Eskimeyen Dostlar
MAKALELER
BÖLÜMLER
ETKİNLİKLER
DUYURULAR
Mutafa Demirci'nin kayınvaldesi vefat etti
VEFAT Ankara Sitelerden,Başkent Akademi mezunu Kıymetli kardeşimiz Mustafa Demirci'nin Muhterem kayınvalidesi Nurhan Cankul hanımefendi vefat etti. ...
Hayati YILMAZ'ın annesi vefat etti
ÜLKÜDAŞIMIZ HAYATİ YILMAZ'IN MUHTEREM VALİDELERİ NURİYE YILMAZ HANIMEFENDİ HAK'KA YÜRÜMÜŞTÜR. CENAZESİ 9 ŞUBAT CUMA GÜNÜ ANKARA-CEBECİ ASRİ MEZARLIK C...
Etimesut'lu Haydar YURDABAK vefat etti
Etimesgut Ülkücü Hareketinde müstesna bir yeri olan, MHP eski İl Genel Meclisi Üyesi, Ankara Şeker Fabrikası sondaj Baş Sandörü ve Genel Müdürlük Revi...
Mehmet ÇALIŞKAN'ın annesi vefat etti
Eskimeyen dostlar yönetiminden, Keçiören Belediyesi eski meclis üyesi ,Ankara Akademi mezunu, Beypazarlı ve Sitelerde mali müşavir Muhafazakar Part...
Yücel HACALOĞLU vefat etti
Yücel HACALOĞLU Ağbimizi defnettik. YÜCEL AĞABEY TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN ÖNE ÇIKMAYI SEVMEYEN EN BÜYÜK KAHRAMANLARINDAN BİRİYDİ.. Yücel Hacaloğlu Ağa...
İsmail ÖZKAN beyin hanımı vefat etti
Ülkücü hareketin kurucularından Basın-İş sendikası eski genel başkanı 12 Eylüle kadar MHP, MYK üyesi Genel sekreter yardımcısı Emekli Sendikacılar ...
Şevki ALTUNTAŞ Vefat etti
eskimeyendostlar.net 11 Ekim, 14:07 ·  Eskimeyen dostlarımızdan Dikmen'de ikamet eden,Kırşehir'li kıymetli ülküdaşım...
HAYRETTİN ÖZDEMİR'İN ANNESİ VEFAT ETTİ
21.DÖNEM MHP ANKARA MİLLETVEKİLİ HAYRETTİN ÖZDEMİR'İN KAYIN VALİDESİ EMİNE KARABİBER HANIMEFENDİ RAHMETLİ OLMUŞTUR. CENAZE 25 NİSAN SALI GÜNÜ KIRIKKA...
Süleyman ERDİNÇ Vefat etti
1974 – 1975 Türk Metal Sendikası Seydişehir Şube Başkanı, sonradan Türk Metal Sendikası Genel Merkezi Mali sekreterliği de yapan kıymetli ülküdaşımız ...
Çalışma bakanlığından emekli iş müfettişi makina Mühendisi İlkin ÇİFTÇİ vefat etti
Ankara Ziraat Fakültesi 57'lerinden Denizcilik eski müsteşar yardımcısı Devremiz ülküdaşımız Taner ÇİFTÇİ'nin  Kıymetli eşi  Çalışma bak...
977 'kez okundu.
2010-07-10
Sivas’tan Başbağlar’a İki Tarihî Facianın Yıldönümü (Nuri GÜRGÜR)

Başbağlar Erzincan’ın Kemaliye (Eğin) ilçesine 20 km uzaklıkta küçük bir köydür. Burası “köyden şehre göç” etkilenen pek çok benzeri gibi, yaz başlarında gurbetten gelenlerle hareketlenir; yaz boyunca nispeten bir canlanma görülür, evlerin çoğunun kapıları, pencereleri açılır sokaklar çocuk sesiyle şenlenir. Sonbahar ile birlikte dönüşler başlar. Kış boyunca çoğunluğunu yaşlıların yahut köylerinden ayrılmaya imkân bulmayan insanların oluşturduğu , evlerin çoğunun kapalı kaldığı hüzünlü bir mevsim başlar.

Başbağlar’dan hemen sonra Tunceli (eski adıyla Dersim) ‘in Ovacık ilçesine geçilir. Çevresindeki diğer köyler gibi Başbağlar’da 19. ve 20.  yüzyıl başlarına kadar bu yönden gelen  eşkıyalık tehdidiyle tedirgin yaşamıştı. Bölge halkının” “Dersim’li eşkıya”  diye tanımladığı  gruplar soygunlarla, talanlarla etrafı haraca keserler, geçimlerini bu yolda sağlamaya çalışırlardı. Arazi yapısı dolayısıyla Osmanlı Devleti son yüzyıllarda bölgede kanun hakimiyetini sağlayamamış, açıkçası eşkıyalıkla baş edememişti. Bu bölgedeki ailelerin hafızalarında aile fertlerinden birilerinin muhatap olduğu  eşkıyalık yahut  gasp edilen maaş ve hayvanlarına ilişkin canlı hatıralar yer alır.

5 Temmuz 1993 gününü akşam saatlerinde, karanlık ağır ağır  köyün  üzerine çökerken köylüler tarlalarından, bağlarından  evlerine dönerken; çocuklar yarına kadar oyunlarına ara verip hazırlanan sofralarına yönelirken caminin minaresinde yatsı ezanı okunmaya başlamıştı. Sıcak yaz mevsiminin bu alışılmış sükuneti,  köyün üç tarafından duyulan farklı ayak sesleriyle  aniden kesildi.   Elleri silahlı, bakışları kin ve nefret dolu  kalabalık bir grup kendi halinde yaşayıp gelen sakin Başbağlar köyünün daracık sokaklarını kara bir bulut gibi dolduruverdi. Evlerin kapıları kırıldı, kadınlar, çocuklar, erkekler kim varsa silah tehdidi altında tekmelenip tokatlanarak köy meydanında toplandı.

Grubun elebaşları herkesi topladıktan sonra, korku ve dehşet içindeki köy halkına evvela PKK’nın  klasikleşen nutuklarından birini attılar. Acele etmiyorlardı;  sabaha kadar köye yardım gelmeyeceğini biliyorlardı. Önce erkekleri ayırdılar. Rakamı evvelden belirledikleri anlaşılıyordu. Böylece karşılarına dizdikleri çeşitli yaşlardaki 33 erkeğe yüzlerce kurşun sıktılar. Hepsini öldürdüklerinden emin olduktan sorma evlerin pek çoğunu ateşe verdiler. Yaptıkları bu vahşi katliam sonucu amaçlarına ulaşmanın mutluluğu içerisinde silahlarını  yeniden ateşleyerek zafer sarhoşluğu içerisinde köyden ayrıldılar. Geride   feryat ve figanların, çocuk çığlıklarının, kadınların ağıtlarının yükseldiği hâlâ yanmakta olan evlerden dumanların çıktığı  harabe yığını bırakarak inlerine doğru çekip gittiler.

Bu insanlık dışı vahşi katliamı kimlerin hangi gerekçeyle yaptığı belliydi. Nitekim PKK vakit geçirmeden 2 Temmuz’da Sivas’ta yaşanan feci olayın intikamını aldığını,  Madımak Otelinde dumandan boğularak hayatını kaybedenlerin  karşılığının verildiğini ilan etti. Böylece bir yanda yüreği kan ağlayan Alevi yurttaşları doğal olarak sergiledikleri tepkileri sahiplenmiş görünerek taban kazanmaya, onların hamiliğini yüklenmeye çalışıyor, diğer yandan Madımak’ta  yaşananlara duyarlı olan kamuoyuna güç gösterisi yapılarak mesaj verilmek isteniyordu.

Dönemin Hükümeti ne yazık ki bu olaylar üzerinde gereği gibi durmadı.  Sivas ve Başbağlar’da yaşananları TBMM’ne taşıyarak geniş bir araştırma konusu yapmak, siyasî görüşü ne olursa olsun, tüm kesimlerin katılımıyla gerçek nedenlerini belirleyip kamuoyunu rahatlatmak yerine,   rutin bir adli soruşturma ve kovuşturmayla mesele halledilmek istendi. Basın ve Televizyonlar ise   Başbağlar katliamını  sıradan bir asayiş olayı şeklinde yansıttı. Birkaç istisnanın dışında medyamızda PKK’nın Başbağlar’da sergilediği  vahşeti konu alan  haberler yapılmadı;  bura halkının duygularını, kanaatlerini irdeleyen röportajlar, yazı dizileri yayınlanmadı; filmler yapılmadı. Kısacası Sivas’taki faciaya geniş ilgi duyan, bunu konu eden medyamız Başbağlar katliamına suskun kalmayı tercih etti.

Dönemin Hükümetinin meseleyi ele alışındaki yanlışlar neticesinde:

  1. Sivas davasında tutuklanan zanlılar yıllar süren yargı süreci sonunda mahkum edilseler bile, Alevi yurttaşlar meseleyi kapanmış saymadılar.
  2. Başbağlar katliamının sorumlusu  olarak tutuklananların  ikisi dışında tamamı  kısa sürede salıverildi. Savcının itirazı üzerine tekrar tutuklama kararı çıkarılsa bile, o gün bugün  bu kişilerden yakalanan olmadı. 

Dönemin Hükümetinin en büyük yanlışı Sivas’taki facianın baş sorumlusu olan Sivas Valisinden hesap sormamasıdır; merkeze almakla yetinmesidir. Oysa bu facianın meydana gelmesinde en büyük pay  dönemin Valisine aittir. Çünkü:

1-İnanç bağlamında toplumsal hassasiyeti çok yüksek olan bir bölgede Pir Sultan Abdal adına düzenlenen küresel etkinlik,  o tarihe kadar şairin köyünde yapılırken, o yıl Sivas merkezine alınmıştır. Bu yapılırken olay çıkma ihtimalinin yüksek olduğu  düşünülerek geniş tedbirler almak gerekirken,  sıradan bir faaliyet yapılacakmış gibi ciddi bir önlem alınmamıştır. 

2-O günlerde yaşından ve sağlığından kaynaklanan psikolojik etkiler altında inanç konusunda çok sivri ve tepki çekici çıkışlar yapan, böylelikle gerilim oluşturarak bu dünyadan giderayak geride kendi açısından kalıcı izler bırakmak için çırpınan  Aziz Nesin, onur konuğu konumunda Sivas’a çağrılarak toplumsal tansiyonu yükselmesine zemin hazırlamıştır.

3-Sempozyumun yapıldığı salonun karşısında oluşan küçük gruplarla öğlene doğru meydana gelmeye başlayan topluluğun giderek çoğaldığı, gerilimin arttığı ortada iken, ilin Valisi bu durumu sadece seyretmiştir. Öğleden sonra daha da büyüyen kalabalığı kontrol altına almak için vakit geçirmeden  askerî birliğin çağrılması, etkili güvenlik önlemleri alınması gerekirken bu da yapılmamıştır. Sivas’taki Tugay iş işten geçtikten sonra olay  yerine gelebilmişti.

4-Hızla yükselen tansiyonu toplanan kalabalığı  aklı selim ve şuur dışı her türlü taşkınlığı yapacak  noktaya taşımış, psikolojik bir çılgınlık yaşanmış, tepkiler  vicdanları titreten insanlık dışı  eyleme dönüşmüş, sonunda bu  tarihî facia ortaya çıkmıştır.

5- Bu durumda Hükümet’in yapması gereken öncelikli işlem, Valinin derhal açığa alınarak, geniş bir  tahkikat başlatmak, meclis soruşturması açmaz iken, bu yol düşünülmemiştir.  Çünkü vali Hükümet’in ortağı SHP’nin Genel Başkanı Erdal İnönü’nün eski Özel Kalem Müdürü ve doğal olarak yakınıydı. Yani özel bir imtiyazı vardı. O günden bu güne   facianın patlak vermesinde vali’nin sergilediği inanılması zor aymazlığı vurgulayan bir çıkışın olmaması ilginç bir durumdur. Uzak yakın, ilgili ilgisiz her ihtimalden söz edilirken  hiç kimse Vali’ye  “gel bakalım   arkadaş, tansiyon saat saat yükselirken,  gerilim artarken sen bu gelişmeyi hangi nedenle son ana kadar izlemek yetindin;neden seyirci kaldın” sorusunu  yöneltmemiştir.

6-Bu olaydan üç gün sonra  Başbağlar’da  yapılan hesaplı ve planlı katliam toplumun nereye sürüklenmek istendiğini, neyin amaçlandığını açıkça göstermiştir. Bu tabloları Alevi ve Sünni çekişmenin sonucu saymak, inanç üzerinden değerlendirmek, Menemen olayıyla kıyaslayıp gerici bir ayaklanama  nazarıyla bakmak gerçekçi bir yaklaşım değildir.

Bu olaylar  toplumsal problemlerimizin mahiyetini, faktörlerini  düşünüp belirlemek hususunda yapılması gereken değerlendirmelere vesile  yapılmalıdır. Bunları ideolojik amaçlarla kullanmaya, kan davasına, toplumsal bir ayrıştırmaya çevirmek isteyenlere fırsat verilmemelidir. Yaşanalar olabildiğince serinkanlı ve gerçekçi incelenmeli, sorumluları ve nedenleri tesbit edilmeli, yenilerinin yaşanmaması için ne yapmak gerekiyorsa el birliğiyle yapılmalıdır.


ÜYE GİRİŞİ
 Beni Hatırla
twitter facebook
E-Bülten
Arama Yap
İLK YAZI (Meriç COŞKUN)
Bizler çok eski dostlarız. Bizleri bir araya getiren fikrî beraberlik yani Türkçülük mefkûresi, dünya var oldukça, Bilge Kağan’ın deyişiyle “Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe” ilânihaye devam edecek bir ülkü beraberliğidir. Bizlerin bir özelliği daha var. Bu ülkü beraberliği “pazara kadar değil, mezara kadar” ifadesi ile ilk nazarda kararlı bir deyiş gibi görünse bile, bizlerin beraber...
AMAÇ (Salih DİLEK)
Biz 12 Eylül’den evvel Ülkücü mücadelede fiilen bulunmuş, vatanımız ve milletimizin menfaatleri doğrultusunda hiç bir fedakârlıktan kaçmamış bir dönemin mensublarıyız. Yaşlarımız 50'nin üzerinde. 80 yılına kadar mücadele ortamı içerisinde bir hayli müşterek hâtıralarımız olmasına rağmen hayat telâşı içerisinde birbirimizi ihmâl ettiğimizin farkında...
STRATEJİK VİZYON (Aksakallılar)
Dünya’nın en gözde, fakat belâlı bir coğrafyasında yaşamaktayız. Bu coğrafyada bizden evvel yaşayan milletlerin, ne kendilerinden, ne de kültürlerinden bir eser kalmamıştır. Bu coğrafyada yaşayabilmek için çetin ceviz olmak lazımdır. Dedelerimiz bu noktaya çok dikkat etmiş ve binlerce yıl evvel, Bilge Kaan Başbuğumuz ”Ey Türk, üstte gök çökmedikçe,...
NAMAZ VAKİTLERİ
Son Eklenen Videolar
KURTBOĞAZI ERKENEKONDAN ÇIKIŞ ŞÖLENİMİZ
"Bir Ülkücülük Hikayesi" - Salih DİLEK - 1.2.2014 - Ocakbaşı Sohbeti
FETHİYESPORLU VE KARŞIYAKALI TARAFTARLAR KARŞILIKLI OLARAK ANDIMIZI OKUDU
NEVZAT KÖSOĞLU CENAZE TÖRENİ
ANDIMIZ
Hakkımızda | Üyelik Koşulları | İlk Yazı | Amaç | **STRATEJİK VİZYON BELGESİ** - **AKSAKALLILAR**
Her Hakkı Saklıdır © 2013 eskimeyendostlar.net