Eskimeyen Dostlar
MAKALELER
BÖLÜMLER
ETKİNLİKLER
DUYURULAR
1113 'kez okundu.
2011-11-22
Gazi Kars Şehrengizi - Efendi BARUTÇU

Bu Tebliğimi Bin Yıldır Gönül Dünyamızı Aydınlatan Hasan’el Harakani Başta Olmak Üzere Bu Toprakları Fethederek Ebedi Türk Vatanı Kılan Alparslan Gazi Atamız Ve Şehitlerimizin Aziz Ruhlarına İthaf Ediyorum.

 

Türk Dünyası Mühendisler ve Mimarlar Birliği

Kaşgar dan Endülüs’e Türk-İslam Şehirleri

Gazi Kars Şehrengizi

29 -30 – 31  EKİM 2011

 

 

 

 

Şehir Ve İnsan

31 Ekim 2011

Efendi BARUTCU

 

Kadim Medeniyetimizin Büyük Âlimi Farabi İdeal Devlet Özlemini, Medinetü’l-Fâzıla, Yani “Erdemliler Şehri” Olarak Vasıflandırıyor.       

Şehir… Âlimleri, Fazılları, Büyük Siyaset Ve Devlet Adamlarını, Büyük San’atkârları Emziren Şehir… 

Büyük Medeniyetler, Kendilerini Dünyaya Özgün Şehirleri İle İlân Ederler.

Ve Merhum Nurettin Topçu Diyor Ki: “Bin Yıllık Şehirler Deha, Yüz Yıllık Şehirler Büyük Adam, Otuz, Kırk Yıllık Şehirler Hastalıklı Ruhlar, Tipler Çıkarır.”

 

Şehir, İnsanoğlunun Bu Dünyadaki Vazifesini Ve Varlığının Anlamını Tamamladığı Mekân; Ahlâk, Fikir Ve İnanç Dünyasıyla Bu Mekâna Vurduğu Bir Mühürdür.

Denilebilir Ki; İnsan Küçük Bir Şehir, Şehir Büyük Bir İnsandır…

Bin Yıllık Doğu Roma Başkentini, Elli Yılda Türk İstanbul Yapan İrade, Tarihin Şahit Olduğu En Büyük Medenî Hamlelere De Öncülük Etmiştir…

Osmanlı İmparatorluğu’nun Yüksek Kudret Ve Kültürünü Dünyaya İlân Ve İspat Eden İstanbul, Bunu Sadece Fiziki Özelliklerle Değil, Hayat Tarzı İle De İfade Eden Bir Büyük Şehirdi.

Kâinata Ruhlarındaki Tevhit Penceresinden Bakan İnsanların Yeniden İnşa Ettiği Bursa, Üsküp, İstanbul Gibi Şehirlerin Hepsinde Ağaç, Su Ve Taş, İnsanla Geniş İlhamlı Bir Ruh Gibi Konuşur. İnsan Canlı Bir Varlıkla Karşı Karşıyaymış Hissine Kapılır Buralarda.

İnsana Küçüklük Duygusu Vermeyen, İnsanın Tabiatla İlişkilerini De Dikkate Alan Bir Mimarinin Varisleri, Aynı Anlayışladır Ki En Büyük Cihangirlerini Elinde Bir Kılıç İle Değil, Gül İle Resmetmeyi Münasip Görmüşlerdir.

Her Şeyden Yalıtılmış “Birey” Fikrinin Değil, Mahremiyet Ve Tevazu Duygusunun Şekil Verdiği Türk-İslâm Mimarî Ve Şehir Geleneğinde Şehir, Sadece Yanındakinden Daha Etkili Olmaya Çalışan İzole Fertleri Değil, Etrafıyla Uyumu Tercih Eden Organik Şahsiyetleri Besler Bağrında.

Günümüz Şehirleri

Büyük Sanatkâr’ın (Nfk) Bir Beyitle İfade Ettiği Gibi:

            “Nur Yolunu Tıkıyor Yüz Bir Katlı Gökdelen

Bir Küçük İğne Yok Mu Şehrin Kalbini Delen?”

            Bilimsel Bir Sarhoşluk Gibi Şehirler… Gürültü, Karmaşa, Yalnızlık…

Kimse Ne Dediğini Bilmiyor. Şehir, İçinde Kendini Yitirmiş İnsanların Başsız Dev Karıncalar Ülkesi…

Ruhunu Kaybediyor Şehir…

“Dünyanın, Varlığın Bütünlüğü Ve İnsanın Yüceliği Göz Önünde Tutularak Düzenlenmesi Gerekir. Günümüzde, İnsanın Şuurlaşması Ve Güzel Bir Dünyada Yaşaması Gaye Olmaktan Çıkarılmış Ve İnsan, Teknolojinin, İdarî Ve Malî Güçlerin Pasif Bir Aleti, Bir Hizmetkârı Hâline Getirilmiştir.”

Bu Durum Hem Kendine Has Kimlik Unsurlarından Yoksun Ve Birbirinin Kopyası Şehirlerde, Hem De Gayri İnsanî Ölçüler İçinde Yaşıyor Olmamızın En Temel Sebebidir.

 

Meseleyi Ülkemiz Açısından Değerlendirdiğimizde, Şu Sorulara Samimî Olarak Cevap Aramak Gerekir: Gerçekten De Bugün, Bursa’yı, Denizli’yi Veya Erzurum’u Görmek Arasında Bir Fark Var Mıdır?

Şehirlerimiz Birbirini Andıran Geniş Bulvarları, Şehir Merkezinde Bizi Karşılayacak Olan Birbirinin Benzeri Kamu Binaları Ve Şehrin Etrafında Kümelenmiş Apartman Yığınları Dışında Kendilerine Has Milli Kimlik Unsurları Açısından Bize Ne Vaat Etmektedirler?

Peki, Şimdi Sormak Lazım: Mahalle Ne Demektir?

Bir Zamanlar İnsani Münasebetlerin Ve Komşuluk İlişkilerinin En Yoğun Hâliyle Hayat Bulduğu Bu Sosyal Birimler Neden Özlemli Hikâyelerin Birer Öznesi Hâline Geldi.

Yerini, İnsanların Birbirlerinden Bihaber Oldukları Vasıfsız “Siteler”E Bıraktı? Fakir Mahalle Çocuklarının Güvenlik Görevlileri Olarak Fakir Mahallelerde Oturanların Muhtemel Saldırılarına Karşı Korudukları “Siteler ”E… Ya Kendilerini Tolumdan Tecrit Etmiş “Rezidanslar ”A Ne Demeli? Hayatın Her Safhasını Komşularıyla Paylaşarak Yaşayan “Konaklar” Yerine “Rezidanslar”… 

 

Bugün Bizim İçin Konut Yani Ev, Kendimizi Akşamları İşyerinden Güç Bela Attığımız Bir Yatakhane Olmanın Ötesinde Ne İfade Etmektedir?

Bir Zamanlar İçinde Yaşayan İnsanların Hikâyelerine Ortak Olan, Onların Hayatlarına Şekil Veren Ve Onların Hayatlarıyla Şekillenen Bu Mahrem Mekânlar, Nasıl Oldu Da 2+1, 3+1 Gibi Birer Nicelik Unsuru Hâline Geldiler?

Memleketimizde Bir Dönem Statü Sembolü Mertebesine Kadar Yükseltilmiş Olan Apartman Hayatı, Acaba Bizim Tabiatımıza Ve Kültürümüze Ne Kadar Uygun Bir Hayat Tarzıdır?

 

Aile Ocağı, Şehirciliğin Ve Milletin İlk Çekirdeğidir. İnsanın Gelişimini Teminat Altına Alır, Günlük Hayatın Sevinç Ve Acılarına Siper Olur.

İslâm Toplumunun Çekirdek Biçimi, Ev Ve Mahalle, Dış Etkilere Karşı En Köklü Direnç Mihrakları Oldukları İçin Sömürgeci Ve İşgalci Güçlerin Önemli Hedefleri Oldular.

Maalesef Günümüzde Mahalle Kavramı Zaten Ortadan Kalktığı Gibi Aynı Evi Paylaşan Aile Fertleri Arasında Da Büyük Uçurumlar Meydana Gelmiştir. Bu Durumu En Çarpıcı Bir Şekilde Büyük San’atkâr N.F.K:

 

İnanmıyorum Bana Öğretilen Tarihe

Sebep Neyse Mezardan Bu Hayatı Tercihe

Üç Katlı Ahşap Evin Her Katı Ayrı Âlem:

Üst Kat Elinde Tesbih Ağlıyor Babaannem,

Orta Kat Mavs Oynayan Annem Ve Âşıkları,

Alt Kat Kız Kardeşimin Tamtamda Çığlıkları!

Bir Kurtlu Peynir Gibi Ortasından Kestiğim,

Buyurun Ve Maktaından Seyredin, İşte Evim

Bu Ne Hazin Ağaçtır Bütün Ufkumu Tutmuş

Köklü İffet, Dalları Taklit, Meyvesi Fuhuş…                        

Mısralarıyla Tasvir Etmektedir

Şahsî Ve Sathî Gösterişçiliğin Hâkim Olduğu 21. Asırda Dünya, İnsanlık Tarihinde Daha Önce Benzeri Olmayan Bir Kültürel Kirlenmeye Maruz Kalmıştır.

Bu Kirlenme Kendi İnanç Temellerinden Kopartılıp Yabancılaştırılan Ve İslâm’ın Affedilmez Günah Saydığı “Şirk”in Açık Ve Gizli Şekillerine Kendisini Kaptırmış, Gizli Sömürge Durumuna Düşmüş Olan İslâm Ülkelerinde En Vahim Ve Tahripkâr Boyutlara Ulaşmıştır.

 

Şehre, Toprağa, Dünyaya Tekno-Lojiyi Kendi Başına Yaratıcı Güç Addeden Bürokrat Ve Teknok-Ratların Gözüyle Bakmak Yerine, Allah’ın Azametinin Ve ‘Cemâl’ Sıfatının Tecelli Ettiği Yerler Ve İnsanların Bunu İdrak Edeceği Alanlar Olarak Bakmak Gerekir.

Bugün Şehir Düzeni Ve Sanayi Donanımlarında Hüküm Süren Kargaşanın Ana Sebebi, Şehircilik Eksikliğidir.

Hiçbir Kural Ve Kaideye Uyulmadığı İçin Köyler Boşalmış, Şehirler Hiçbir Mantığa Sığmayacak Şekilde Kalabalıklaşmış, Sanayi Tesisleri Gelişigüzel Bir Şekilde Bir Araya Getirilmiş, İşçi Konutları Sefalet Yuvalarına Dönüşmüştür.

Yüz Yıl Boyunca Başıboş Bırakılan Makineleşmenin Acı Meyvesi…

Arsa Vurgunculuğu, En Temel Ve Yaygın Meşguliyet Alanlarından Biri Hâline Gelmiştir.

Günümüzde İmar, Rantın, En Kolay Dağıtıldığı Ve Sizi Hapse Götürmeyen En Garantili Yoldur.

Denetimsiz Bir Yayılma, Şehirleri, Fizyolojik Yönden Olduğu Kadar Psikolojik Yönden De Su, Hava, Yeşillik Gibi Temel Gıdalardan Yoksun Bırakmaktadır.

Tabiatla İlişkisini Kaybeden İnsan, Varlığından Çok Şey Kaybetmekte Ve Bedenini Zayıflatan Şehir Hayatının Aldatıcı Zevkleriyle Bozulmuş Olan, Duyarlılığını İflas Ettiren Bu Kopuşu, Hastalık Ve Manevî Düşkünlük İle Çok Daha Ağır Ödemektedir.

Hemen Bütün Büyük Şehir Yerleşmelerimizde Yeşil Alanları Tahrip Edecek Büyüklükte Meydana Gelmiş Olan Betonlaşma, Toprağın Su Çekme Özelliğinin Yitirilmesine Sebep Olmuş; Bitki Örtüsü Yok Olmuş, Geriye Kalanlar İse Gelişemez Bir Duruma Düşmüştür.

Sefalet Mahallelerinde İnsanlar, Havası Kirlenmiş, Yeşillikten Ve Tabiattan Yoksun Kalmıştır.

Bütün Kültür Değerleri Yok Edilmiş, Kirletilmiştir. Maalesef İnsan, Şehir Alanlarında Biçimsiz Böcekler Gibi Yaşamaya Mahkûm Edilmişlerdir.

Kokmuş Et Satan Bir Kasap Cezalandırıldığı Halde, Yasalar Çoktan Çürümüş Konutların Yoksul Sınıflara Kabul Ettirilmesine İzin Vermektedir.

Bu Kültürel Kirlenmenin, (Ses, Görüntü Ve Tabela Kirliliği) Bu Varlığın Bilincinden Kopartılmış Ve Dolayısıyla Dünyaya Varlığa, Çevreye Topluma Karşı Sorumsuzlaşmanın Bedeli Son Derecede Ağır Bir Şekilde Ödenmeye Başlamıştır.

Henüz 8-10 Gün Önce Yaşadığımız Deprem Felâketinde De Görüldüğü Gibi, Şehirler İnsanlara Yaraşır Olmaktan Çıkmış Ve Birkaç Çıkarcının İnsafsızlığına, Yaygın Bir Cehalete, Affedilmez Bir Sorumsuzluğa Bırakıldığı Anlaşılmıştır. Bu İhmaller Zinciri, Sayısız İnsanımızın Felâketine Yol Açmıştır. Dileriz Ki Bu Son Olsun.

Kişisel Çıkarların Zorlanması, Denetim Zayıflığı Ve Toplumsal Dayanışmanın Güçsüzlüğü Sebebiyle Toplum, Şahsî Menfaat Güdücülerinin Baskın Hücumuna Uğramaktadır.

Şehirlerimizde, Mahalle Ve Sokak Adlarına Varıncaya Kadar Yapılmış Olan Keyfî Değişiklikler, Geçmişle Olan Bağlarımızı Kopardığı Gibi Tarihi Şehirlerimizin Ruhuna Da Saygısızlık Edilmektedir.

Çevre Karşısında Sorumluluk Duygumuz, Güzelleştirme İrademiz Olmadığı İçin Önce Denizleri, Gölleri, Akarsularımızı Kirletiyoruz, Sonra Temizlemek İçin Büyük Masraflara Katlanmak Zorunda Kalıyoruz.  

Hal Böyle İken, Ne Edebiyat Ne Şiir Ne Doğru Dürüst Maarif Ve Ne De Başka Bir Şey Yapabiliriz…

“…Mimar Biraz Psikolog Olmalı, İnsanların Hayat Sahalarını İnsanileştirmeli, Gerçekten Mutlu Olabilecekleri Mekânları Tasarlamalıdır.”

 Yani Gaz Yağı Tenekelerinin Üst Üste Konulduğu Barınaklar Değil, Yaşanacak Mekânlar İnşâ Edilmelidir.

Bugün Birçok Şehirde İnsanlarımız Sağlık, Kolay Ulaşım, Çalışma, Dinlenme Ve Eğlenme Gibi İnsanlık Şerefini Koruyan İmkânlardan Mahrumdur.

Günümüz İnsanı Her Sabah İşine Ağır Bir Yükle Gitmekte, Akşamları Yorgun Ve Derin Kaygılarla Dönmektedir.

Bu Şekilde, Her Geçen Gün Artan Bir Tatminsizlik Duygusuyla Kendisini Sıradan Bir Hayatın, Maddî Ve Manevî Tehlikelerine Alıştırmaya Çalışmaktadır.

Bunun Sonucunda Da Ruhu Kendine Has Özelliklerini Kaybetmiş; Vatanına Karşı Beslediği Saygı Ve Minnet Duygularının Yerini, Tanıdık Bir Tür Suç Ortaklığı Duygusu Almıştır.

Bir Medeniyet Ve Vatan, İnsanına, Diğer İnsanların Faydalandığı Hayatın Nimetlerini Cömertçe Ve Ruhuna Uygun Bir Şekilde Sunmalıdır. Aksi Durumlarda İnsanlar Gerek Kendisinden, Gerekse Ait Olduğu Medenîyetten Uzaklaşacaktır.

Bunun Adı “Kültürel Soğuma”Dır. Kişinin Kendi Medenîyetinden Şüpheye Düşmesidir. 200 Yıldır Türk Milletinin Yaşadığı Dram Da Budur.                                                    

            Mimarî

İnsan Mimarî Eserini Geliştirirken Kararını Kendi İnanç Sistemine Dayandırması Gerektirmektedir. Böylece Mimarî Ahlâk Ve Din Alanının Bir Ürünüdür Denilebilir.

Müslüman Bir Ailenin Hayat Tarzı Tabii Ki Müslüman Olmayan Aileninkinden Farklı Olacaktır.

Ailenin Yapısı, Çocukların Eğitimi, Kültürel Amaçlar, Yaşlılara Saygı,  Mahremiyet Şuuru, Bir Müslüman Evinin Plânimetrik Organizasyonuna Yansımıştır.

Yeryüzündeki Her Nokta Ve Varlığın Her Anı Allah’ın Varlığının Bir Tecellisidir. Bu Yüzden İslâm’daki Tevhid Kavramı İnanç İle Sekülerizm Arasında Ayrıma Gitmez. 

Bu Sebeple Müslüman’a Ait Bir Mimarî Ancak Tevhîd Kavramı Üzerinde Geliştirilmelidir.

İslâm Mimarîsi, Ancak, Şahsi İhtiraslardan, Gururdan, Her Türlü Açık Yahut Gizli Fetişistik Yabancılaştırmalardan (Şirk) Arındırılmış İslâmi Bir Tavırla Başarılabilir.

Süleymaniye Ve Selimiye’deki İhtişamın, Hemen Yanı Başındaki Mütevazı Konaklar, Kâbe’ye Karşı Hürmetin İfadesi Olarak Kâbe’den Yüksek Olmamasına Dikkat Edilen Osmanlı Revakları Ve Bugün Kâbe’nin Yanı Başına Saygısızca Dikilmiş Saraylar.

Hemen Yanı Başında Türkiye’den De Bazı Sonradan Görme Müslümanların, Daha Çok Sevap Kazanma Fırsatçılığıyla Devre Mülk Satın Aldıkları Kâbe Manzaralı İkiz Kuleler…   

İslâm Evine Dair

Bir Düşünce Yapısının Doğru, Faydalı Ve Güzel Olması Nasıl Gerekiyorsa, Mimarî Bir Yapının Da Aynı Şekilde Sağlam, Kullanışlı Ve Güzel Olması Gerekir.

Sağlamlık İçin Bilim Ve Teknik İlkeler, Kullanışlılık İçin Ekonomi - Politik Ufuk, Güzellik İçin İse, Bir İdeoloji, Bir Dünya Görüşü Bir Kültür Ve Medenîyet Kavrayışı Gerekiyor.

Ülkemizdeki Modern Yapılar Hakkında Belki Genel Anlamda Sağlam Ve Kullanışlı Yargıları Öne Sürülebilir, Peki Ya Güzel Oldukları Söylenebilir Mi?

Bir Yapının Sağlamlığı Ve Kullanışlığı Akıl’ın Ve Fakat Güzelliği Ruhun Mahsulüdür.

İnsan Ve İslâm Mimarisi

İslâm Mimarîsi, İslâmi Tutum, Duygu Ve İfadelerin Yansımasıdır.

            İslâm Evi, Mescidin İlahi Güzelliğine Sahip Olmalıdır, Zira İslâm Toplumundaki Her Ferdin Güzel Bir Evde Yaşaması Gerekmektedir.

Her Ev, Bir Aile İçin İnşa Edilir; Mahremiyet Esastır; Evin Bahçesi İse Cennetteki Sükûnu Hatırlatan Güzel Bir Köşesidir.

Haşyet, Takva, Sabır, Mukavemet Ve Yakin İslâm Mimarîsini Vücuda Getiren Unsurlardır Ve Mutlaka Biçim Berraklığı, Kanaat Ve Derin Bilinç Ve Sorumluluk Şuuruyla Sonuçlanır, Yüceliği Tezahür Ettiren Bir Saygı Duygusu Yaratırlar.

Daha Yüksek Bir Manevi Makama Ulaşmak İçin Mücadele Eden Müslüman’ın Özlemini Yansıtan Hüznün, Hıristiyan Kültürünün Cehennemi Karanlık Ve Umutsuzluğa Benzer Bir Tarafı Yoktur.

İslâm Kültüründe Mimar, Kullanıcıyı Mağrur Ve İz’andan Uzak Bir Tavırla Yönlendirmeye Ve Tesir Altına Almaya Çalışmaz.

Aynı Şekilde, Bina Da, Kullanıcı İçin Bir Gösteriş Ve Övünme Aracı Ya Da Ona Tahakküm Eden Yabancı Bir Güç Olmamalıdır.

         Geleceğin Şehirleri - Çareler

Günümüz Nesilleri Ve Bilhassa Şehir Tasarımcıları Evvelemirde Sağlam Bir Felsefi Temel Ve O Temel Üzerinde Kendi Kültürel Dinamiklerini Yeniden Yorumlayarak İşe Koyulmalıdırlar.

Arkasında Ciddi Bir “Metafizik Gerilim” Ve O Gerilimden Hareketle Çağa, Çağlara Ve Bütün Zamanlara Sahici Ve Sağlam Sorular Yöneltmeyen Bir Neslin, Kendi Özgün Mimarîsini İnşaa Etmesi Düşünülemez.

Kâinatın Musikisine Kulak Veren San’atkâr Ruhların İnşa Ettiği Estetik Mimarî, Olgular Dünyasına Girmeyen, Giremeyen Renk, Duygu, Müzikalite Gibi Ancak Sezgi Ve Bireysel Tecrübeyle Anlaşılabilecek Olan Bir Tür Seyr-Ü Sülük – Meslek Kelimesi De Zaten Sülük Kelimesinden Gelir - Denemesinden Geçmiş Müthiş Bir Metafizik Tecrübeyi Çağrıştırıyor.

Bu Tür Mimarî Eserlere, Aşkın Mimarî Diyebiliriz. Kişiyi Var Olanın Ötesine Sıçratan, Olmayanı Duyuran, Hissettiren Zengin Çağrışımlı Eserlerdir Bunlar.

 

Son 20-25 Yıldır Batılı Ülkelerde De Ortaya Çıkan “Yeni Şehircilik” Akımlarını Da Göz Önüne Alarak, Mahallî Kültür Unsurlarını Barındıran, İnsanî Ölçekte Mahalleler Ve Apartmanlar İnşa Edip İnsan Ve Komşuluk Münasebetlerini Geliştiren,  Günümüzün Kimliksiz Ve İnsanı Boğan Şehrine De Kentine De Alternatif, Tabiatla İç İçe Şehirler Oluşturulmalıdır.

Bugün, “Kültürümüzün Esasen Bir Şehir Kültürü Olduğunu Yeniden İdrak Ederek, “Bu Topraklara Kök Salmış Kültür Ve Ahlâk Anlayışının Şehir Kurma Hususundaki Hassasiyetinden” Mümkün Olduğu Kadar İstifade Edilmelidir.

Böylelikle “Hayatın, Varlığın Ve Yaradılışın Gerçeğine Uyan Mekânlar” İnşa Etmiş Oluruz.

Şüphesiz Bazıları Bunları “Özlemli Yakınmalar” Olarak Yaftalayabilir. Fakat Bin Yıllık Hanları, Hamamları, Camileri, Kervansarayları Dimdik Ayakta Duran (Süleymaniye 460 Senedir Ayaktadır) Bir Medeniyetin Çocukları Olarak Bizlerin, İlk Depremde Sonunu Bekleyen Apartmanlara Ve Binalara Mahkûm Olduğumuz Gerçeğini Tekrar Düşünmek Dahi, Şehir Kurma Hususunda Atalarımızdan Öğreneceğimiz Daha Çok Şey Olduğunu Söylüyor Bize.

Maddi Unsurlar

            Mekânlar Geniş Olmalıdır. Mekân Duygusunun Psiko - Fizyolojik Bir Rol Oynadığını Ve Sokakların Darlığının, Avluların İç İçe Girmesinin Beden Sağlığı İçin Olduğu Kadar Ruh Sağlığı Yönünden De Zararlı Olduğunu Unutulmamalıdır.

Artık Evler, Kendisine Ayrılmış Çevre İçinde, Güneşten, Temiz Havadan Ve Sessizlikten Faydalanacak Şekilde Yükselmelidir.

Güneş Evlere En Elverişsiz Mevsimde Bile, Günde Birkaç Saat Girmelidir. Bu Mimarın, Yeni Ve En Önemli Görevidir.

Şehircilik Yalnızca Şehirlilerin Beden Sağlıklarını Değil, Ruh Sağlıklarını Ve Bundan İleri Gelen Yaşama Sevinçlerini De Koruma Altına Alacak Şartları Sağlamak Zorundadır.

      Çağımızın Büyük Sıkıntılarından Biri Çalışanların Günlük Göçebeliğidir.

      Sanayiye Sağlam Bir Şekilde Bağlı Olmayan, Değiştirilebilir El Emeği, Sabah, Öğle Ve Akşam, Yaz Kış, Sonu Olmayan Gidiş Gelişlere Ve Toplu Taşıma Araçlarının İnsanın Gücünü Maddi Manevi Tüketen Kalabalığına Maruz Bırakılmaktadır. İnsanların Tüm Zamanı, Bu Düzensiz Gidiş – Gelişler İçinde Yok Olmaktadır.

 

Sanayi Bölgeleri İle Konaklama Bölgeleri, Birbirinden Yeşil Alanlarla Ayrılmalıdır.

      Modern Şehircilik İlkeleri Ve Kentsel Dönüşüm Projeleri Belirlenirken, Mimarlar, Yapı San’atı Uzmanları, Şehir Plâncıları, Şehir Tarihçileri,  Sağlık Uzmanları, İlahiyatçılar Ve Toplumsal Düzenleme Uzmanlarından Müteşekkil Kadroların Ortak Çalışmaları Doğrultusunda Hareket Edilmelidir.

En Elverişli Arazilere En Uygun Mesafelerde Yerleşme Olanağı Sunulmalıdır.

Şehirciliğin Gelişimi, Siyasal, Toplumsal Ve Ekonomik Etkenlerden Bağımsız Değildir.

Beklendiği Gibi, İleriyi Gören Meseleleri Kavramış Olan, Önceden Düşünülmüş Ve Plânları Hazırlanmış Hayat Şartlarını Gerçekleştirmeye Kararlı Bir Siyasal Güç;

            Uzmanların Kendileri İçin Düşünmüş Olduğu Şeyleri Anlama, Arzu Etme Ve İsteme Gücüne Sahip Aydın Bir Halk;

Bazıları Çok Büyük Çapta Olacak İşleri Başlatabilme Ve Yürütebilme İmkânı Verecek Bir Ekonomik Güç; Bu Devasa Problemlerin Üstesinden Gelebilmenin Hayati Şartlarındandır…

Mimarlık, Şehrin Güzelliği Ve Rahatlığından Sorumludur. Şehrin Tasarlanması Ve İyileştirilmesi Onun Yükümlülüğündedir.

Mimarlık Her Şeyin Anahtarıdır.

Kişisel Çıkarlar, Kamusal Yarardan Sonra Gelmelidir.

Bireysel Hukuk İle Ortak Hukuk Karşılıklı Olarak Birbirini Desteklemeli, Kuvvetlendirmeli Ve Kapsadıkları Yapıcı Unsurları Bir Araya Getirmelidir.

Bireysel Hukukun Küçük Bir Azınlığı Tatmin Ederek Geri Kalan Toplumsal Kitleyi Sıradan Bir Yaşama Mahkûm Eden Şu Bayağı Kişisel Çıkarla Hiçbir İlişkisi Yoktur.

Kişisel Çıkarların, Her Yerde, Kurumsal Yarardan Sonra Gelmesi Ve Her Şahsın, Rahat Bir Konutta, Güzel Bir Şehirde Yaşama Gibi Temel Bir Mutluluktan Payını Alması Gerekir.

 

 

 

 

 

 

Son Söz;

 

 

Muhterem Hazirun, Aziz Dinleyenlerim;

Gelecekte Şehrin İzzetini Seherde Dua Eden Anneler, Helal Rızık İçin Her Zorluğa Göğüs Geren Babalar, Soğuktan Titreyen Kediyi Dükkânına Buyur Eden Esnaf, Bir Serçenin Öksürüğünden Bile Müteessir Olan İnsanlar, Vakıf, Kitap Ve Su Medenîyetinin, İman Ve Aşk Medenîyetinin Varisleri, Her Sabah Şehrin Kalbini Yarıp Kirini Temizleyen Ezanlar Kurtaracaktır.

 

Saygılarımla…

31 Ekim 2011

       Kars


ÜYE GİRİŞİ
 Beni Hatırla
twitter facebook
E-Bülten
Arama Yap
İLK YAZI (Meriç COŞKUN)
Bizler çok eski dostlarız. Bizleri bir araya getiren fikrî beraberlik yani Türkçülük mefkûresi, dünya var oldukça, Bilge Kağan’ın deyişiyle “Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe” ilânihaye devam edecek bir ülkü beraberliğidir. Bizlerin bir özelliği daha var. Bu ülkü beraberliği “pazara kadar değil, mezara kadar” ifadesi ile ilk nazarda kararlı bir deyiş gibi görünse bile, bizlerin beraber...
AMAÇ (Salih DİLEK)
Biz 12 Eylül’den evvel Ülkücü mücadelede fiilen bulunmuş, vatanımız ve milletimizin menfaatleri doğrultusunda hiç bir fedakârlıktan kaçmamış bir dönemin mensublarıyız. Yaşlarımız 50'nin üzerinde. 80 yılına kadar mücadele ortamı içerisinde bir hayli müşterek hâtıralarımız olmasına rağmen hayat telâşı içerisinde birbirimizi ihmâl ettiğimizin farkında...
STRATEJİK VİZYON (Aksakallılar)
Dünya’nın en gözde, fakat belâlı bir coğrafyasında yaşamaktayız. Bu coğrafyada bizden evvel yaşayan milletlerin, ne kendilerinden, ne de kültürlerinden bir eser kalmamıştır. Bu coğrafyada yaşayabilmek için çetin ceviz olmak lazımdır. Dedelerimiz bu noktaya çok dikkat etmiş ve binlerce yıl evvel, Bilge Kaan Başbuğumuz ”Ey Türk, üstte gök çökmedikçe,...
NAMAZ VAKİTLERİ
Son Eklenen Videolar
KURTBOĞAZI ERKENEKONDAN ÇIKIŞ ŞÖLENİMİZ
"Bir Ülkücülük Hikayesi" - Salih DİLEK - 1.2.2014 - Ocakbaşı Sohbeti
FETHİYESPORLU VE KARŞIYAKALI TARAFTARLAR KARŞILIKLI OLARAK ANDIMIZI OKUDU
NEVZAT KÖSOĞLU CENAZE TÖRENİ
ANDIMIZ
Hakkımızda | Üyelik Koşulları | İlk Yazı | Amaç | **STRATEJİK VİZYON BELGESİ** - **AKSAKALLILAR**
Her Hakkı Saklıdır © 2013 eskimeyendostlar.net