Eskimeyen Dostlar
MAKALELER
BÖLÜMLER
ETKİNLİKLER
DUYURULAR
1109 'kez okundu.
2007-11-08
KÜRESELLEŞME TARTIŞMALARININ TERÖR BOYUTU

Prof. Dr. M. Cihat ÖZÖNDER


KÖK Araştırmalar Cilt III, Sayı 2, (Güz 2001), ss. 1-2.

2001 yılı, “Yeni Dünya Düzeni” kavramının yerini alan “Globalleşme – Küreselleşme” kavramının her boyut, renk ve coğrafyada tartışmaları ile sürerken, “11 Eylül” olayı ile birlikte tarihin yeniden önemli bir dönüm noktasından geçişi gündeme oturdu. Önümüzdeki yıllar boyunca 11 Eylül terör olayı ve küreselleşme kavramlarının tekrar tekrar ele alınarak her bilim dalında yeniden yapılanmaya, dolayısıyla siyaset kurumunun yeniden değerlendirilmesine yol açacak değişmelere kadar etkili olması kaçınılmaz görünmektedir.

Küreselleşme kavramının kendisinin yeni olmasına mukabil bu olgunun insanlık veya medeniyet tarihi olarak adlandırılan bilgi sahasında yeni olmadığını söylemek de yeni bir ifade olmaktan uzaktır. Medeniyet yığılmalı bir bilgi birikimi olmakla birlikte “kültür” olgusunun ortaya çıkışı konusundaki çeşitli teorilerin varlığı, bu sahadaki çelişkilerin veya problemlerin başlangıcını teşkil etmektedir.

Kültür tanımlarının çokluğu konusu, kültürlerin çıkış kaynağı tarafından belirlendirdiği içindir ki, kültürlerin benzemezliği kadar çoktur. Bu sebeptendir ki “etnogenesis”, kültürlerin bu gün kendilerini tanımlamalarında, kendilerini adlandırmalarında (etnonimi) hâlâ tarihin bilinmeyen zamanlarından günümüze taşınmış, kültürel bencillikler (etnosentrizm) bu temel efsanelerle karışmış formlarda kendi ifadelerini bulmuştur. İstisnasız bütün kültürlerde, kültürün mensupları “insan”, “kişi”, temel varlık olarak kendilerini kabul ederek kendilerinin dışında kalanları “onlar”, “ötekiler”, “yaban”, “yabanî” kavramlarını kendi dillerinde karşılayan sözlerle adlandırmışlardır.

Kültür bilimlerinin ilk ortaya çıkışı da temelde, karşı karşıya kalınan kültürün zayıf taraflarını öğrenerek hâkimiyet kurmak amaçlıdır. Kültürlerin araştırılmasında, incelenmesinde ikili bir ayrımın yapılması görüşü de zaman zaman ifade edilmiştir. Bu yaklaşımların “içten bakış” ve “dıştan bakış” şeklinde adlandırılmaları doğru olacaktır. İçten bakış söz konusu olduğu zaman her kültür, zaman içinde tekrarlanarak oluşan kendi sosyal normlarını tartışmasız doğrular olarak kabul eder. “Diğer”lerini değerlendirmeler de bu esasta yapılır. Bu sebepten A kültürü için doğru olan, B kültürü için tamamen yanlış olabilmekte ve kültürler/medeniyetler arasındaki çatışma veya anlaşmazlıklar bu farklı algılanışlardan kaynaklanmaktadır. Çok basit bir örnekle, Eskimoların cehennemi buzlarla kaplıdır.

Kültürlerin/medeniyetlerin sınıflandırılmaları çatışmalarının temelinde de bu farklı bakışlar, değerlendirmeler yer almaktadır. Ayrıca sınıflandırmalarda göz önünde bulundurulan bir diğer ölçüt de iç ve dış dinamiklerin değerlendirilmeleri noktasında odaklaşmaktadır. İç ve dış dinamiklerin bileşkesi farklılıkların somutlaşması sonucunu doğurmaktadır. Bu açıdan bakıldığında, kültürler genelde belirgin ve keskin sınırlarla birbirlerinden ayrılmış birimler veya hayat tarzları olarak tanımlanmışlardır. Bu bakış açısıyla yapılmış sınıflandırmalarda, insan toplulukları veya kültürleri; aile birlikleri, aşiretler, klanlar, uluslar, ümmetler, ulus-devletler, ekonomik bloklar, tekrar kültürel birlikler sınıflandırılmaları ile günümüze kadar gelmiş bulunuyor. Daha önce yapılan sınıflandırmalarda felsefe tarihi boyunca ikiye ayrılmış olan idealist ve materyalist yaklaşımlar çerçevesinde kimi zaman inanç-din eksenli, kimi zaman madde eksenli tanımlara yer verilmiştir. İbni Haldun, Sorokin, Hegel idealist yaklaşıma, Marx, Engels materyalist yaklaşıma örnek teşkil etmiştir. Bütün bu yaklaşımlar Soğuk Savaş döneminin idealist-materyalist iki kutuplu ayrışmasından sonra materyalizmin, gerçekte olmasa da, zihniyet alanında temsilcisi olan Sovyet Blokunun çözülmesi sonrası tekrar sınıflandırma ihtiyacını hissettirmiş, diyalektik metodolojinin ve pozitivizmin şuur altlarındaki etkisi ile Batılı düşünürler, sosyal bilimciler veya çağımızın filozofları yeni denemelere girişmişlerdir.  

Sosyologların çoğu kültürü, sosyal aktörlerin belli bir kesiminin paylaştığı öğrenilmiş fikirler, değerler, estetik tercihler, kurallar ve gelenekler repertuarı olarak tanımlamaya eğilimlidir. Mevcut anlamlar bakiyesi onların hayatının benzersiz yolunda katılımlarına engel teşkil etmektedir. Bu anlamda insan dünyası eşit kültürlerin çoğulluğunu içermektedir. Bunların her biri sadece katılımcıları tarafından ifade edilebilir. Küreselleşme ile birlikte toplumlar ve topluluklar arası anlam akışının iç içeliğinin artışı, sınırlanmış, soyutlanmış ve sabit varlık olarak kültür fikri az savunulabilir (Cohen and Kennedy 2000: 26).

Bu kültürler arası ve her kültürün kendi içindeki akışkanlığın ifadesi; bilgi, enformasyon, bilgi teknolojileri, biyoteknoloji alanlarındaki artı sonsuza açılışlar, sosyal ve beşerî bilimlerde ve bu çerçevede kültür olgusuna bakışta yeni metodlara da ihtiyaç hissettirmektedir. Sosyolojinin alfabesini teşkil eden sosyal ilişki kavramı birincil ilişkiler, ikincil ilişkiler sınıflamasının yanısıra yeni bir etkileşme, ilişki biçimi olarak “sanal ilişki” kavramını da literatürümüze kazandırmıştır. Günümüzde “sanal ilişki”, her kültürün kendi içinde zaman boyutunda oluşturduğu normları çerçevesinde olgunlaşmasının yanı sıra sapan davranışlarda da görülmeye başlamış, “sanal suç” kavramı da sosyolojinin ve kültür bilimlerinin araştırma konularından biri hâline gelmiştir. 11 Eylül'ü bir bakıma bu bakış açısı ile yeniden değerlendirmekte fayda vardır.

Diğer taraftan, yeni nesil Batılı tarih felsefecileri, 11 Eylül ve benzeri terör ve suç örneklerini, tahrik etmek, kültürleri ve bu kültürlerin taşıdığı değerler manzumesini – kendilerinden olmayanları – aşağılamak, düşman ilân etmek gibi yanlışlarla olgunlaştırmışlardır.

Sovyet Bloku çöktükten sonra yeni düşman arayışları, kendi sosyal, kültürel, ekonomik varlığını daha güçlü kılabilmek için herşeyi göze alabilen, iç dinamikleri canlı tutabilmek için “diğer”lerini yok etmeyi kendisi için hak gören yaklaşım, Huntington'un “medeniyetler çatışması” kavramı ile somutlaşmıştır.

Huntington, her filozof gibi kendi doğrularını temele yerleştirdiği görüşünde, medeniyetlerin sınırlarını belirleyen en önemli unsurun din-inanç kurumu olduğunu koymuş ve bu kurumu statik, değişmez bir olgu olarak değerlendirmiştir. Ekonomik bölgeciliğin artması da birbirine benzeyen kültürlerin bloklar oluşturması şeklinde yorumlanmıştır.

Huntington'un bir diğer temel yanlışı da kültürel temas noktalarını fay hatları olarak nitelemesi ve kesin sınırların var olduğu iddiasıdır. Huntington, bu esaslarda dünyada; Batı, Konfiçyus, Japon, İslâm, Slav-Ortodoks, Hint, Lâtin Amerika ve Afrika medeniyetlerinin birer blok olarak var olduklarını ifade ederek (Huntington 2001) diğer bir yanlışı gündeme getirmiş, sadece bir kısım Batılı düşünür ve siyasetçiyi tatmin edebilen bir politikanın oluşmasına yol açmıştır. Ayrıca bu tasnif ne din, ne din-mezhep, ne ideoloji, ne coğrafya, ne de soy esasındadır. Bu unsurların muğlâk bir karışım olmanın ötesinde monoblok birimler olarak değerlendirdiği her medeniyetin kendi içindeki benzemezlikler, çatışmalar, farklılıklar da bir bakıma gözden saklanmak istemektedir. Meselâ tek bir bütün olarak gösterilen Batı içinde, ABD-İngiltere ittifakına karşılık uzlaşmaz Alman yayılmacı-totaliter politikaları su yüzüne çıkmamış çatışmaları örtmektedir. Sonuçta bu yaklaşım, Batı dışı kültür ve medeniyetlerin aşağılanmasını gerçekleştirerek 11 Eylül terör olayının tetikleyicisi olmuştur.

Günümüzde özellikle ekonomik alanda olmak üzere siyasî ve kültürel alandaki gelişmeler toplumların birbirleriyle olan etkileşimlerini artırmaktadır. Gerek bölgesel gerekse dünya ölçeğinde ekonomik alanda meydana gelen bütünleşme hareketleri küreselleşme sürecinin temel olgusudur. Bu alandaki gelişmeler sonucunda “bilgi” ekonomik bir değer hâline gelmiş bulunmaktadır.  Günümüzdeki gelişmeler “Küreselleşme”nin yanısıra, “bilgi toplumu” nitelemesinin yapılmasının temel sebeplerinden biri, başta ekonomi olmak üzere hemen her alanda bilginin toplanması – seçimi – korunması – analizi – sınıflandırılması ve işletilmesi çabalarının önem kazanmış olmasıdır.

Ancak beşerî sistemlere yönelik mekanistik açıklama gayretlerinde karşılaşılan eşik-düzey sınırı ve yüksek düzeyde ulaşılan bilginin, beklenenin aksine çoğu kez belirsizliği daha da artırdığı gerçeği, günümüzde karşılaşılan sorunların en temel niteliğini oluşturmaktadır. Mekanik sistemlerin davranışını anlamaya yönelik nicelik analizleri beşerî sistemlere fazlaca uygun değildir.

İnsan düşüncesinin işleminin arkasında, doğruların, bağlantıların ve çıkarsama kurallarının kesin ve formel olmadığı bir bulutsu mantık (fuzzy logic) bulunmaktadır. Dolayısıyla, insanın pek çok alanda karar verebilmesi veya yargıda bulunabilmesi için mevcut verilerin çok yüksek derecede kesin olmasına ihtiyaç yoktur. Zira görme – işitme – dokunma ve diğer duyularla beyne gelen bilgi akışı, karar alınabilmesi için gerekli kesinlik düzeyine ulaşana kadar sadeleştirilmekte veya eksik kalan bilgi yapılandırma eğilimi ile tamamlanmaktadır (Karabay 1997: 28).

İnsanlar, topluluklar ve kültürler arasındaki etkileşimleri, değişim ve dönüşümleri, farklılıkları ve benzerlikleri kesin olarak belirlemek mümkün değildir. Gerek ulus-devletler içindeki etnik gruplar, gerek hâkim kültür ile etnik gruplar, gerekse ulus-devletler arasında kültürel etkileşimler dolayısıyla benzerlikler ve geçişlilikler tabiîdir.

Kültür sınırları, artık günümüzün değişen, gelişen teknolojilerinin bir sonucu olarak kesin ve keskin sınırlarla hem kendi içlerinde hem de çevrelerinde belirsizliklerle varlıklarını sürdürmektedirler. Kültürlerin kendi içlerindeki bu geçişlilikleri “dikey bulutsu kültür alanları” (vertical fuzzy culture areas) olarak adlandırmak doğru olacaktır. Bu noktada kastedilen, kır-kent kültür farklılıklarından ağız-lehçe farklılıklarına, tüketim alışkanlıklarındaki farklılıklardan eğitim alanındaki farklılıklara kadar sosyo-kültürel yapıyı meydana getiren bütün kurumlardaki farklılıklardır.

Diğer taraftan kültürlerin muğlak sınırlarında da “yatay bulutsu kültür alanları” (horizontal fuzzy culture areas) oluşmakta, kesin ve keskin sınırlar çizebilmek mümkün olmamaktadır. Türkçeye yerleşmiş Farsça, Arapça kelimeler, Balkan dillerine yerleşmiş Türkçe kelimeler yatay bulutsu kültür alanlarının hemen tespit edilebilen örneklerini teşkil etmektedir.

Sonuç olarak, sanal ilişkilerin gittikçe daha yoğunlaşacağı, kültürlerin kendi içlerinde ve temas hâlinde oldukları komşu kültürlerle bulutsu kültür alanları oluşturduğu süreçler çerçevesinde, bütün insanlığın ortak tehdidi olan ve yoğun teknolojiyi kullanabilen terör olgusuna karşı eğitim yolu ile kültürel hoşgörü ve tahammülün sınırlarının genişletilmesi bizce tek çıkış yolu olarak değerlendirilmektedir.

Kaynaklar

COHEN, R. and P. KENNEDY, (2000). Global Sociology, Macmillan Press Ltd.

HUNTINGTON, S. P. (2001). “Medeniyetler Çatışması mı?”, Medeniyetler Çatışaması, Vadi Yayınları: Ankara 2001.

KARABAY, M., (1997). Uluslar Arası İnşaat Sektöründe Politik Risk ve Bulanık Kümeler Yardımıyla Analizi İçin Bir Yöntem Önerisi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, İstanbul 1997 (Basılmamış Doktora Tezi).



ÜYE GİRİŞİ
 Beni Hatırla
twitter facebook
E-Bülten
Arama Yap
İLK YAZI (Meriç COŞKUN)
Bizler çok eski dostlarız. Bizleri bir araya getiren fikrî beraberlik yani Türkçülük mefkûresi, dünya var oldukça, Bilge Kağan’ın deyişiyle “Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe” ilânihaye devam edecek bir ülkü beraberliğidir. Bizlerin bir özelliği daha var. Bu ülkü beraberliği “pazara kadar değil, mezara kadar” ifadesi ile ilk nazarda kararlı bir deyiş gibi görünse bile, bizlerin beraber...
AMAÇ (Salih DİLEK)
Biz 12 Eylül’den evvel Ülkücü mücadelede fiilen bulunmuş, vatanımız ve milletimizin menfaatleri doğrultusunda hiç bir fedakârlıktan kaçmamış bir dönemin mensublarıyız. Yaşlarımız 50'nin üzerinde. 80 yılına kadar mücadele ortamı içerisinde bir hayli müşterek hâtıralarımız olmasına rağmen hayat telâşı içerisinde birbirimizi ihmâl ettiğimizin farkında...
STRATEJİK VİZYON (Aksakallılar)
Dünya’nın en gözde, fakat belâlı bir coğrafyasında yaşamaktayız. Bu coğrafyada bizden evvel yaşayan milletlerin, ne kendilerinden, ne de kültürlerinden bir eser kalmamıştır. Bu coğrafyada yaşayabilmek için çetin ceviz olmak lazımdır. Dedelerimiz bu noktaya çok dikkat etmiş ve binlerce yıl evvel, Bilge Kaan Başbuğumuz ”Ey Türk, üstte gök çökmedikçe,...
NAMAZ VAKİTLERİ
Son Eklenen Videolar
KURTBOĞAZI ERKENEKONDAN ÇIKIŞ ŞÖLENİMİZ
"Bir Ülkücülük Hikayesi" - Salih DİLEK - 1.2.2014 - Ocakbaşı Sohbeti
FETHİYESPORLU VE KARŞIYAKALI TARAFTARLAR KARŞILIKLI OLARAK ANDIMIZI OKUDU
NEVZAT KÖSOĞLU CENAZE TÖRENİ
ANDIMIZ
Hakkımızda | Üyelik Koşulları | İlk Yazı | Amaç | **STRATEJİK VİZYON BELGESİ** - **AKSAKALLILAR**
Her Hakkı Saklıdır © 2013 eskimeyendostlar.net