Eskimeyen Dostlar
MAKALELER
BÖLÜMLER
ETKİNLİKLER
DUYURULAR
1027 'kez okundu.
2012-09-04
BİLMEMİZ GEREKENLER-M.Ziya GÖZLER

     SON HAZARYALI
     Son Hazaryalı, Cahit Ülkü’nün  kaleme aldığı  Hazar Türkleri ile ilgili bir romandır. 
Aktaracağım pasajların bir kısmında doğruluk payı vardır. Ama yazarın bazı görüşleri 
konusunda  tarihçilerin ağır eleştirileri bulunmaktadır. Romanda Hürrem Sultan’ın (Roza) Hazar Türk’ü olduğu ifade edilmektedir. Bilindiği üzere Hazarlar 620-965 tarihleri arasında Aral Gölü batısı, Hazar Denizi ile Karadeniz arasında yaşamış bir Türk Halkıdır. (Bu tarihlerin öncesinde ve sonrasında da dağınık olarak yaşadıkları bilinmektedir.) Romanda önemli gördüğüm bazı ifadeler şunlardır: ‘’Hazar,  büyük bir deniz. Kuzeyinde yemyeşil bereketli ovalar, göz alabildiğine uzanır. Kafkas dağları, Tanrı’nın yaptığı sur gibidir. Onun kıyısında, büyük bir imparatorluk kuruldu. Adı Hazarya İmparatorluğu idi. Bu devlet oralardan başlayıp buralara, Karpatlar’a dek uzanırdı. Hazar krallarına kağan denir. Bulgar kralları çadırlarda otururlarken, onların pişmiş tuğladan şatoları vardı. Tahtları ve taht salonları altındandı.’’...  ‘’Bulan hepsinden akıllıydı. Bu üç temsilciyi, teker teker; ama gizlice yanına çağırdı. Önce Hıristiyan geldi. Ona, öteki iki dinden hangisinin gerçeğe daha yakın olduğunu sordu. Hıristiyan duraksamadan Yahudilik dedi. Sonra gelen Müslüman’a da aynı soruyu sordu ve ondan da aynı yanıtı aldı.  Son gelen Yahudi ise, Yahudilikten başka gerçeğe yakın  din olmadığını söyledi. Bulan, böylece aydınlandı tarafsızlığın huzuruyla Musa’nın gösterdiği yola girdi ve İtil’de, ahitleştiği Tanrı adına, görenleri huşû içinde bırakan bir mabet yaptı. İşte evlât Hazarlar, Museviliği böyle kabul ettiler.’’ …  ‘’Süleyman yerinden kalkıp yeniden odada dolaşmaya başladı. Allah-u Te’alâ insana kendinden nefes üflemiş ve onu mübarek kılmıştır. 
Meleklerin dahi önünde eğildiği insanoğluna Âl-i Osman her daim hürmet etmiş, onu ululamıştır. Bu devletin temelinde Nizam-ı Âlem mefkûresi vardır ve Allah’ın yeryüzündeki gölgesi olan ceddim, âleme adalet, nizam, huzur ve barış getirmek için hizmet kuşağını kuşanmıştır…  Şimdi biz, herkes saadet içindeyken, Nizam-ı âlem ve Kızıl Elma’yı unutarak, devletler yıkarken kendi elimizle bir Yahudi devleti mi kuracağız? Hem de Hazar taraflarında 
yeni yeni Müslüman olanlar arasında ha?’’
OSMANLI NİŞANININ (ARMA) MANASI
 
    
    2
  Bu nişan 17 Nisan 1882’de Sultan II. Abdülhamit tarafından yürürlüğe konmuştur. Bu 
nişanın içinde iki bayrak bulunmaktadır. Kırmızı zeminde ay-yıldız bulunan bayrak, Osmanlı 
Hanedanını, yeşil zemin içindeki üç hilalli bayrak, İslam Halifeliğini göstermektedir. Terazi 
Osmanlı adaletini, terazideki kitaplar adaletin kaynağı olan Kur’an’ı Kerim ve Osmanlı 
kanunnamelerini göstermektedir. Tuğra Padişah II. Abdülhamit’in tuğrasıdır. Tuğranın 
etrafındaki güneş motifi, padişahın güneşe benzetilmesi ifade eder. Nişanın ortasında 
çevresinde yıldızlar bulunan aynalıklı kalkan yer almaktadır. Bu yıldızların sayısı 12 adettir ve 
burçları temsil eder. Osmanlı böylece kâinatın ortasına yerleştirilmiştir. Kalkanın üzerinde 
Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’yi temsil eden bir sorguç vardır. Bu da Osmanlı’nın köklerine bağlılığını göstermektedir. Hilafet sancağının altındaki çiçek şekilleri Osmanlı’nın estetik yönünü ifade eder. Aşağı doğru sarkan madalyaların isimleri de şunlardır: İmtiyaz nişanı, Mecidi nişanı, İftihar nişanı, Osmanlı nişanı, Şefkat nişanı.
İTTİHAT ve TERAKKİ NASIL KURULDU?
     Enver Behnan  ŞAPOLYO,  Ziya Gökalp İttihadı  Terakki ve Meşrutiyet Tarihi adlı eserinde, Meşrutiyet gerçekleştiren İT’nin kuruluşunu, İbrahim Temo’nun  1939 yılında Romanya’nın Mecidiye ilçesinde bastırdığı İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin Teşekkülü ve Hamiyyeti Vataniye ve İnkılâbı Milliyeye Dair Hatıralar adlı tarihsel  belgede  şöyle anlatmaktadır:’’İstanbul Sarayburnu’nda, şimdi asker ailelerine yardım bölümüne ayrılarak Gülhane Okulu adı verilen eski Askeri tıbbiye okulunda bir ders arasında, Kızılay barakalarının karşısındaki ağaçların altında ben ve  İshak Sükûti oturuyorduk. Ben: Gel arkadaş dedim, sana düşündüklerimi anlatayım: sevgili vatanın bugünkü durumu ve yönetim biçiminin çökeceğine hepimiz inanıyoruz. Bu konuda her zaman birbirimizle dertleşip dururuz. Ama, bu tehlikenin giderilmesi için bir çıkar yol düşünüp bulamıyoruz.  Bence, kuru düşünceler ve kitap 
bilgileriyle dert yanacağımıza, eyleme geçmek gereklidir. 
İshak Sükûtu sordu: Ne gibi bir eylem?
Bir dernek kurarak çalışmak, Güzel ama, sen kime güvenip bu tehlikeli işe girişmemizi düşünüyorsun?
Önce ben bir, bu sırada bize doğru gelen Mehmet Reşit’i göstererek bu da iki, bir de sen üç… İşte bir dernek kuruldu demektir.
Mehmet Reşit’i el sallayarak yanımıza çağırdık, düşüncelerimizi açtık. Bu sırada, dinin buyruk 
ve yasaklarına bütünüyle uymakla tanınan arkadaşımız  Abdullah Cevdet, namazını kılıp 
yanımıza gelmişti: İşte,  bu da dördüncüsü dedim.Dört el, 1889 yılının bir mayıs gününde birbirini buldu ve II. Meşrutiyet devrimini yapan 
İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin çekirdeği, işte böylece kurulmuş oldu.’’3
 ENVER PAŞA NASIL ŞEHİT OLDU?
     
  
      Ş.S. AYDEMİR, ENVER PAŞA adlı eserinde cesaretin timsali, yürekli, bu vatanseverin şahadetini şöyle anlatıyor: ’’1922 temmuzunun sonunda, Doğu Buhara hareketlerinin neticesi, artık belli olmuştu. Doğu Buhara, daha önce de kaydettiğimiz gibi, artık fiilen işgal edilmişti… Artık çarpışmalar da fiilen kesilmişti. Enver Paşa, Âbıderya vadisinde Âbıderya köyünde, son karargâhını kurmuştu. Temmuz ayı bu sırada sona erdi…  Şimdi 4 ağustos 1922 tarihindeyiz. Kurban Bayramının birinci günüdür. Gerçi köyde bayram namazı, bir tarih yanlışlığı ile bir gün önce kılınmıştı. Ama kurban bayramının ikinci günü de, hazin, ümitsiz, 
fakat duygulu kutlamalara sahne olur. Enver Paşa, maiyetinde kalanların, evin önüne 
toplanmasını ve onların bayramını kutlayacağını söyler… İşte tam bu tören sırasındadır ki 
doğuda, vadinin Dere-i Hâkiyan kısmı ile Çegan tepesi istikametinden silah sesleri gelir. Bu bir 
baskındır ve tören yerindeki kalabalık, baskıncıların makineli tüfek ateşleri altında eriyebilir. İşte o anda Enver Paşa, hemen atına atlar. Dört beşi Osmanlı Türklerinden olmak üzere 25 kadar atlı, hemen onu takip ederler. Doğru Çegan tepesine yönelinir. Çegan, Âbıderya Suyunun kuzey sınırlarına düşer…  Çünkü şimdi, bütün yollar kapalıdır ve 1908’de 
Makedonya dağlarında başlayan serüven, artık Himalaya dağlarının kuzey silsilelerini teşkil 
eden Pamir eteklerinde, yiğitçe sona erecektir. Öyle de olur. Çeğan tepesinde ve Kulikov 4
kumandasında ateş saçan mitralyözlerin üzerine, yalın kılıçlarla hücum eden bu 25 kadar 
süvarinin akıl almaz saldırısı, karşı tarafta, hatta şaşkınlık da yaratır. Bu kılıçların altında 
yaralananlar, teslim olanlar bile olur. Öndeki mitralyöz susturulmuştur bile. Ama ateş 
kesilmez ki, daha arkadaki ikinci mitralyöz, ateşini, huzmesini en önde ilerleyenlerin üzerine 
yoğunlaştırır. Bunların en önünde de, Enver Paşa vardır. Böylece çağdaş Mitralyöz, Ortaçağın ünlü silâhı olan Kılıcı yener. Enver Paşa vurulur. Atından düşer. Onunla beraber diğerleri de yerlere serilirler. Paşanın kır atı Derviş, bütün bu tür sahnelerde olduğu gibi, efendisinin baş ucundadır. Ama mitralyözün şeritleri ateşlerini kusmaya devam ederler. Derviş de önce ön iki ayağı üzerine çöker. Sonra yana devrilir. O da son nefesini vermiştir… Enver Paşa ve şehitleri, 
Âbıderya Suyu kenarında ve vadisindeki Âbıderya köyünde bir pınarın başındaki ceviz 
ağacının altına gömdüler.’’ Enver Paşa’nın naaşı 4 Ağustos 1996’da Türkiye’ye getirildi ve 
hayata gözlerini kapadığı gün, vatan topraklarına Talat Paşa ve İT’de birlikte çalıştıkları arkadaşlarının yanına defnedildi. Kabri İstanbul Şişli’de Abide-i Hürriyet Tepesi’ndedir. Mekânı cennet olsun… (Yaklaşık 8 ay önce bu yürekli insanların kabirlerini ziyaret etmiştim. Şehitlik çok bakımsız, çevredeki kirliliği tarif etmek ise imkânsız idi. Tinercilerin cirit attığı bir 
yer haline gelmiş Âbide-i Hürriyet. Birkaç yere yazdım. Daha iyi bakılması ve o çirkin 
görünüşten kurtarılması için, İnşallah saygı duyulan bu insanlara layık bir mekânı haline 
getirilmiştir Âbide-i Hürriyet Tepesi. Bu konuya özel bir ilgi gösteren Sayın Murat Bardakçı’ya 
sade bir vatandaş olan şükranlarımı sunuyorum).   
KİMSE KIZMASIN, KENDİMİ YAZDIM    
    Hasan Cemal bu eseri, 1999 yılında kaleme almış. Arka sayfasına düştüğü not tam 
anlamıyla o yıllardaki iç dünyasının açığa vurulması biçiminde değerlendirilebilir. Kitapta,
yaşadığı olayları hiç çekinmeden dürüstçe anlatmış. Şimdi kitabın 28-29.  sayfalarında 
yazılanları aktaralım:    ’’ Mustafa Kuseyri’nin ölümünü hatırlıyor musunuz? 1970 baharıydı. 
Beynimden vurulmuşa dönmüştüm. Faşistler Mustafa Kuseyri’yi öldürdü! Koşa koşa dergiye geldim. Adakale Sokak’taki Devrim bürosuna. Doğan Bey, her zamanki gibi kesif sigara dumanlı, küçücük odasında çalışıyordu. Ağzının bir kenarından hiç eksik olmayan Samsun cigarasını tüttürüken: Bak Hasan dedi gözlüklerinin üstünden bakarak, ‘Kuseyri’yi faşistler öldürmedi. Bir arkadaş  kazayla vurmuş…’ Bir dolmuşa atlayıp Cebeci’ye, Siyasal Bilgiler’in yanındaki Basın-Yayın’a gittim. Dışarıda öğrenciler Kahrolsun faşistler! diye slogan atıyordu.Olay akşam vakti olmuştu. Kuseyri, tabancasıyla Rus ruleti oynarken yakın arkadaşı Nejat Arun  tarafından kaza sonucu vurulmuştu. Nejat’ın kaçarken bıraktığı kanlı el izlerini silenler arasında, o zamanlar Doğu Perinçek’in Beyaz Aydınlıkçı ya da Proleter Devrimci Aydınlık (PDA) saflarında yer alan Cengiz Çandar da vardı. Ve olay örtbas edildi. Hemen ertesi gün Ankara’da Anayasa’ya saygı yürüyüşü düzenlendi. Faşizmi telin için! …Uğur Bey (Alacakaptan), Kuseyri cinayetiyle ilgili bazı ayrıntıları yıllar sonra benden öğrenince 
şaşırmıştı. … Kuseyri olayının iç yüzünü o tarihte bilenlerden biri de Doğu Perinçek’ti. Hiç 5
unutmam, o gün Hukuk Fakültesi’nin önünde yürüyüş başlarken kulağıma eğilip ’Yaptığınız 
olacak iş mi?’ demişti bana…’’
      Gerçekten birileri kızmasın, doğruları yazmış Hasan Cemal…
                                                            ALDATAN PUT
    R. Crosman, altı entelektüelin A.Koestler, A.Gide, L.Fisher, I.Silone, S.Spender, R.Wright’ın komünizm ile ilgili fikirlerini bu isim altında toplamış ve yayınlamış.  Bu eserden Stephen Spender’in görüşlerini kısaca aktaralım: ’’İki yüzlü düşünceye bir başka misal de komünistlerin hürriyet, demokrasi ve halk cephesi taraftarı olduklarını söyledikten sonra, 
faşistlere karşı koyan liberaller, sosyalistler ve POUM’un üyelerini itham etmeleri ve POUM 
gibi bazı teşkilatları tasfiye etmeleri idi. … Komünist aydınların hepsinde rastladığım şey, belli hesaplardan sonra kabul etikleri komünizmin o güne kadar gerçek olan her şeyi değiştirip, dünyayı bir siyah beyaz ayrılığı içine sokmasıydı. Hayatta karşılaştıkları hadiseler onların bu muhayyel hesaplarına tesir edemiyordu. İhtilâl bütün toplamların başlangıcı ve sonu idi.’’Artur Koestler Rusya’da yaşadıklarını şöyle anlatıyor: ’’1932-1933 açlığının Ukrayna’daki dehşet verici tahriplerini görüp, sefil kıyafetteki ailelerin tren istasyonlarındaki yalvarmalarına şahit oldum.    Kadınlar, şişedeki düşük çocuklara benzeyen, şiş karınlı, çöp kollu, koca kafalı aç yavrularını kompartıman pencerelerine uzatıyorlardı. İhtiyarların soğuktan donmuş ve artık muhakkak ki hissetmeyen ayak parmakları, paramparça olmuş terliklerinden dışarıya çıkmıştı. … Sokaktaki, tramvay ve tren istasyonlarındaki kalabalığın cansızlığı, koca bir endüstri şehrini geniş bir sefalet sahası haline sokan inanılmaz iskân şartları, (Gerilmiş iplerden sarkan çarşaflarla ayrılmış bir odada  yaşayan iki üç çift.) … Komünist Parti’ye olan hizmet sürem, kızı Rachel’i kazanabilmek için Laban’ın koyunlarını tam yedi sene güden Yakup kadardır.’’
    Putlar yıkılıyor. Ancak her dönem yeni putlar ortaya çıkıyor. ABD ve RUSYA’nın dünya 
hakimiyeti isteği son bulmadıkça putlar asla ve asla yok olmayacaktır.
     Ülkemizdeki liberaller ve her iktidar döneminde daha çok liberalleşen ve iktidarın yanında yer alan sosyalistler bu ülkenin kaderinde yine söz sahibi durumunda bulunuyorlar. Ne hazin bir durum!  Gençlik çağında liberal ve sosyalist, orta yaşta demokrat, ihtiyarlığında bölücü olmak nasıl bir şeydir acaba? Ama her yaş ve ahval de iktidarın yanında yer almak? Böylesi bir karakter çok güçlü bir biyolojik yapıya sahip olmayı gerektirmez mi?
    Surların gerisine çekilmiş, olup bitenleri seyredenlere…
                                                                                                                      M. Ziya GÖZLER
                                                                                                                       JEO. YÜK. MÜH.




ÜYE GİRİŞİ
 Beni Hatırla
twitter facebook
E-Bülten
Arama Yap
İLK YAZI (Meriç COŞKUN)
Bizler çok eski dostlarız. Bizleri bir araya getiren fikrî beraberlik yani Türkçülük mefkûresi, dünya var oldukça, Bilge Kağan’ın deyişiyle “Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe” ilânihaye devam edecek bir ülkü beraberliğidir. Bizlerin bir özelliği daha var. Bu ülkü beraberliği “pazara kadar değil, mezara kadar” ifadesi ile ilk nazarda kararlı bir deyiş gibi görünse bile, bizlerin beraber...
AMAÇ (Salih DİLEK)
Biz 12 Eylül’den evvel Ülkücü mücadelede fiilen bulunmuş, vatanımız ve milletimizin menfaatleri doğrultusunda hiç bir fedakârlıktan kaçmamış bir dönemin mensublarıyız. Yaşlarımız 50'nin üzerinde. 80 yılına kadar mücadele ortamı içerisinde bir hayli müşterek hâtıralarımız olmasına rağmen hayat telâşı içerisinde birbirimizi ihmâl ettiğimizin farkında...
STRATEJİK VİZYON (Aksakallılar)
Dünya’nın en gözde, fakat belâlı bir coğrafyasında yaşamaktayız. Bu coğrafyada bizden evvel yaşayan milletlerin, ne kendilerinden, ne de kültürlerinden bir eser kalmamıştır. Bu coğrafyada yaşayabilmek için çetin ceviz olmak lazımdır. Dedelerimiz bu noktaya çok dikkat etmiş ve binlerce yıl evvel, Bilge Kaan Başbuğumuz ”Ey Türk, üstte gök çökmedikçe,...
NAMAZ VAKİTLERİ
Son Eklenen Videolar
KURTBOĞAZI ERKENEKONDAN ÇIKIŞ ŞÖLENİMİZ
"Bir Ülkücülük Hikayesi" - Salih DİLEK - 1.2.2014 - Ocakbaşı Sohbeti
FETHİYESPORLU VE KARŞIYAKALI TARAFTARLAR KARŞILIKLI OLARAK ANDIMIZI OKUDU
NEVZAT KÖSOĞLU CENAZE TÖRENİ
ANDIMIZ
Hakkımızda | Üyelik Koşulları | İlk Yazı | Amaç | **STRATEJİK VİZYON BELGESİ** - **AKSAKALLILAR**
Her Hakkı Saklıdır © 2013 eskimeyendostlar.net