Eskimeyen Dostlar
MAKALELER
BÖLÜMLER
ETKİNLİKLER
DUYURULAR
1390 'kez okundu.
2008-06-13
BOR MADENLERİMİZ VE YAPILMASI GEREKENLER

              Dünya maden rezervleri içindeki payı %1’in altında olan ülkemizde madencilik faaliyetleri yüz yıldan fazla bir süredir devlet ve özel sektörün faaliyetleri arasında önemli bir yer tutmaktadır. Ülkemizde yılda 150 milyon ton maden üretimi yapılmakta olup bu üretimin değeri de 2.5 milyar dolar civarındadır. Dünya maden üretimi ise yılda 10 milyar ton civarındadır. Ne var ki, oldukça büyük ve önemli rezervlere sahip olduğumuz bor, trona, mermer, krom, feldispat gibi madenlerin ciddi yatırımlar yapılarak ve korkmadan, çekinmeden ve bilimsel bir şekilde işletilmesi ile en azından maden ihracatı-ithalatı dengesini yakalayabiliriz. 1997-2002 yılları arasında memleketin en önemeli meselesi haline getirilen ve stratejik bir maden olduğu ifade edilen bor madenini ile ilgili görüş ve düşüncelerimizi aktarmaya çalışalım. 2002’den bu yana bor madeni ile ilgili olarak basında hiçbir yazının yer almaması profesörlerin, gazetecilerin, siyasetçilerin ve sivil toplum örgütlerinin yazılar yazmaması, gösterilerde bulunmamasının sebebini anlamakta  vatandaş zorlanmaktadır. Bor madenlerimize ne oldu ?..

              Elementer bor 1808 yılında Fransız kimyacı G.Lussac ve L.Thenard ve İngiliz H.Davy tarafından bulunmuştur.Ancak bor, MÖ 2000’li yıllarda Babil’ler tarafından kullanılmıştır.Mısır’lıların boru mumyalama ve tıpta kullandıkları da bilinmektedir.13. yüzyılda Marco Polo’nun Tibet’ten Avrupa’ya boru getirmesiyle birlikte bor modern manada kullanılmaya başlanmıştır. 1852’de Şili’de daha sonra ABD’de ve 1861’de çıkan Maadin Nizamnamesi ve 1862 Paris Anlaşmasıyla Anadolu’daki bütün maden kaynaklarının kullanımını batılılara açılmış ve bor da bu anlaşmadan nasibini almıştır.

İstanbul Bebek’te mermer işleri ile uğraşan Polonyalı mülteci Henri Cropple eski ortağı Fransız Desmezures’ alçı taşından yapılmış heykeller hediye ettiğinde heykellerin yüksek oranda bor ihtiva ettiği anlaşılır. Desmezures Türkiye’ye gelir Bandırma’ya Sultançayırı’na gider ve bor(pandermit) üretimine başlar. Hemen Paris yakınlarında bir bor rafine tesisi kurularak yıllarca ülkemizden ucuz fiyatla bor alıp kendi ülkelerinde değerlendirirler. 1898 yılında Borax Company şirketi Fransız şirketlerini satın alarak bor üretimin tamamen kendi kontrolüne alır.Bu hareket 1950’li yıllara kadar devam eder.Bu yıldan sonra yabancıların ve özel sektörün yanı sıra bir devlet kuruluşu olan Etibank da bor tuzlarıyla ilgilenmeye başlar. Neticede 1978 yılında 2172 sayılı kanunla bor madenleriyle ilgili faaliyetlerin yürütümü Etibank’a verilir.

 

                                                                   BOR   MADENİ

 

              Isıya karşı dayanıklı, yüksek sıcaklıkta iyi bir iletken, kaynama sıcaklığı 2500C ve erime noktası tahminen 2300C olan bor minerali boro silikat cam, izolasyon cam elyafı, tekstil cam elyafı, optik lifler, cam seramikleri, sabun ve deterjan, fiberglas, tekstil, seramik, gübre ve tarımsal ilaçlar, antiseptiklerin yapımındaki en önemli hammaddelerden biridir. Bu sanayi dallarında oldukça fazla kullanılan bor ayrıca metalurji ve inşaat , elektronik ve iletişim, ileri teknoloji uygulamaları, nano teknolojiler, yangın geciktirici, enerji sektörü ve uzay çalışmalarında da potansiyel olarak değerlendirilmeye çalışılmaktadır. Dünya bor rezervleri B2O3 bazında yaklaşık 900 milyon ton civarındadır.  Bu rezervin de 700 milyon tonu ülkemizde bulunmaktadır.Dünya bor tüketimi yıllık 1.5 milyon ton olduğuna göre, ülkemizin görünür rezervleri dikkate alındığında dünyanın 250-300 yıl bor ihtiyacını karşılayabiliriz. Diğer taraftan ülkemiz bor üretimi yapmadığı taktirde dünya ihtiyacını 95-100 yıl karşılayacak bor dünya üzerinde bulunmaktadır. Bu sebeple dünyanın en büyük bor yataklarına sahibiz demenin bir anlamı bulunmamaktadır. Dünya bor üretiminin yaklaşık %40’ı Eti, %35’i Riotinto (USBorax) %9’u Çin ve geri kalan kısmı diğer ülkeler tarafından yapılmaktadır.

 BOR KONUSUNDA ÜLKEMİZİN YILLARDIR YAPTIĞI UYGULAMA ŞÖYLEDİR:

1.TOPRAKTAN ÇIKARILAN VE KONSANTRE HALE GETİRİLEN BOR, HAM OLARAK YABANCI ÜLKE ŞİRKETLERİNE SATILMAKTADIR. 1996 YILINDA SATILAN HAM BOR MİKTARI 760000 TON OLUP (Kİ EN FAZLA SATILAN HAM BOR MİKTARIDIR) ELDE EDİLEN GELİR YAKLAŞIK 136 MİLYON DOLARDIR. 2001 YILINDA, KADEMELİ OLARAK DÜŞÜRÜLEN HAM BOR MİKTARI 516000 TON ELDE EDİLEN GELİR 100 MİLYON DOLARDIR.

2.KENDİ RAFİNE TESİSLERİMİZDE RAFİNE EDİLEN BOR DA YİNE YABANCI ŞİRKETLERE SATILMAKTADIR.1996 YILINDA SATILAN RAFİNE BOR MİKTARI 250000 TON ELDE EDİLEN GELİR 85 MİLYON DOLAR, 2001 YILINDA SATILAN RAFİNE BOR 363000 TON ELDE EDİLEN GELİR 108 MİLYON DOLARDIR. GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ HAMMADDE OLARK SATILDIĞINDA DAHA YÜKSEK GELİRLER ELDE EDİLEBİLMEKTEDİR. ANCAK YAPILACAK YENİ RAFİNE VE ÖZEL BOR ÜRÜNLERİ YATIRIMLARI İLE ÜLKEMİZİN HEM TEKNOLOJİK KAZANIMLARINI YÜKSELTİR, HEMDE KATMA DEĞERİN ÜLKEMİZDE KALMASINI SAĞLAMIŞ OLURUZ. ANCAK BURADA ÖNEMLİ OLAN HUSUS; BOR TİCARETİNİN TEK ELDEN YAPILMASI GERÇEĞİNDEN VAZGEÇİLİRSE ÜRÜNLERİN BİRBİRLERİ YERİNE İKAME OLMASINDAN ÖTÜRÜ BOR PİYASASI TAMAMI İLE ELİMİZDEN ÇIKACAKTIR. BU KONUYA ÖZELLİKLE DİKKAT EDİLMESİ GEREKMEKTEDİR. Yıllardır ürettiğimiz borları yabancılara satarak 2840 sayılı kanunun ruhuna uygun hareket edilip edilmediği tartışılmaktadır.Zira bu kanuna göre borlar devlet tarafından aranır çıkarılır ve işletilir.Devletin boru kendi tesislerinde mamul madde haline getirmediği ortadayken bizim boru yabancılara öncellikle ve özellikle satıp kendi insanımızın bunu değerlendirmesini neden sağlamıyoruz?.. Ülkemizin borları ABD, Japonya, Çin, Rusya, Kanada, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, İspanya,  Belçika, Finlandiya, Güney Kore, Hindistan, İran, Malezya ve daha bir çok ülkeye satılmaktadır. Bu ülkelerdeki sektörler de borları değerlendirmektedirler. Ama kendi ülkemizdeki özel sektörle bir masanın etrafında görüşmek bile belli çevrelerin şiddetli tenkitlerine maruz kalmaktadır. Yabancılarla her türlü anlaşmanın yapılması mubah kendi insanın ile görüşmek ise çok uluslu şirketlerin emrine girmek oluyor. Sattığınız borlar zaten çok uluslu şirketlerin emrinde oluyor. Bu konuda siyasi otoritenin borlarla ilgili ruhsatlar devletin elinde kalması şartıyla ; Danıştay’ın 01.05 tarih, 2000/67 kararını dikkatle gözden geçirmeleri gerekmektedir. Bu kararın son kısmı aynen şöyledir : ‘’…aynı biçimde ham bor ve rafine bor olarak yurt içinde isteyen Türk vatandaşı kişi ve firmalara da satabileceği, Türk vatandaşı kişi veya firmanın satın aldığı bor’u ülke içinde kuracağı tesislerde işleyip elde edeceği ürünleri yurt içinde veya yurt dışında satabilmesinde hukuki bir engel bulunmadığı sonucuna ulaşılarak dosyanın Danıştay Başkanlığına sunulmasına 01/05/ 2000 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.’’ Kendi ülkemde borun değerlendirilmesi için devlet kuruluşu bu işe devam edecekse bu kuruluşun önünün açılması, yok devlet ancak bu kadar yapar deniliyorsa Türk özel sektörünün önünün açılarak rafine, özel bor kimyasalları ve diğer bütün bor ürünlerinde ülke içinde sanayi tesislerinin kurulmasına derhal başlanmalıdır. Bu ülkede bor : boro-silikat cam, tekstil cam elyafı, cam seramikleri, optik lifler, emaye ve sır, porselen boyaları, ısı ve ses yalıtımı,yanmayı geciktirici, deri, otomobil, ilaç ve kozmetik,tarım, tıp, bilgisayar teknolojileri, tekstil, fotoğrafçılık, kağıt, ileri teknoloji, çimento ve metalurji alanlarında kullanılır hale getirilmelidir. Bu ülkenin borlarının böyle değerlendirmesi mi evladır, yoksa borlarımızın yok pahasına yabancılara satılması mı ?..       

        

              Dünya bor ticaretine de kısaca bir göz atalım. 1970 yılında 800 bin ton civarında olan dünya bor üretiminde ülkemizin payı %16 ABD’nin payı %65’ler oranındaydı. 1980’li yıllarda ülkemizin üretimdeki payı %27 ABD’nin payı %56’lar civarında olmuştur. Günümüzde ise bu oran %40-%35 oranı ile ülkemiz lehine değişmiştir. Kurulu kapasiteler gelince : Rakibimiz olan USBoraks’ın rafine kapasitesi 1.270.000 tondur. Bunun dışında diğer ABD şirketlerinin rafine kapasitesi de 150 bin ton civarındadır.Rusya’nın 170000, Çin’in 135000, Şili’nin 64000, Peru’nun 25000 ton rafine kapasiteleri mevcuttur. Ülkemizin ise cevher işleme kapasitesi 2.000.000 ton olup,1997 yılında 497000 ton olan rafine kapasitesi,1998-2002 yılları arasında yapılan yatırımlarla toplam kapasite 757000 tona çıkarılmıştır. Ancak halen ABD’nin kapasitesine ulaşılamamıştır. Milyarlarca ton bor madenin yatırım yapılarak ekonominin hizmetine sunulması gerekmektedir. Ancak yatırımların planlı ve dünya bor tüketimi dikkate alınarak yapılması gerekmektedir.  Yıllık tüketimin 1.500.000 ton olduğu bordan elde edilen gelirde 1.200.000 dolar civarındadır.Türkiye ürettiği tüm boru dışarıya satmakta ve yılda da 250-300000 milyon dolar gelir elde etmektedir. Ülke içi tüketim ise yaklaşık 40 bin ton civarındadır. Bor ürünlerini oldukça fazla kullanıldığı ve bora bağlı sanayilerin çok güçlü olduğu  ABD’de 2004 yılı verilerine göre üretim 562 bin ton olup bunun yaklaşık %65’i iç tüketimde kullanılmaktadır. ABD’nin bu pazardaki payı da %50-55 civarındadır. Ülkemizin payı, yeni yatırımlar ve güçlü bir pazarlama şebekesi ile daha da artabilir. 

              150 yıldan fazla bir zamandır bor üretimi ve ticareti ile uğraşan ve ülkesinde bora dayalı güçlü sanayiler kurmuş olan ABD’nin borla ilgili yüksek teknoloji çalışmalarına önem vermesi borun ileriki yıllarda daha özel alanlarda kullanılacağı fikrini güçlendirmiştir. ABD’de 45-50 yıldır bor madenin uzay ve silah sanayinde ve borların yakıt olarak kullanılması konularında ciddi çalışmaların yapıldığı bilinmektedir.Ülkemizde bu konu ile ilgili bazı spekülatif fikirler bir tarafa bırakılacak olursa bor madenin daha uzun bir zaman diliminde çok daha dikkatli bir şekilde değerlendirileceği asla unutulmamalıdır. İşte bu noktada borlarımızın daha dikkatli korunması, üretilmesi ve ülkemizin de bora dayalı sanayiler kurması kaçınılmaz bir geçek olarak bizi sürekli rahatsız etmelidir. Burada en önemli görevde siyasi iktidarlara düşmektedir. Borların düz bir özelleştirme mantığı ile elden çıkarılması borun aranması, üretimi, pazarlanması ve teknolojilerinin geliştirilmesinde içinden çıkılamayacak bir ortamı hazırlayacaktır. Bor madenlerini ve işletmelerini özelleştirerek değil devletin ciddi kontrolü ile değerlendirmek gerekmektedir. Ham bor, rafine bor ve özel bor kimyasalları ile 2 milyar dolar doğrudan, 25- 30 milyar dolar (daha fazla olduğu da ifade edilmektedir) dolaylı olarak para kazanan çok uluslu şirketlerin yeni yatırımlar ve politikalarla bu günkü bor sistemini alt üst edecek bir yaklaşımı değerlendirmeleri herhalde pek müspet olmayacaktır. Çünkü ellerinde AB ve BOP kozu bulunmaktadır. Halkın yüksek çıkarları ve bağımsızlığımız için devleti idare edenlerin her konuya dikkat edeceklerine de bu halkın inanması gerekmektedir. Diğer taraftan can atarak girmeye çalıştığımız AB ülkelerinin bir çoğu ve ABD borun kullanılmasının yasaklanması ya da bor yerine başka maddelerin kullanılması için büyük çaba sarf ettikleri de bilinen bir gerçektir. Bu konuda :

1. Borun insan hayatı ve çevre üzerinde tahribat yaptığını iddia etmektedirler. Bu sebeple de bor torbalarının üzerine kuru kafa işaretleri koydurarak bor kullanımından vazgeçilmesini istemektedirler.

2. Deterjan sanayinde kullanılan bor (perborat)  yerine daha ucuz olan perkarbonat kullanılması gündeme getirilmiş, çalışmalar neticesinde şirketler perborat fabrikalarını perkarbonata dönüştürmeye başlamışlardır. Böylece bu gün  sadece yılda 500000 ton civarında bor kullanılmayacaktır.

3.Cam sanayinde kullanılan bor yerine de Adventex denilen bir madde üretilmiş ve ticari anlamda çalışmalar ABD’deki şirketler tarafından hızlı bir şekilde yürütülmektedir.

Ülkemizde özellikle izolasyon tipi, tekstil tipi fiberglas, borosilikat cam, sabun ve deterjan, alev geciktirici, inşaat ve tarım alanlarında yatırımlar yapılarak borlarımızı değerlendirmemiz mümkündür. Ülkemizden bor madeni alarak ABD, AB ülkelerinin bir çoğu ve Japonya bu üretimleri yapmaktadır. Peki biz neden yapamıyoruz ?.. Bu konuda devlet bu işi yapacaksa hemen vakit geçirmeden bu yatırımlara başlamalı yapamayacaksa da en kısa zamanda özel sektörün önünü açmalıdır. Bu özel sektörün kendi milli sermayemiz olması da ayrıca önemli bir şart olmalıdır. ABD veya ABD güdümündeki Arap sermayesinin bu konudan uzak tutulması gerekmektedir. Babalar gibi satılacak, elden çıkarılacak bir kaynak değildir bor madenleri. Bizleri oyalayarak bor madenlerinin varlığını kötülemenin de altında neler yattığını herkesin görmesi zamanı da artık gelmiştir.

 

              Görüldüğü gibi yıllardan beri yok pahasına değerlendirilen bor bu gün için bizim elimizde fazla miktarda ve kalitelisi bulunduğu için baltalanmaya çalışılmaktadır.Bu varlık acaba onların elinde olsaydı bu çabalara gerek duyarlar mıydı?.. Ülkemizi yönetenlerin vakit geçirmeden hemen her konuda olduğu gibi bor konusunda da ciddi bir politika oluşturmaları gerekmektedir. Eti, bor madenlerinin eski sahipleri ve bu konuyla ilgilenen özel sektörümüz bir araya gelerek çekişmelerden, suçlamalardan ve kavgalardan ırak, anlamlı bir politika belirlemelidirler.İleride başlarına bir sürü problemin açılacağı iyi niyetli, dürüst ve çalışkan bürokratların üzerine bu mesele yıkılmamalıdır. Yeni tesisler kurulması, pazar ağının genişletilmesi, AR-GE çalışmalarına önem verilmesi ve üretimde kaliteye ve verimliliğe önem verilerek yeni ve güçlü bir politika oluşturmak için ilk adımlar atılmaya başlanabilir.

 

 

 

                                                                               Dr. M.  Ziya   GÖZLER     

 (MTA ve Eti Holding Eski Genel Müdürü, Jeoloji Yük.Müh.)


ÜYE GİRİŞİ
 Beni Hatırla
twitter facebook
E-Bülten
Arama Yap
İLK YAZI (Meriç COŞKUN)
Bizler çok eski dostlarız. Bizleri bir araya getiren fikrî beraberlik yani Türkçülük mefkûresi, dünya var oldukça, Bilge Kağan’ın deyişiyle “Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe” ilânihaye devam edecek bir ülkü beraberliğidir. Bizlerin bir özelliği daha var. Bu ülkü beraberliği “pazara kadar değil, mezara kadar” ifadesi ile ilk nazarda kararlı bir deyiş gibi görünse bile, bizlerin beraber...
AMAÇ (Salih DİLEK)
Biz 12 Eylül’den evvel Ülkücü mücadelede fiilen bulunmuş, vatanımız ve milletimizin menfaatleri doğrultusunda hiç bir fedakârlıktan kaçmamış bir dönemin mensublarıyız. Yaşlarımız 50'nin üzerinde. 80 yılına kadar mücadele ortamı içerisinde bir hayli müşterek hâtıralarımız olmasına rağmen hayat telâşı içerisinde birbirimizi ihmâl ettiğimizin farkında...
STRATEJİK VİZYON (Aksakallılar)
Dünya’nın en gözde, fakat belâlı bir coğrafyasında yaşamaktayız. Bu coğrafyada bizden evvel yaşayan milletlerin, ne kendilerinden, ne de kültürlerinden bir eser kalmamıştır. Bu coğrafyada yaşayabilmek için çetin ceviz olmak lazımdır. Dedelerimiz bu noktaya çok dikkat etmiş ve binlerce yıl evvel, Bilge Kaan Başbuğumuz ”Ey Türk, üstte gök çökmedikçe,...
NAMAZ VAKİTLERİ
Son Eklenen Videolar
KURTBOĞAZI ERKENEKONDAN ÇIKIŞ ŞÖLENİMİZ
"Bir Ülkücülük Hikayesi" - Salih DİLEK - 1.2.2014 - Ocakbaşı Sohbeti
FETHİYESPORLU VE KARŞIYAKALI TARAFTARLAR KARŞILIKLI OLARAK ANDIMIZI OKUDU
NEVZAT KÖSOĞLU CENAZE TÖRENİ
ANDIMIZ
Hakkımızda | Üyelik Koşulları | İlk Yazı | Amaç | **STRATEJİK VİZYON BELGESİ** - **AKSAKALLILAR**
Her Hakkı Saklıdır © 2013 eskimeyendostlar.net