Eskimeyen Dostlar
MAKALELER
BÖLÜMLER
ETKİNLİKLER
DUYURULAR
1178 'kez okundu.
2009-07-11
MİLLİ MENFAATİ OLMAYAN

Milli Menfaati Olmayan "Ulus Devlet"    

Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. İskender Öksüz, Star, 15 Haziran 2009


Bizim aydınımızın zihninde, dostlarımız ve mutlaka düşmanlarımız vardır. Bulunmayan tek şey, millî menfaatlerimizdir. Millî Menfaat! Bu söz bile entelektüel bir ayıptır. Hangi çağda yaşıyorsun arkadaş? Ne millîsi? Dünya aştı ulus-devleti.

Ne Batı, ne de başkalar bizim kayıtsız şartsız dostumuzdur. Kayıtsız şartsız düşmanımız da değildir. Onların çıkış noktası bizim hayrımız veya şerrimiz değil, kendi millî menfaatleridir. Bu gerçeğin en güzel ifadesi, bazen İngiltere’ye, bazen Amerika’ya, bazen Churchill’e, bazen Washington’a atfedilen bir sözdür. Sözün bunca sahibi olduğuna göre bir hakikat payı taşımalı: ‘Amerika’nın dostları yoktur; Amerika’nın düşmanları yoktur. Amerika’nın menfaatleri vardır.’ İsterseniz Amerika yerine İngiltere de diyebilirsiniz. Bizim ‘aydınımızın’ zihninde de, dostlarımız ve mutlaka düşmanlarımız vardır. Bulunmayan tek şey, millî menfaatlerimizdir.

Millî Menfaat! Bu söz bile entelektüel bir ayıptır. Hangi çağda yaşıyorsun arkadaş? Ne millîsi? Dünya artık ulus-devleti aştı. Demokratik devlete gidiyor!

Kayıtsız şartsız Batıcılık

Dünyaya bakıyorum; birçok yere gidiyor ama millî menfaati göz ardı eden hiçbir yöne gittiği yok. Size, dış politika konusunda bir dergi çıkaralım, en süzme incelemelerin yer aldığı bir yayın olsun. Entelektüel prestiji en üst noktada olsun, ismi de ‘Millî Menfaat’ olsun desem... Pek sevmediniz değil mi? İlkel, gayrı modern, eski bir çağa ait gibi geldi.

ABD’nin birinci sırada yer alan iki dış politika dergisi var. Entelektüel itibar ve ciddiyette birbirinin kıyasıya rakibi.

Biri ‘Dış Olaylar’ veya ‘Dış İlişkiler’ diye tercüme edebileceğimiz ‘Foreign Affairs’, diğeri de, iyi tahmin ettiniz, ‘National Interest = Millî Menfaat’. Tabii bazı bilginlerimizin bu ikincisini ‘Vatansal Çıkar’ veya ‘Ulusal Faiz’ diye tercüme etme hakkı bakidir.

Jön Türkler, medeniyet uğrunda Boer Savaşı’nda İngilizlerin yanında çarpışmak için yollara düşmüş, Abdullah Cevdet, Batı’dan damızlık insan getirmeyi teklif etmişti. Bazen kayıtsız şartsız Batıcılık insanları, Batının hayal bile etmediği bir iklime taşıyor. Son keşfimiz, damızlık getirmek veya medeniyet uğruna Afrika’ya sefer etmek değil.

Son keşfimiz, ulus-devletin sonunun geldiği ve ulus-devletlerin artık ‘demokratik devlet’e dönüşerek zaten çoktan eskimiş millet kavramına son verileceği. Bu işe de ilk adımı anlaşılan Türkiye’den atılacak.

Bu görüşün ABD ve AB’nin bölge politikalarına uygunluğu masum bir tesadüf.

Sevdiğim bir yazar, galiba Isaac Asimov’du, bazı insanların ve bu arada kendisinin burnunda bir ‘saçmalık detektörü’ olduğunu yazmıştı. (Kullandığı kelime az ayıp, ben ‘saçmalık’ dedim.) Sayın Nuray Mert, saçmalık detektörüne kesinlikle sahip azınlıktan biri. 1 Haziran 2009 tarihli yazısında şöyle diyor, ‘Diğer taraftan, çağımızda onca topa konulmasına karşın ve günahları bir yana ulus devlet, insanlığın en kötü deneyimi falan değildi.

Bugün Batı dışındaki dünyanın birçok yerinde, ulus devletin inşa edilememesinin yarattığı sorunlar yaşanıyor. Müslüman coğrafyada köktendinciliğin yükselmesi, Afrika’da iç savaşlar, hatta Balkanlar’da derin dondurucudan çıkan etnik çatışma ve çözülüşler ulus devlet değil, ulus devlet olamamanın neticesi. Dünyanın içinde olduğu hali dikkate alarak, ulus devletlere ilişkin klişelere sığınmak yerine işin bu boyutunu da düşünmekte fayda var.’

Her ahvalde ulus devlet

Demokrasi için ulus devletten vaz mı geçilir? Yoksa tersi mi doğrudur? Ulus devlet demokrasini ön şartı mıdır? Ne kadar ters iki önerme. Gelin düşünceleri ile eserleri ile siyaset bilimi, sosyoloji ve demokrasi felsefesinde zirvelerde bulunduklarına şüphe etmediğimiz insanlara soralım: J. Stuart Mill: ‘Birden fazla milletin barındığı bir ülkede hür müesseseleri yaşatmak hemen hemen imkánsızdır. Aralarında dayanışma bulunmayan insanlar, özellikle de farklı dillerde okuyor ve konuşuyorsa, işleyen temsil mekanizmaları için gerekli kamuoyu birliği sağlanamaz.’

Dankward Rustow: ‘...demokrasi, arka plandaki bir tek şartla başlar: Millî birlik... Millî birlik, demokrasileşmenin diğer bütün evrelerinden önce gelmelidir.’ Robert A. Dahl: ‘Sosyal adalet politikalarında başarılı demokratik devletler, birleştirici bir kimliğe sahiptir... bundan ötürü, sosyalistler ‘millet devleti’ne, klasik liberallerden daha sıkı sarılmalıdır... siyasî karar merkezleri, tek bir millî grubu kapsıyorlarsa daha etkindirler.’

Bırakın demokrasinin, ulus-devlet yerine geçen bir sistem olmasını; bu insanlara göre demokrasi için ulus-devlet gerekiyor. Yukarıdakiler kadar ünlü olmasa da çok milletli devlet konusunda epey gayret sarfeden Alfred Stepan da şu uyarıda bulunuyor: ‘Komünizm sonrası Avrupa, federalizm konusunda dikkatli olmamız gereğini gösteriyor. Komünist siyasî sisteminde sekiz Avrupalı devlet vardı. Bunlardan beşi üniter devletlerdi (Macaristan, Polonya, Romanya, Arnavutluk ve Bulgaristan). Üçü federaldi (Sovyetler Birliği, Yugoslavya ve Çekoslovakya). Mucizeler yılı 1989’dan yedi yıl sonra bu beş üniter devletten beşi de hálá üniter devlettir. Üç federal devlet 22 devlete bölünmüştür.’

Siyaset biliminde kavramlara dikkat etmek gerekiyor. Hangilerinin bilim açısından ‘terim’ statüsünde, hangilerinin siyasî propaganda sloganı olduğuna özellikle kafa yormalı.

‘Hür dünya’ güzel bir örnektir. Sovyetler Birliği’nin çözülüşüne kadar, Batılı siyasetçilerin en sık kullandığı deyimlerden biri de buydu. Bir siyaset bilimcisi üşenmemiş, yıllara göre ‘hür dünya’nın ABD başkanlarınca söylenme frekansını tespit etmiş. Eisenhover, Kennedy, Carter, Reagan hiç ihmal etmemiş. Hatta başkanlar, ‘hür dünyanın lideri’ sıfatıyla anılmış. 1989’dan sonra bir bakıyoruz, ‘hür dünya’ yok artık!

‘Hür dünya’ yok artık

En kaypak tabirlerden biri de ‘demokrasi’. Hele hele ‘demokratik cumhuriyet’. Google’da ‘demokratik cumhuriyet’ aradım. Bulduklarım şunlar: Kuzey Kore, Laos, Kongo...

Bir de, toprağı bol olsun, Demokratik Alman Cumhuriyet var. Wikipedia, ‘demokratik cumhuriyet’ ifadesini şöyle açıklamış: ‘Daha çok, demokratik oldukları iddiasını özellikle vurgulama ihtiyacındaki ülkelerce kullanılır. Bunlar genellikle komünist devletler ve/veya eski kolonilerdir.’

Konfüçyüs’ten beri insanların derdi kelimeler... Kelimeler... Küçük kelime kaçamakları, beyaz yalanlar.

Bir zamanlar devrim, çaktırmadan ‘ihtilál’ anlamına kullanılırdı. Bu yalan pek de beyaz değildi. Şimdi de bazen ufak, muttarit, muhteris; bazen ise büyük saptırmalar yapıyoruz. Justin McCarthy’nin okumakta çok geciktiğim, Taha Akyol’un CNN Türk’teki mülákatlarıyla ihmalime uyandığım, ‘Ölüm ve Sürgün, Osmanlı Müslümanlarına Karşı Etnik Temizlik’ kitabına almaya karar verdim. İnternet’te Pandora’ya baktım. İngilizcesi 65 TL; Türkçesi 22. Hangisini alırsınız? Fakat ne göreyim, başlık şöyle çevrilmiş: ‘Osmanlı Müslümanlarına Karşı Yürütülen Ulus Olarak Temizleme İşlemi.’ Ha ‘etnik’, ha ‘ulus’! Cümlenin sakilliği bir yana böyle gaf yapılır mı? İngilizcesini aldım. Acaba aradaki fiyat farkını bu tercümenin müsebbibinden talep edebilir miyim?

Geçen hafta, ‘dünyada okullarda bizimki gibi ant var mı?’ sorusuna cevaben son derece iyi niyetle bir yazarımız, ABD okullarındaki andı vermiş. Ancak aldığı kaynaktan olmalı, ‘one nation under God’ ifadesi, ‘Tanrı’nın yönetiminde tek vatan’ diye çevrilmiş. ‘Tanrı’nın yönetiminde (veya altında) tek millet’ olacakken. Öyle ya, ha vatan, ha millet!

Müstakbel anayasamız

Levent Köker hocamız, bu sayfalarda 27 Nisan tarihinde çıkan ‘İkinci bir emre kadar Türk’üz, doğruyuz, çalışkanız’ yazısını İspanyol Anayasasından alıntı yapıp şu sözlerle bitiriyor: ‘‘İspanya ulusu, . . . tüm İspanyalıların ve İspanya’daki tüm halkların, insan haklarını, kendi kültürlerini, geleneklerini, dillerini ve kurumlarını hayata geçirmelerini güvence altına alır.’ Aynı şey neden ‘Türkiye halkı’ için geçerli olmasın?’ Yazının bütününden, bizim müstakbel anayasamızda da benzer bir ifadenin, ‘Türkiye ulusu’ veya ‘Türkiye halkı’ diye başlaması gerektiğini çıkarıyoruz. Pek güzel, pek álá da ufacık, minicik bir nokta: İspanyol anayasasının aktarılan metninin aslında ‘İspanya ulusu... tüm İspanyalılar’ denmiyor.

İspanyol ulusu (La NaciÓn espaûola) ve ‘Tüm İspanyolların (todos los espaûoles) ve İspanya’daki bütün halkların’ deniyor. Şimdi oradaki (İspanyol’ sözünün karşılığı ‘Türkiye’ mi, yoksa ‘Türk’ müdür? Sürçü-tercüme kime ait? Hocamıza değil her halde. Kimse azıcık ayıp etmiş. Veya olumlu tarafından bakalım: Belki bu tercümenin ilhamıyla, farkında olmadan, ulus devleti terk edişte dünya lideri oluruz. Baş olalım da...

Demokraside doz aşımı!

İspanya’yı bırakmadan ekleyeyim. Katalanya’da yapılan iki ayrı anketin verdiği sonuç: Katalanlar hem ‘ne mutlu Katalan’ım’, hem de ‘ne mutlu İspanyol’um’ diyor. (Aslı, ‘Katalan/İspanyol olmakla gurur duyuyorum’.) İspanya’da Katalanlar ve İspanyollar değil, İspanyol İspanyollar ve Katalan İspanyollar yaşıyor.

Demokrasi, topluma sahip çıkan, topluma karşı kendini sorumlu tutan, topluma tesir edebileceğinin şuurunda olan insanların harcıdır. Aşiret, cemaat, terör örgütü disiplini içinde demokrasi olmaz. Kime oy verecekleri, millet öncesi ilkel toplum birimlerinin reislerince tayin edilen oylarla yürüyen demokrasi, görünürde olsa da temelde demokrasi değildir.

Kitleler doğru karar verir. Ama iki şartla: Bilgiye serbestçe ulaşabilmek ve baskı, emir-kumanda, korku altında hareket etmemek.

Demokrasi dozumuzu arttırmak için işe, demokrasinin en az olduğu noktalarımızdan başlasak.

Önce ülkenin her noktasında vatandaşın sandığa, tek tek, çekinmeden, korkmadan gidip sadece kendi düşünce ve vicdanının emrettiği oyu atmasını sağlayabiliyor muyuz? Emine Ayna Hanımefendi’nin, ‘Biz PKK’ya sırtımızı dönemeyiz.’ sözünü hatırladım. Ne kadar doğru? Ben de olsam dönemezdim. Aklımı peynir ekmekle yememişsem. İkincisi, en az demokratik kurumlarımız, ‘demokrasinin vazgeçilmez unsurları’ olan siyasî partilerimiz değil mi? Demokratikleşmeye partilerimizden başlamak makul değil mi? Bize durmaksızın demokratikleşme telkininde bulunan AB’nin bu noktaya hiç görmemesi nedendir acep?

iskenderoksuz@gmail.com Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

         
ÜYE GİRİŞİ
 Beni Hatırla
twitter facebook
E-Bülten
Arama Yap
İLK YAZI (Meriç COŞKUN)
Bizler çok eski dostlarız. Bizleri bir araya getiren fikrî beraberlik yani Türkçülük mefkûresi, dünya var oldukça, Bilge Kağan’ın deyişiyle “Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe” ilânihaye devam edecek bir ülkü beraberliğidir. Bizlerin bir özelliği daha var. Bu ülkü beraberliği “pazara kadar değil, mezara kadar” ifadesi ile ilk nazarda kararlı bir deyiş gibi görünse bile, bizlerin beraber...
AMAÇ (Salih DİLEK)
Biz 12 Eylül’den evvel Ülkücü mücadelede fiilen bulunmuş, vatanımız ve milletimizin menfaatleri doğrultusunda hiç bir fedakârlıktan kaçmamış bir dönemin mensublarıyız. Yaşlarımız 50'nin üzerinde. 80 yılına kadar mücadele ortamı içerisinde bir hayli müşterek hâtıralarımız olmasına rağmen hayat telâşı içerisinde birbirimizi ihmâl ettiğimizin farkında...
STRATEJİK VİZYON (Aksakallılar)
Dünya’nın en gözde, fakat belâlı bir coğrafyasında yaşamaktayız. Bu coğrafyada bizden evvel yaşayan milletlerin, ne kendilerinden, ne de kültürlerinden bir eser kalmamıştır. Bu coğrafyada yaşayabilmek için çetin ceviz olmak lazımdır. Dedelerimiz bu noktaya çok dikkat etmiş ve binlerce yıl evvel, Bilge Kaan Başbuğumuz ”Ey Türk, üstte gök çökmedikçe,...
NAMAZ VAKİTLERİ
Son Eklenen Videolar
KURTBOĞAZI ERKENEKONDAN ÇIKIŞ ŞÖLENİMİZ
"Bir Ülkücülük Hikayesi" - Salih DİLEK - 1.2.2014 - Ocakbaşı Sohbeti
FETHİYESPORLU VE KARŞIYAKALI TARAFTARLAR KARŞILIKLI OLARAK ANDIMIZI OKUDU
NEVZAT KÖSOĞLU CENAZE TÖRENİ
ANDIMIZ
Hakkımızda | Üyelik Koşulları | İlk Yazı | Amaç | **STRATEJİK VİZYON BELGESİ** - **AKSAKALLILAR**
Her Hakkı Saklıdır © 2013 eskimeyendostlar.net