Eskimeyen Dostlar
MAKALELER
BÖLÜMLER
ETKİNLİKLER
DUYURULAR
1261 'kez okundu.
2011-11-18
ÖTEKİLEŞTİRME - Prof.Dr. Turan YAZGAN

Çeşitli gazetelerde ve televizyonlarda, özellikle sanatçılar, herhangi bir sebeple yaptıkları konuşmalarda, “ötekileştirilen halklarımız için” cümlesini çok kullanıyorlar. Ödül alan, ödül veren, kendisini “özgürlükçü”, “ilerici”, “kültürlü”, “duyarlı” addeden veya böyle göstermek isteyen birtakım insanlar “ötekileştirilen”lerin yanında olduklarını çeşitli şekillerde sık sık ifade ediyorlar.

Kimler “ötekileştiriliyor?” Kimler ötekileştirme propagandası yaparak ve propagandayı yukarıda bahsettiğimiz zümrelerin çok yaygın ve etkili desteği ile güçlendirerek Türk milletine mazlum ve itilmiş olduklarını inandırıyorlar? Hainler, bölücüler ve bunları destekleyerek etnik hedeflerine ulaşmak isteyen gruplar, bu propaganda ile Türklerin bazı grupları “ittikleri” ve “ötekileştirdikleri” hususunda oldukça başarılı oldular. Oysa kim kimi “ötekileştiriyor?” Ne yazık ki, asıl “ötekileştirilenler” Türklerdir. Tarih boyunca, hiçbir Türk, hiç kimseyi kendisinden olmayan saymamıştır. Hiç kimsenin bu sebeple yani öteki olduğu gerekçesiyle şu veya bu mesleğe intisabını veya meslekte yükselmesini veya seçilmesini ve hatta en tepemize kadar çıkmasını engellemeyi düşünmemiştir. Türkiye’de, hukuken ve kanunen Ermeni, Rum, Yahudi dışında hiçbir azınlığın bulunmadığı, kökü ne olursa olsun, herkesin Türk Milleti’nin bir parçası olduğu tamamıyla yerleşmiş ve kökleşmiş bir gerçek iken, bazıları, Türkiye’yi, Türkiye’nin nüfus yapısını etnik, din ve mezhep değişikliklerine göre ifade etmeyi ve bunu rakamlara dökerken sahte ve abartılı rakamlarla ifade etmeyi başarmışlardır. Bu rakamlara bakıldığında Türkiye’de onların ifade etmek istediği açıdan Türk yoktur. Sadece diğerleri vardır. Ve Türkiye Türklerin değildir, olmamalıdır. “Türkiye Türklere bırakılamayacak kadar büyük ve önemlidir.” Böylece Türk Devleti zayıflamalı, özellikle Ulu Türkistan’a dönük gerçekten yapıcı girişimleri engellenmeli, kalkınma hızları düşürülmeli, emir altına alınabilecek bir devlet ortaya çıkarılmalıdır. Bu projeyi destekleyen ne yazık ki, pek çok aydın, pek çok hain vardır. Bunlar hiç düşünmeden, kimileri ilericilik gerekçesiyle, kimileri özgürlükçülük gerekçesiyle, kimileri demokrasi gerekçesiyle bu desteği yapmaktadırlar. Oysa Türkiye’de şu anda bölücü olan ve Kürt dedikleri grup üzerinde yapılan araştırmalar, bunların Türklüğü ile iftihar edenlerin oranının %70’i geçtiğini, “Oldukça iftihar ederim” diyenlerin oranının da %15’ler civarında olduğunu gösteriyor. Türklüğü reddedenler ise sadece %6 civarında kalıyor. Açık Toplum Vakfı ve Boğaziçi Üniversitesi’nce ya­pılan bir araştırmada “Türk Dili ve Türk Kültürü içinde yaşıyorum” ve “öncelikle bunlar gelir” diyenlerin oranı %86’yı buluyor. “Etnik dilim ön planda yer alır, Türk Dili ve kültürü ile bir bağım yoktur” diyenler %5 çıkıyor (Prof. Dr. Mustafa Erkal, Yeniçağ Gazetesi, 23 Ekim 2011).

Bunlardan da anlaşılıyor ki, “Bölücülük” bu halkın kendisinin değil, Türkiye’yi bölmek isteyenlerin yaptığı bir faaliyetten ibarettir. Ancak, dağa çıkardıkları ile ve şehirlerde besledikleri ile vahşice, gaddarca, vicdansızca yaptırdıkları faaliyetler, daha doğrusu katliamlar, Türk Milleti üzerinde hâlâ kimseyi öteki sayma duygusu yaratamamıştır. Ama bunun böyle devam edeceğini düşünmek yanlış olur. Onun içindir ki, asıl bölünmesi istenen kardeşlerimizin menfaatleri icabı, bu vahşi terörü, insanlık dışı katliamları kayıtsız şartsız durdurmak gerekmektedir. Eğer saydığımız grupların dışında “ötekileştirme” yaygınlaşırsa, bundan zarar görecek olanlar müdafaa ettikleri, ötekileştirildiklerini iddia ettikleri günahsız gruplar olacaktır.

Türklerin genleri içinde “ırkçılık” geninin bulunmadığına bütün dünya şahittir. Asırlarca bayrağımız altında yaşayan ve bizden olmayan hangi halk, dilini, dinini terk etmeye zorlanmıştır. Eğer böyle bir zorlama olsaydı, Balkanlarda bugün tam aksi bir yapı, yani tamamıyla Türkçe konuşan insanlardan mürekkep bir nüfus yapısı oluşurdu. Kendi arzu ve istekleri ile Türklüğü ve Müslümanlığı kabul edenler, elbette vardır. Ve bunlar az da değildir. Ama Türklerin tarihte din savaşı yaptıkları, mezhep savaşı yaptıkları iddiaları tamamen yanlıştır.

Türk milleti bir halıdır. Rengârenk iplerden dokunmuştur ve birbirlerine çözülmez düğümle bağlanmışlardır. Türkiye asla bir mozaik değildir. Ve Türkiye’de anadili Türkçe dışında başka dili olanların oranı 1965 sayımlarında %10’u bulmamaktadır. Bu nispete bakarak dünyada çok az ülkenin bu derece homojen olduğunu söyleyebiliriz. Bugün bu oranın daha da düştüğünü söylemek bilimsel olarak yanlış değildir. Çünkü evlenmeler yoluyla, iktisadi işbirlikleri yoluyla tabii ve gönüllü bütünleşme gittikçe artmaktadır.

Burada asıl söylenmesi gereken husus, demokrasiden bahseden ve bize ileri demokrasi dayatan ülkelerin hangisinde ferdi haklar bakımından bizden daha ileri bir demokrasi vardır? Mesela Almanya’ya, Almanca bilmeyen eşlerden birini, bu dili öğrenmeden sokabilir misiniz? Hangi üniter hatta federatif ülkede, ayrılma, silahlı ve hatta silahsız olarak ileri sürülebilir ve bu tür vatandan toprak koparma taleplerine göz yumulabilir. İşte Türkiye’de söylenmeden istenen bunun demokrasisidir. Ötekileştirme iddiası bu demokrasinin gerekçesidir.

Ayrıca ötekileştirilmek istenen insanlarımızın birçoğu, kılıçtan kurtarıp bağrımıza bastığımız, ev bağ verdiğimiz insanlardır. Diğer taraftan biz bu vatanı Doğu Roma (Bizans)tan aldık. Bunlar istiyorsa gelip alabiliyorlarsa alsınlar! Zaten bu fırsatı kullanıp yurdumuzdan canlarını zor kurtararak kaçtıklarını unutup böyle bir talepte bulunmalarının artık imkânsız olduğunu bütün dünya bilmektedir.

Ötekileştirme kendi kendilerine ve bundan manevi menfaat uman sözde aydın yardakçılarının gittikçe dozajını arttırarak sürdürdükleri bir yalandır. Bu yalandan ötekileştirildiklerini iddia ettiklerinin zararlı çıkacağını çok iyi bilmektedirler. Şimdilik, insanlar ölürken, ağalıklarını, gayrimeşru ticaretlerini, yabancıların maddi ve manevi destekleriyle zenginleşmelerini, siyasi getirim ve bedava ilericilik unvanı peşinde koşmalarını sürdürmek, düşünmeyenler için, vazgeçilmez bir hazine sayılabilir. Bu hazinelerin tükendiği gün insanlık kazanmaya başlayacaktır ve tekrar ötekisi olmayan yüce Türk Milleti refah ve huzur dolu bir yolla da­ha hızlı ileriye gitmeye başlayacaktır.

Ötekileştirme palavralarıyla bu vatandan parça koparmak akıl dışı olduğu kadar, kendileri için de çok zararlıdır. O zaman nasıl Cumhurbaşkanı, Başbakan olabilecekler, nasıl profesör, gazeteci olabilecekler, nasıl gökdelen dikebilecekler, nasıl karınlarının doyduğu yere vizesiz gidebilecekler?

Ayrıca unutmamak gerekir ki dünyanın en pahalı vatanı bizim vatanımızdır. Dünyada bir tek karışının bile bedelini ödeyebilecek hiçbir kuvvet yoktur.

Tanrı Türkü Korusun.
Prof. Dr. Turan Yazgan

 
ÜYE GİRİŞİ
 Beni Hatırla
twitter facebook
E-Bülten
Arama Yap
İLK YAZI (Meriç COŞKUN)
Bizler çok eski dostlarız. Bizleri bir araya getiren fikrî beraberlik yani Türkçülük mefkûresi, dünya var oldukça, Bilge Kağan’ın deyişiyle “Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe” ilânihaye devam edecek bir ülkü beraberliğidir. Bizlerin bir özelliği daha var. Bu ülkü beraberliği “pazara kadar değil, mezara kadar” ifadesi ile ilk nazarda kararlı bir deyiş gibi görünse bile, bizlerin beraber...
AMAÇ (Salih DİLEK)
Biz 12 Eylül’den evvel Ülkücü mücadelede fiilen bulunmuş, vatanımız ve milletimizin menfaatleri doğrultusunda hiç bir fedakârlıktan kaçmamış bir dönemin mensublarıyız. Yaşlarımız 50'nin üzerinde. 80 yılına kadar mücadele ortamı içerisinde bir hayli müşterek hâtıralarımız olmasına rağmen hayat telâşı içerisinde birbirimizi ihmâl ettiğimizin farkında...
STRATEJİK VİZYON (Aksakallılar)
Dünya’nın en gözde, fakat belâlı bir coğrafyasında yaşamaktayız. Bu coğrafyada bizden evvel yaşayan milletlerin, ne kendilerinden, ne de kültürlerinden bir eser kalmamıştır. Bu coğrafyada yaşayabilmek için çetin ceviz olmak lazımdır. Dedelerimiz bu noktaya çok dikkat etmiş ve binlerce yıl evvel, Bilge Kaan Başbuğumuz ”Ey Türk, üstte gök çökmedikçe,...
NAMAZ VAKİTLERİ
Son Eklenen Videolar
KURTBOĞAZI ERKENEKONDAN ÇIKIŞ ŞÖLENİMİZ
"Bir Ülkücülük Hikayesi" - Salih DİLEK - 1.2.2014 - Ocakbaşı Sohbeti
FETHİYESPORLU VE KARŞIYAKALI TARAFTARLAR KARŞILIKLI OLARAK ANDIMIZI OKUDU
NEVZAT KÖSOĞLU CENAZE TÖRENİ
ANDIMIZ
Hakkımızda | Üyelik Koşulları | İlk Yazı | Amaç | **STRATEJİK VİZYON BELGESİ** - **AKSAKALLILAR**
Her Hakkı Saklıdır © 2013 eskimeyendostlar.net