Eskimeyen Dostlar
MAKALELER
BÖLÜMLER
ETKİNLİKLER
DUYURULAR
1222 'kez okundu.
2011-01-13
Kanuni “Muhteşem Yüzyıl” Filmi Üzerindeki Tartışmaların Arka Planı

Nuri Gürgür
12 Ocak 2011
Nuri GÜRGÜR


Tarih şuuru millet oluşumunun temel unsurlarından biridir. Ortak bir geçmişi, başarıları, acıları birlikte yaşamış olmak geleceği paylaşmak birliktelik duygusunu pekiştirir. Böylelikle ortak tarih insan topluluklarını yığın olmaktan çıkarır, millet oluşumunun zeminini hazırlar.

İmparatorluktan millî devlete geçiş sırasında yapılan yanlışlardan birisi, belki de birincisi 1923’ün milat sayılarak Osmanlı’nın acımasızca karalanması olmuştur. Okul kitaplarında padişahların kimisi deli, kimisi zalim ve sefihtir. Hatta aralarında düşmanla işbirliği yapacak derecede ihanet içinde olanlar bile vardır. Kitaplarda Osmanlı Hakanları yerden yere vurulur; öğrencilere “padişahtan sultandan kurtuldu güzel vatan” gibi manzumeler belletilirdi. Sonuçta Osmanlı tarihî gericiliğin, bilim düşmanlığının  hüküm sürdüğü, her türlü yeniliğe  karşı direnildiği kara bir sayfa olarak nitelendirilip  atlanır; buna karşılık Hitit, Lidya yahut iyonya  gibi Anadolu’nun jeolojik kalıntıları arasından  ilişki kurmak üzere kadim medeniyetler araştırılmaya çalışılırdı.  Bu kültür politikasının etkisiyle özellikle 40’lı yıllarda bir kısım aydınlar arasında “mavi Anadoluculuk” cereyanı hayli etkili oldu. Aslında Köy Enstitüleri denemesi de reddedilmek istenen medeniyetin boşluğunu ideolojik bir aşıyla doldurma çabasının ürünüdür.

Erken Cumhuriyet döneminde yeni rejimin sağlamlaştırılması kaygısı göz önüne alındığında, bu eğitim ve kültür politikasının kendi açısından yorumu yapılabilir. Ancak aradan bunca yıl geçtikten sonra bazı kesimlerde bu bakış tarzının hüküm sürmesi, Osmanlı’nın inatla karalanmaya çalışılması düşündürücü bir tablodur.

Tarihî sadece hamasetten ibaret saymaya çalışmak, geçmişte yaşananların bir kısmını görmezlikten gelmek, bunları yorumlamaktan ve düşünmekten kaçınmak ifratın bir başka türüdür. Bu da yanlıştır. Osmanlı tarihî  fetihleriyle bozgunlarıyla, izlediği siyasetle, döneminde oluşturulan kültür ve medeniyet düzeyiyle, devlet ve toplum nizamıyla muhteşem bir bütündür. Doğru olan onu bu bütünlüğü çerçevesinde değerlendirmektir. Yani objektif olmaktır.

Meseleye bu açıdan bakıldığında, Osmanlı’nın peşinen karalanmasının  haklı bir mantığının bulunmadığı görülür. Böyle yapmakla sadece siyasî  yapısı değil, bu dönemde oluşan kültür ve medeniyet yani milletimize vücut veren temel değerler de reddedilmiş oluyor; bu tavır etkili olduğu oranda  telafisi imkânsız bir boşluk doğurur. Cihan devleti olmak,16.yy da zirveye ulaşan Türk-İslam Medeniyetine vücut vermek sıradan bir olay değildir. Bunu başaran Osmanlı ayakta durmakta zorlandığı son döneminde Cumhuriyet’in pek çok mevzuatını, temel müesseselerini, yeni devletin benimsediği idare esasların pek çoğunu hazırlanmasını, uygulamaya konulmasını başarmıştır. Başka bir ifadeyle Türkiye Cumhuriyeti’nin önce Osmanlı’nın ondan önce de Selçuklu’nun varisi olduğunu, Türk tarihinin   önemli bir özelliği olan  sürekliliğini kimse inkâr edemez.

Son günlerde Kanuni’nin hayatını konu alan bir  dizi film dolayısıyla Osmanlı tarihî üzerinde yoğun tartışmalar yapılıyor. Kamuoyunda bu filmde Kanuni’nin gerçek kişiliğinden  farklı yansıtıldığı, çarpıtıldığı, reyting hesaplarıyla  cinselliğin öne çıkarıldığı, padişahın ayyaş ve tutkularının esiri bir  kişilik  portresiyle  tanıtıldığı hususunda  yaygın bir kanaat var. Bu doğal olarak  tepkilere yol açıyor. RTÜK’e bu konuda rekor seviyede şikâyetlerin ulaştığı açıklanıyor. Nitekim RTÜK   konuya ilişkin toplantısında “tarihe mâl olmuş bir şahsiyetin mahremiyeti konusunda gerekli hassasiyet gösterilmediği”ne karar vererek yayıncı kuruluşu ciddi şekilde uyardı.  

Bu tepkilerin yanı sıra farklı görüşte olanlar da var. Bunlardan bir kısmı filmi izlediklerini, beğenmediklerini, ancak görüş ve düşünce özgürlüğü açısından bu  tarz yapımlara kısıtlama getirilmesine karşı olduklarını savunuyorlar. Bazı tarihçiler de padişahların sonuçta insan olduklarını, her türlü insanî zaaf yahut tutkuların onlarda da bulunmasının normal olduğunu, pek çoğunun içki içtiğinin bilindiğini, veli yahut evliya olmadıklarını bu  yüzden olayın büyütülmemesi gerektiğini ifade ediyorlar.  Filme yapılan eleştirilere karşı olanlar  bunun bir belgesel değil “dizi film” olması nedeniyle  dolayısıyla objektiflik unsurunun aranmaması gerektiği hususunda birleşiyorlar.

Bu tartışmaların bir başka önemli özelliği bazı çevrelerde görülen tarihimize husumet duygusunun bir kere daha ön plana çıkmasıdır. Bu duygu bir çoklarında hastalık hâlinde saplantıya dönüşmüştür. Mesela Çetin Altan aklına estikçe Osmanlı Hakanlarını aşağılamayı, zalim, sorumsuz ayyaş göstermeyi, geri kalmışlığımızın esas sorumluları ilan etmeyi  alışkanlık hâline  getirmiştir.

Bu zihniyet sahiplerinin  son yıllarda toplumun geniş kesimlerinde ve özellikle okumuşlar arasında Osmanlı’ya karşı giderek artan ilgiden rahatsız oldukları bir vakıadır. Osmanlı coğrafyasındaki izlerimizin, etkilerimizin giderek gün ışığına çıkmasından, bunların çeşitli kültürel ve siyasal  açılımlara  zemin hazırlamasından hoşnut değiller. Tartışılan dizi film üzerinden  görüşlerine pay çıkarmak için çırpınıyorlar. Osmanlı Hakanlarının sıradan, basit ve tutkularının esiri insanlar olarak tanıtabilirlerse, yurt içinde ve dışındaki ilgiyi dağıtabileceklerini düşünüyorlar.

Türk halkının  bu  filme gösterdiği tepkiyi  bağnazlık, özgürlüklere tahammülsüzlük ilan edip kınamak, olayı hafife almak, olayın arka planını görmemek anlamına gelir. Kimse, özellikle tarihçilerimiz    oluşturulmak istenen  tarihsiz, bilinçsiz, mazisiz bir toplum yaratma heveslerinin oyununa gelmemelidir.

Reyting hesaplarıyla Kanuni Sultan Süleyman’ın  nitelikleri, üstün devlet adamlığı  ve yöneticilik özellikleri, koskoca bir Cihan devletine Hakanı olması,  bu devasa  mekanizmayı büyük başarıyla yürütmesinin anlamı bir kenara bırakılırsa, şarap içen, tutkuları bulunan   sıradan bir insana dönüştürülmeye çalışılırsa buna tepki duyulması  bilinçli  bir toplum hassasiyetidir.  Filmi yapanların   ticari hesaplarının olması doğaldır; ama bir de halkımızın duyguları ve görüşleri var ve buna herkes saygı göstermek mecburiyetindedir.


ÜYE GİRİŞİ
 Beni Hatırla
twitter facebook
E-Bülten
Arama Yap
İLK YAZI (Meriç COŞKUN)
Bizler çok eski dostlarız. Bizleri bir araya getiren fikrî beraberlik yani Türkçülük mefkûresi, dünya var oldukça, Bilge Kağan’ın deyişiyle “Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe” ilânihaye devam edecek bir ülkü beraberliğidir. Bizlerin bir özelliği daha var. Bu ülkü beraberliği “pazara kadar değil, mezara kadar” ifadesi ile ilk nazarda kararlı bir deyiş gibi görünse bile, bizlerin beraber...
AMAÇ (Salih DİLEK)
Biz 12 Eylül’den evvel Ülkücü mücadelede fiilen bulunmuş, vatanımız ve milletimizin menfaatleri doğrultusunda hiç bir fedakârlıktan kaçmamış bir dönemin mensublarıyız. Yaşlarımız 50'nin üzerinde. 80 yılına kadar mücadele ortamı içerisinde bir hayli müşterek hâtıralarımız olmasına rağmen hayat telâşı içerisinde birbirimizi ihmâl ettiğimizin farkında...
STRATEJİK VİZYON (Aksakallılar)
Dünya’nın en gözde, fakat belâlı bir coğrafyasında yaşamaktayız. Bu coğrafyada bizden evvel yaşayan milletlerin, ne kendilerinden, ne de kültürlerinden bir eser kalmamıştır. Bu coğrafyada yaşayabilmek için çetin ceviz olmak lazımdır. Dedelerimiz bu noktaya çok dikkat etmiş ve binlerce yıl evvel, Bilge Kaan Başbuğumuz ”Ey Türk, üstte gök çökmedikçe,...
NAMAZ VAKİTLERİ
Son Eklenen Videolar
KURTBOĞAZI ERKENEKONDAN ÇIKIŞ ŞÖLENİMİZ
"Bir Ülkücülük Hikayesi" - Salih DİLEK - 1.2.2014 - Ocakbaşı Sohbeti
FETHİYESPORLU VE KARŞIYAKALI TARAFTARLAR KARŞILIKLI OLARAK ANDIMIZI OKUDU
NEVZAT KÖSOĞLU CENAZE TÖRENİ
ANDIMIZ
Hakkımızda | Üyelik Koşulları | İlk Yazı | Amaç | **STRATEJİK VİZYON BELGESİ** - **AKSAKALLILAR**
Her Hakkı Saklıdır © 2013 eskimeyendostlar.net