Eskimeyen Dostlar
MAKALELER
BÖLÜMLER
ETKİNLİKLER
DUYURULAR
1886 'kez okundu.
2011-06-03
KERKÜK'ÜN SESİ ABDURRAHMAN KIZILAY - İzzettin KERKÜK

12 Aralık 2010 günü Ankara’da hayata gözlerini yuman değerli ses sanatkârımız Abdurrahman Kızılay, anavatanda gerçek manada “Kerkük’ün Sesi” idi. Türkmen Halk musikisi alanında yeri kolayca doldurulmayacak bir insandı. Günümüzde onun seviyesinde sanatkârların yetişmesi pek kolay olamamaktadır. Bugün Türkiye’de “Abdurrahman Kızılay” deyince “Kerkük”, “Kerkük” deyince de “Abdurrahman Kızılay” akla gelmektedir.
 
Merhum Abdurrahman Kızılay’a “Kerkük’ün Sesi” dememizin sebebi ise, dünyada gelmiş geçmiş en zalim ve gaddar bir diktatör olan Saddam Hüseyin’in 35 yıl boyunca, Irak’ta Türkmenlere karşı uyguladığı acımasız ırkçı politikasının en azgın olduğu bir dönemde, ister Irak içinde, ister dışında herkesin ses çıkaramadığı bir zamanda, Kızılay tek başına söylediği türkülerin arasına ustaca serpiştirdiği millî hoyratlarla Türkmenlerin feryadını bütün dünyaya duyurmuştur.
 
Ondan önce de 1959 yılında, Türkmenlere karşı işlenen insanlık dışı katliamı, yine hoyratları ile dile getirmiş ve Kerkük şehrinin Türklüğünü büyük bir cesaretle haykırmıştır. Gerek Türk televizyonlarında, gerek Türkiye’nin ve dünyanın her tarafında verdiği konserlerde, çoğu zaman gözleri yaşararak söylediği millî hoyratlarımızdan bir kaçını, millî hafızamıza kayıt düşürmek amacıyla burada zikrediyorum:
 
Yâd elinde
Öt bülbül yâd elinde
Bir diyar mezar olsun
Kalmasın yâd elinde
 
Biz Kerkük’ü alınca
Kan vermişiğ dalınca
Düşmana boyun eğmez
Bir tek genci kalınca
 
Kerkük olup şehrimiz
Kanla dolup nehrimiz
Kaf dağıyla Tur dağı
Atsak çekmez kahrımız
 
Kerkük senden kan akar
Milletiv [1] siyah takar
Nimetivden [2] beslenen
Dönüp sana yan bakar
 
Kerkük’üm fener Kerkük
Mum kimin yanar Kerkük
Yağ yandı fitil kaldı
Korkum var söner Kerkük
 
Türkmen’i
Hak saklasın Türkmen’i
Bilmirem suçum nedi? [3]
Nenem doğdu Türk meni [4]
 
Abdurrahman Kızılay, Saddam döneminde bir konserinde söylediği şu türkü üzerine Irak’ta “Kale” kelimesi geçen türküler yasaklanmıştı:
 
Kalenin dibinde üç ağaç incir
Elimde kelepçe boynumda zincir
Zinciri sallama kollarım incir
 
Bu olay, Saddam Türk izini silmek için Kerkük Kalesini yerle bir ettiği döneme rastlar.
 
Abdurrahman Kızılay ile ilk tanışmamız uzun yıllar öncesine dayanır. Geçen yüzyılın 50.inci yıllarında, Türkmen müziği ve makamının 1 numaralı ustası sayılan rahmetli Abdülvahit Küzecioğlu’nun konserler vermek üzere İstanbul’a geldiği zaman kendisine refakat eden Kızılay henüz gençti ve ismini yeni yeni duyurmaya başlamıştı. Kerkük’te Türkmenlerin yönetiminde olan Kızılay Derneğinin düzenlediği toplantılarda gönüllü olarak Türkçe şarkı ve türküler söylediği için “Kızılay” soyadını almıştı. 1958 yılında Ankara Devlet Konservatuarında müzik tahsili için Türkiye’ye gelmişti. 1961 yılında ben de Ankara’da Dışişleri Bakanlığında göreve başladıktan sonra kendisi ile sık sık görüşmeye başladık.
 
Aynı yıl Abdurrahman’la birlikte tiyatro tahsili için İsmet Hürmüzlü kardeşimiz de Ankara’ya gelmişti. O zamanlarda Ankara’daki Kerküklü aileler her hafta kendi aralarında toplantılar düzenler ve memleket hasretini giderirlerdi. Bu toplantılara merhum Necdet Koçak da katılırdı. Abdurrahman Kızılay ile İsmet Hürmüzlü, Kerkük yemeklerinin sunulduğu bu toplantıların demirbaşı sayılırlardı. Kızılay sedef kakmalı udu ve tatlı sesi ile Kerkük mani ve hoyratlarını terennüm eder, bizlere duygulu anlar yaşatırdı. İsmet Hürmüzlü ise Shakspeare’in meşhur eseri Hamlet piyesinden bazı sahneleri canlandırarak toplantıya başka bir renk katardı. Ayrıca merhum Necmettin Esin ağabey de hamasi şiirlerinden mısralar okuyarak bizleri coştururdu.
 
Aile toplantılarımızdan bir kısmına değerli hemşehrimiz merhum Korgeneral Abdurrahman Ergeç Paşa da katılırdı. Ergeç Paşa sıra kendisine geldiğinde Ankara’daki Askerî Dil Okulunun bahçesinde bizleri ağırlamıştı. Fotoğrafçılıkta uzman olan İzzettin Kaytmaz ağabey de çektiği pozlarla bu güzel toplantıları ebedîleştirirdi. Merhum Mehmet Erbil ağabey bu toplantılardan bir kısmına katılmıştı. Bazı Türkiyeli ailelerden de katılanlar olurdu. Bunların başında İçişleri Bakanlığı Baş Hukuk Müşaviri Kemal Özgüney ve ailesi gelirdi. Merhum Necdet Koçak bir defasında bizlere sürpriz yaparak çok heyecanlandırmıştı. Arkadaşlarından oluşturduğu mini bir koro eşliğinde İsmail Serttürkmen’in “And olsun mavi asumanım sana” diye başlayan Kerkük marşını seslendirmişti. Koroda, Siyasal Bilgiler Fakültesinde okuyan İbrahim Ağa (Bayraktar), Fikret Koçak, Ziraat Fakültesi öğrencisi Fuat Akkoyunlu da yer almışlardı.
 
1977 yılının son baharında, Abdülvahit Küzecioğlu’nun Ankara’ya gelişinden faydalanarak Abdurrahman Kızılay’ın da katılımı ile Bahçelievler semtindeki evimizde, Necmettin Esin ağabey ve o sıralarda Hacettepe’de ihtisas yapmakta olan Dr. Osman Şengönül’ün de bulunduğu, Kerkük mani ve hoyratlarının okunduğu unutulmaz bir gece yaşamıştık. Geç vakitlere kadar sürmesini tahmin ettiğimiz bu toplantı dolayısı ile apartmandaki komşular rahatsız olmasınlar diye onları da davet etmiştik ki bundan çok memnun kaldıklarını ifade ile bize teşekkür etmişlerdi.
 
O gece Necmettin ağabey “Bana güneş vurmalı” adlı meşhur şiirini okumuştu. Küzecioğlu ile Kızılay’ın bu toplantıda okudukları bütün mani ve hoyratlar ile Necmettin ağabeyin şiiri, Paris’ten getirdiğim teyp cihazına kaydedip sonradan kasetlere aktararak çoğaltmıştım. Bu kasetleri Kerküklü hemşehrilere ufak bir bedel karşılığında dağıtarak, hâsılatını da Irak Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneğinin Ankara Şubesine bağışlamıştık. Böylece hem derneğe bir mali katkıda bulunulmuş, hem de millî kültürümüzün bir parçası olan hoyrat ve türkülerimizi ihtiva eden bir kasete sahip olmaları sağlanmıştı.
 
1962 yılında Abdurrahman Kızılay ile bir röportaj yapmıştım. Bağdat’taki Türkmen Kardeşlik Ocağının çıkardığı “Kardeşlik” dergisinin yıl 2, sayı 8, Aralık 1962 tarihli nüshasında yayınlanan bu röportajda Kızılay, Türkiye’ye ne amaçla geldiğini ve gelecekte sanat hayatında neler yapmayı düşündüğünü anlatmıştı. Buna benzer bir röportajı İsmet Hürmüzlü ile de yapmıştım. (Bkz. Kardeşlik dergisi, yıl 3, sayı 3, Temmuz 1963 nüsha)
 
1965 yılından itibaren yurt dışında görevlere tayinim dolayısıyla Ankara’dan bazen yıllarca uzaklaşmaya başlamıştım. Fakat Ankara’ya her dönüşümde Kızılay’la buluşup ondan hoyratlarımızı dinler hasret giderirdik. Bir seferinde kıymetli dostumuz üstad Mehmet Özbek’in de hazır bulunduğu bir aile toplantısında bir araya gelmiştik. Bu toplantıda aziz kardeşimiz Özbek’le tanışmamıza vesile olmuştu. Aslen Urfalı olan Mehmet Özbek o gece bize kendi elleri ile çiğ köfte yapmıştı. Toplantıda değerli eski Urfa milletvekili Osman Doğan da bulunmuştu.
 
Bilindiği üzere Kerkük ile Urfa “dayı-yeğen” olup lehçeleri, örf ve adetleri, müzikleri ve yemek kültürleri, adeta bir elmanın iki yarısı gibi birbirine çok yakındır. O tarihten sonra Abdurrahman Kızılay ile Mehmet Özbek adeta ikiz kardeşler gibi birbirlerinden ayrılmadılar. Televizyon programlarında ve özel konserlerinde hep beraber oldular. Bu sanat yolculukları 30 yıl kadar devam etmiştir. Ta ki Kızılay’ın anî vefatına değin. Urfa’da beraberce verecekleri bir konser için hazırlanıyorlardı. Çalışmaları sırasında Kızılay aniden rahatsızlanınca evine dönmüş, vefakâr eşi Ayla hanım durumundan endişelenince kendisini hastaneye kaldırmış, solunum yetmezliğinden dolayı yoğun bakıma alınmıştı. Fakat ne yazık ki komaya girerek, ertesi gün Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur.
 
Mehmet Özbek ile planladıkları Urfa Konseri maalesef Kızılay’sız gerçekleşmiş ve son derece hüzünlü bir havada geçmiştir. Türkmeneli Televizyonunda naklen yayınlanan ve defalarca tekrarlanan Urfa Konseri, Kerkük’te Kızılay’ı sevenlerin gözyaşları ile izlenmiştir.
 
Sevgili kardeşim Kızılay; senin arkandan bu satırları yazarken yüreğimde hissettiğim derin acıyı tarif etmekten aciz kalıyorum. Hani seninle anlaşmıştık… Emr-i Hak vaki olup da bu dünyadan irtihal ettiğimde mezarım başında sen beni Kerkük’ün şu hoyratı ile uğurlayacaktın: “Kalesiz

Kerkük olmaz kalesiz
Odu men koydum gittim
Siz sağlıkla kalasız”

Sana cenazeme çabuk yetişmen için tarihi açık bir uçak bileti göndermeyi bile düşünüyordum. Yolculuk sırası bende iken neden böyle yaptın ve ciğerimizi yaktın.
Nur içinde yat, mekânın cennet olsun sevgili Kızılay


ÜYE GİRİŞİ
 Beni Hatırla
twitter facebook
E-Bülten
Arama Yap
İLK YAZI (Meriç COŞKUN)
Bizler çok eski dostlarız. Bizleri bir araya getiren fikrî beraberlik yani Türkçülük mefkûresi, dünya var oldukça, Bilge Kağan’ın deyişiyle “Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe” ilânihaye devam edecek bir ülkü beraberliğidir. Bizlerin bir özelliği daha var. Bu ülkü beraberliği “pazara kadar değil, mezara kadar” ifadesi ile ilk nazarda kararlı bir deyiş gibi görünse bile, bizlerin beraber...
AMAÇ (Salih DİLEK)
Biz 12 Eylül’den evvel Ülkücü mücadelede fiilen bulunmuş, vatanımız ve milletimizin menfaatleri doğrultusunda hiç bir fedakârlıktan kaçmamış bir dönemin mensublarıyız. Yaşlarımız 50'nin üzerinde. 80 yılına kadar mücadele ortamı içerisinde bir hayli müşterek hâtıralarımız olmasına rağmen hayat telâşı içerisinde birbirimizi ihmâl ettiğimizin farkında...
STRATEJİK VİZYON (Aksakallılar)
Dünya’nın en gözde, fakat belâlı bir coğrafyasında yaşamaktayız. Bu coğrafyada bizden evvel yaşayan milletlerin, ne kendilerinden, ne de kültürlerinden bir eser kalmamıştır. Bu coğrafyada yaşayabilmek için çetin ceviz olmak lazımdır. Dedelerimiz bu noktaya çok dikkat etmiş ve binlerce yıl evvel, Bilge Kaan Başbuğumuz ”Ey Türk, üstte gök çökmedikçe,...
NAMAZ VAKİTLERİ
Son Eklenen Videolar
KURTBOĞAZI ERKENEKONDAN ÇIKIŞ ŞÖLENİMİZ
"Bir Ülkücülük Hikayesi" - Salih DİLEK - 1.2.2014 - Ocakbaşı Sohbeti
FETHİYESPORLU VE KARŞIYAKALI TARAFTARLAR KARŞILIKLI OLARAK ANDIMIZI OKUDU
NEVZAT KÖSOĞLU CENAZE TÖRENİ
ANDIMIZ
Hakkımızda | Üyelik Koşulları | İlk Yazı | Amaç | **STRATEJİK VİZYON BELGESİ** - **AKSAKALLILAR**
Her Hakkı Saklıdır © 2013 eskimeyendostlar.net