimiz bu noktaya çok dikkat etmiş ve binlerce yıl evvel, Bilge Kaan Başbuğumuz ”Ey Türk, üstte gök çökmedikçe,...
NAMAZ VAKİTLERİ
Son Eklenen Videolar
KURTBOĞAZI ERKENEKONDAN ÇIKIŞ ŞÖLENİMİZ
"Bir Ülkücülük Hikayesi" - Salih DİLEK - 1.2.2014 - Ocakbaşı Sohbeti
FETHİYESPORLU VE KARŞIYAKALI TARAFTARLAR KARŞILIKLI OLARAK ANDIMIZI OKUDU
NEVZAT KÖSOĞLU CENAZE TÖRENİ
ANDIMIZ
Hakkımızda | Üyelik Koşulları | İlk Yazı | Amaç | **STRATEJİK VİZYON BELGESİ** - **AKSAKALLILAR**
Her Hakkı Saklıdır © 2013 eskimeyendostlar.net