Eskimeyen Dostlar
MAKALELER
BÖLÜMLER
ETKİNLİKLER
DUYURULAR
2086 'kez okundu.
2012-05-30
TALAT PAŞA - M. ZİYA GÖZLER / Jeo. Yük. Müh.

Talat Paşa Ermeni komitacı tarafından öldürüldü - 1921

Ocak ayının son günlerinde bir televizyon programında konuşulan konulardan biri Ermeni meselesi ve Hrant Dink idi. Bu iki konu hemen her kanalda sürekli gündeme getiriliyor ve halkın önüne temcit pilavı gibi konuyor. Maksat nedir? H.Dink ile ilgili hukuki süreç devam ederken, Fransa’nın kendine yakışan bir karar ile Türkler’e gözdağı vermeyi düşündüğü bir dönemde, Ermeniler’i bağrımıza basmanın ne amacı olabilir ki? Hepimiz Ermeni’yiz diyerek sokaklara çıkanların da fazla düşünmeden bu eylemlerine son vermeleri gerekmez mi? Zira bu ülke bütün iyi çabalarına rağmen kuşatılmaya devam ediliyor. O televizyon programında Ermeniler ve H.Dink ile ilgili görüşler dile getirildikten sonra konuşmacılardan biri Talat Paşa için ’’1915 olaylarında Ermeni vatandaşlarımızın hayatlarını kaybetmelerinin baş mimarı Talat Paşa’dır. Ermeniler için Talat Paşa bir katildir’’ İfadelerini çok sert bir şekilde dile getiriyordu. Bu şekilde konuşma şekli, üslubu ve hakkı herhalde siyaset bilimi derslerinde öğretilmiyor. Zira üniversiteler bilgilerin doğru olarak verildikleri irfan yuvalarıdır. Peki, bu kişiyi böyle düşünmeye sevk eden nedir? Sanırım bu hezeyanların sebebi, birilerini sevindirmek, demokrasinin sağlam bir savunucusu olduğunu göstermek, Türkiye’de çok şeyin değişmesinin gerektiğinin mesajını bir takım yerlere iletmek, herhalde çok bilgili ve kültürlü olduğunu da cümle âleme göstermektir. Bazıları 27 Ocak 1973’de ABD’nin Santa Barbara şehrinde Los Angeles başkonsolosu Mehmet Baydar ile konsolos Bahadır Demir’in öldürülmeleri ile başlayan Ermeni terörünün 1915 de olduğu gibi örgütlü bir Ermeni terörüne dönüştüğünden bi haber görünüyorlar. Bu olaylar neticesinde 21 ülkenin 38 şehrinde 42 Türk diplomatı hayatlarını kaybetmişlerdir. Yakın tarihin bu olaylarını bilmeyenler ya da kasıtlı olarak hatırlamayanların gizli bir maksatları yok mudur? Milli tarih şuurunu öğrenememiş insanların her önüne gelen yerde abuk sabuk konuşmaları bu devletin dikkatini hiç mi çekmiyor?

    İslam tarihçilerinin yukarı ülke (Van Gölü’nün kuzeyi) dedikleri bölgenin adı Ermeniyye’dir. Persler de bu bölge için Armina adını kullanmışlardır. Ancak bölgede oturan bu insanlar kendilerine Hay, yaşadıkları bölgeye de Hayistan demişlerdir. Ermeniler’in MÖ. on ikinci yüzyılda Balkanlar’dan Anadolu’ya göç eden Frigler olduğu ileri sürülmekle beraber, Hind-Avrupa grubundan olan İran ırklarından biri olduğu da ifade edilmektedir. Urartu Krallığının yıkılmasından sonra bölgede Ermeniler’in ortaya çıktığı bilinmektedir. Ermeniler yaşadıkları sürede Medler’in, Persler’in, Sasaniler’in, Roma’nın, Araplar’ın, Bizans’ın, Selçuklular’ın, Moğollar’ın, Osmanlılar’ın ve nihayet Ruslar’ın hâkimiyetinde yaşamışlardır. Sürekli itilip kakılan bu halk ancak Osmanlı döneminde rahat bir nefes almış ve Osmanlı’ya bağlı bir tebaa (teb’a-i sadıka) olarak her türlü sosyal ve kültürel değerlerini koruyarak yaşamıştır. 1461’de Bursa’daki Ermeni ruhani reislik makamı patriklik seviyesine yükseltilmiş ve İstanbul Samatya’da Ermeni Patrikhanesi kurulmuş ve dünyanın birçok yerinden Ermeni İstanbul’a gelip yerleşmiştir. 1567’de ilk Ermeni matbaası açılmış, 1790’da Kumkapı’da ilk Ermeni okulunda eğitime başlanmış, 1838’de ilk Ermeni gazetesi neşredilmiş ve 1858’de ilk tiyatroları açılmıştır. 1839 Tanzimat ve 1856 Islahat Fermanları ile Ermeniler’e daha çok hürriyet ve haklar tanınmış, Ermeniler önemli görevlere getirilmişlerdir. Bütün gayr-i Müslimler gibi askerlik yapmamışlar, rahat ve huzur içinde yaşamışlar, ticaretle uğraşmışlar ve aralarına çok iyi ustalar ve sanatkârlar çıkmıştır. Bu sırada Türkler vatanlarını korumak için yedi düvelle savaşıyorlar ve karınlarını doyurmak için de öküzlerle çift sürüyorlardı. Osmanlı’nın bu haddinden fazla hoş görüsü imparatorluğun çökmesini arzulayan dış güçler için kaçınılmaz bir fırsat olmaya başlamıştı. 1877-1878 harbinde Rus ordusunda Türkler’e karşı gönüllü olarak savaşan Ermeniler, Ruslar’ın işgal ettikleri bölgeleri terk etmeyerek oralarda bir Ermeni Devleti’nin kurulmasını istediler. 1880’de Cenevre’de Hınçak, 1890’da Tiflis’te Taşnak adlı çeteler kuruldu. Bu çeteler dış güçlerin desteği ile imparatorluk içinde tedhiş hareketlerine başladılar.  1893 Sason olayları, 1895’de Bab-ı Ali’de başlatılan isyan, 1896 Osmanlı Bankası ve Sadrazam Halit Rıfat Paşa’yı öldürme teşebbüsü, 21 Temmuz 1905’de Sultan Abdülhamid’e yapılan suikast, Van, Kahramanmaraş, Bitlis, Halep, Erzurum, Muş, Trabzon, Kayseri, Sivas, Ankara, Diyarbakır’da hızla artan Ermeni katliamları, Ermeni soykırım harekâtı. Acaba bu hadiselerde kaç Türk öldürülmüştür? 1 mi? 1000 mi? 10000 mi? 100000 mi? 700000 mi?  Bu gerçekler bilinirken, Türkler’in durup dururken niçin tehcir hareketine giriştikleri ve Ermeniler’i öldürdükleri hayasızca yazılmakta ve söylenmektedir? (Büyük dedem Ferhat Ağa Van Edremit’te gözleri süngü ile çıkarılarak öldürülmüştür). Biz Ermeniyiz diyerek sokaklara düşenler, 1915’de Ermeni vatandaşlarımızın hayatlarını kaybetmelerinin baş mimarı diyerek Talat Paşa’yı suçlayanlar, sizler 2000 Türk’ün katledildiği Zeve’de genç kızların ve kadınların namuslarını kurtarmak için kendilerini yaktıklarını biliyor musunuz?

     1874 yılında Edirne’nin Kırcaali ilçesinin Çepelce Köyü’nde dünyaya gelen ve 15 Mart 1921’de Berlin’de arkadan vurularak şehit olan ve 47 yıllık hayatını sadece devleti için yaşayan Talat Paşa, 4 Şubat 1917-8 Ekim 1918 tarihleri arasında sadrazamlık görevinde bulunmuştur. Ataları Rumeli’ye gönderilen Türkmen aşiretlerinden Aktuğ ve Onurluk oymaklarındandır. Mehmed Talat babasının vefatından bir süre sonra ailesini geçindirmek için Edirne postanesinde katip olarak çalışmaya başlar. Ülkedeki siyasi olayları yakından takip eden Mehmed Talat, Jön Türk Hareketinin içinde yer alır. Şikâyet edilir, tutuklanır. İki yıl tutuklu kaldıktan sonra Sultan Abdülhamid tarafından affedilir ve Selanik’e gider. Burada iki yıl hukuk mektebine devam eder. 1908’de Edirne milletvekili seçilir. 1909’da Dahiliye Nazırı olur. 1910’da görevinden ayrılır. İttihad ve Terakki’nin iktidarını sağlamak için 23 Ocak 1918’de Babı-âli baskınına katılır. Said Halim Paşa hükümetinde yine Dahiliye Nazırı olur. 4 Şubat 1917’de sadrazamlığa getirilir. 8 Ekim 1918’de görevinden ayrılır. 1 Kasım 1918’de İT’nin son kongresinde siyaseti bıraktığını açıklar ve 15 Kasım 1918’de Enver ve Cemal Paşalarla birlikte İstanbul’dan ayrılır. Talat Paşa 15 Mart 1921’de, Cemal Paşa 21 Temmuz 1922’de Ermeni çeteleri tarafında kalleşçe öldürülürler. Şehitlik mertebesine ulaşırlar. Enver Paşa, 4 Ağustos 1922’de Tacikistan’da Ruslar’la girdiği bir çatışmada şehit olur.

     Sadrazam Talat Paşa hakkında bugüne dek yazılmış eserlerden bazı alıntılar yaparak bu anıt insanı tanımaya çalışalım:

Ziya Şakir’in kitabı Talat, Enver, Cemal Paşalar adlı eserde Talat Paşa’nın hayat hikâyesinin önemli anları şöyle anlatılıyor. ’’ Bu zat, nevi şahsına münhasır olan insanlardandı. Tab’an ve Ruhan,-en kuvvetli mânasile-(kalender) yaratılmıştı… Osmanlı imparatorluğunun kuruluşundan yıkılışına kadar gelen ve geçen binlerce devlet ricali içinde onun kadar aslını, tabiat ve itiyatlarını muhafaza eden olmamıştır. Bu itibarla onun umumi ve hususi hayatında, inklâpçıların hiç birine benzemiyen bir hususiyeti vardı. … Talat efendinin seyyar posta memuru olması, dostlarının pek işine yarıyordu… Çünkü o, haftada iki gün postayı hamil olarak Selanikten hareket ediyor.. Bütün istasyonlara uğraya uğraya, Rumeli şimendifer hattının son noktasına olan ve, Sırbistan hükûmeti hududunda bulunan-(Viranya) kasabasına kadar gidiyor. Avrupaya gidecek postayı orada teslim ediyor. Gelen postayı da alıp Selaniğe getiriyordu. Ve bu arada da, memleket haricindeki vatanperverlerin neşrederek gönderdikleri gazeteleri de gizlice alıp Selaniğe getirerek, arkadaşlarına tevzi eyliyordu. … Talat Bey komitacılıktaki meharetini, bu meselede de gösterdi. Birkaç gün sonra sarayda içtima edecek olan (şûrayı saltanat) ı bekledi. Şûra aktedildi. Fakat milleti hoşnut edecek bir netice vermedi!.. Artık, Kamil Paşa hükûmetine darbeyi indirecek zaman gelmişti. Babıâliye karşı yapılacak baskını en ince teferruatına kadar Talat Bey hazırladı. Ve kendisi de, büyük bir cesaretle en mühim rolü üzerine aldı. Baskından yarım saat kadar evvel yanına yalnız (Sapancalı Hakkı) yı alarak Babıâliye kadar gitti. Oradaki vaziyeti gözden geçirdi. Ve sonra, kapının karşısındaki duvarın dibinde tek başına bekliyerek: Her şey yolunda… Çabuk gelsinler. Diye, Sapancalı Hakkı ile Enver Beye haber gönderdi. … Talat Paşa bu sözünde ebediyen sebat gösterdi. Sadrazamlara mahsus olan, Nişantaşındaki muhteşem konağa nakletmeyi bir kere bile aklından geçirmedi. İstanbulu terk ettiği güne kadar, Yerebatan caddesinin Ayasofya meydanına nazır olan sokağı başındaki alelâde büyücek kârgir evde ikamet etti.’’

Ş.S.Aydemir Enver Paşa’nın üçüncü cildinden çok kısa bir hatıra; ’’ Sadrazam Talat Paşa, son ümitsiz günlerde ve son bir nabız yoklaması için Berlin’e gitmişti. Tabii orada hiçbir ümit ışığı göremedi. Alman İmparatoru ve Karargâhı, kendi dertlerine düşmüşlerdi. Talat Paşa dönüş yolunda, Sofya istasyonunda kendini karşılayan Osmanlı Sefiri ve diğer karşılayıcılardan, şu haberi aldı: ---Bulgar cephesi yarılmış ve Bulgar hükümeti karşı taraftan mütareke isteyerek silahı bırakmıştır…  Talat Paşanın bu haberi aldığı andaki hali, orada bulunan görgü şahitleri tarafından nakledilmiştir. Birden sarsılır. Çöker ve vagonun kapısına tutunur. Söyleyebildiği sözler şunlardır: - Bugünleri görmemek için, keşke ölseydim. Ama harbin başında, bu harbe girişimizi tenkit eden Maliye Nazırı Cavit Beye cevabı tek bir kelimeden ibaret olmuştu: --- Mukadderat…’’

 S.N. Tansu’nun kaleme aldığı İki Devrin Perde Arkası adlı eserde, Süvari Albayı Hüsameddin Ertürk’ün Talat Paşa ile ilgili hatırlarını okumak Paşayı tanımak açısından çok önemli. Albay, eserin bir yerinde Talat Paşa için şunları ifade ediyor;  ’’ Fakat Talat Paşa, merasim ve teşrifattan hiç hoşlanmazdı. Ruhan demokrat yaratılmış, riyadan, gösterişten uzak bir insandı. Sadrazam olduğu gün bunu göstermişti. O zamanlar sarayda mutat olduğu veçhile huzura girilecek salonun iki kapısı Sadrazama birden açılır, Saray hademeleri, Başvezirin ayaklarına kapanırdı. Talat Paşa, bunu fazla görmüş ve başmabeyinci olan Lûtfi Simavi Beyle mutabık kalmıştı. Ona kapının tek kanadı açılacak ve hademeler asla ayağa kapanmayacaktı. Yalnız bir zaafı vardı. Müthiş bir partici idi. İttihatçılığı bir fırkacılık değil, dini bir tarikat haline getirmeği isterdi. Mason locasına kayıtlı ve Bektaşi tarikatine de müdavimdi. Bir gün en yakın dostlarından Abdülâziz Mecdi Efendiye: ---Hocam demişti, düşünüyor, bir türlü karar veremiyorum, sen ne dersin Allahaşkına, mason mu kalayım, Bektaşi mi olayım?..  --- Paşam, bence bunların ikisine de lüzum yok, amma mutlaka birini tercih etmek lazım geliyorsa, Bektaşiliği seçin, zira Bektaşilik bir Türk tarikatıdır, demişti…   --- Tabutun üstünde kıymetli sırma işlemeli Ayeti Kerime yazılı yeşil bir atlas örtü vardı. Elmas taşlı bir kuşakla bağlı idi. Cenazenin arkasında sükûnetle yürüyen Talat Paşa, Sultan Mahmut türbesinin köşesini dönerken dayanamamış, sağ elini yüzüne kapıyarak hıçkıra hıçkıra ağlamıştı. Halbuki Sultan Hamidi devirenlerin başında geliyordu. Merkezi Umumînin en nüfuzlu şahsiyeti idi. Acaba bu cenazede niçin ağlamıştı? ’’

Talat Paşa’nın Gurbet Hatırları adlı eserde Cemal Kutay paşayı hemen her yönüyle anlatarak gelecek nesillere çok önemli bir belge bırakmıştır. Eserin birkaç yerinde paşa ile ilgili yazdıklarını kısaca aktaralım; 2 Kasım 1918’de Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’ya yazdığı mektuptan birkaç satır,  ’’Bütün hayatı siyasimde hedefim, memlekete na-muskârâne ve fedakârâne hizmet etmek idi. Bütün servetim, zat-ı şahânenin ihsan ettiği otomobil bedeliyle, her ay arttırdığım yirmişer liradan müterakim bin altı yüz liralık istikrazı dahili tahvilden ve dört arkadaşımla isticar ettiğimiz çiftliğin esmanından ibarettir. Bundan bir kısmını yanıma aldım. Bundan başka bir nesneye sahip değilim. Millete karşı hesap vermek ve muhakeme olarak tayin edilecek cezayı kemâli cesaretle çekmek isterim. İşte zat-ı fahimânelerine söz veriyorum. Memleketim, ecnebi nüfuz ve tesirinden azâde kaldığı gün ilk telgrafınıza itaat edeceğim. ’’ Talat Paşa ve arkadaşları, bilhassa Damat Ferit Paşanın  hükümeti zamanında bir –sabık iktidar-ın uğrıyacağı en büyük haksızlıklara maruz kaldılar: Hücum ve taarruz bilhassa Talat Paşanın şahsına teveccüh etmişti. Talat Paşanın haiz olduğu bütün nişanlar geri alındı, rütbesi kaldırıldı, ecnebi devletlerin verdiği nişanları taşımak hakkı kaldırıldı. Halbuki bu hakların çoğu, Sultan Reşad tarafından verilmişti. Vezirlik rütbesi ilga edildi. Yürürlükte olan tekaüd kanununa göre, mütekaid olmıya hak kazandığı halde bu hakkı da tanınmadı… Ve, bütün bunlar hiçbir mahkeme kararı olmaksızın yapıldı.’’

     Talat Paşa 15 Mart 1921’de Ermeni terörist Salamon Tehlerian tarafından arkasından vurularak şehit edilir. Katil yakalanır. Mahkeme başlar. Sahte belgelerle ve özel olarak yetiştirilen tanıklarla Sadrazam Talat Paşa ve Türkler 31 Mayıs 1870 tarihli Alman Ceza Kanunun ilgili maddeleri gereğince suçlu, katil Ermeni ise 1921’in Haziran ayındaki duruşmada suçsuz bulunur ve tahliye edilir. Mahkemeye sunulan belgelerin hepsinin sahte olduğu zaman içinde anlaşılır. Zira 1921’de Berlin’de ’’Der Prozess Talat Pascha’’ başlığı ile ilgili tutanaklar yayınlanır. Buradaki bilgilerin yanlış, sahte ve dedikoduya dayalı bilgiler olduğu ayrıntılı bir şekilde anlatılır.

Sayın Murat Bardakçı 25 Nisan 2005’deki köşe yazısında şöyle diyor: ’’ Avrupa Ermeni Federasyonu isimli bir örgütün başkanı Laurent Leylekyan, geçen hafta Türk hükümetinden bazı garip taleplerde bulundu. Adıyla kafa yapısının tam bir uyum içerisinde bulunduğu taleplerinden belli olan Bay Leylekyan, Talat Paşa’nın İstanbul’daki mozelesinin yıkılmasını, ‘Talat ve Enver’ isimlerini taşıyan caddelere başka isimler verilmesini, Ermeniler’in Türkler’e yönelik cinayetlerinin sergilendiği müzelerin kapatılmasını ve soykırım kavramından bahsedenleri yargılayan kanunların kaldırılmasını istiyordu.‘’Bu ne küstahlık ve kendini bilmezlik. Biz Ermeni’yiz diye bağıranların acaba bunlardan haberleri var mıdır? Sayın Bardakçı, bir süre sonra Talat, Enver, Mahmud Şevket ve Mithad Paşa ile 31 Mart ayaklanmasında şehit olan askerlerin bulunduğu Hürriyet-i Ebediye Tepesi’ni ziyarete gidiyor. Gördüğü manzara karşısında üzülen, sarsılan ve çok kızan Bardakçı, manzarayı mezbelelik olarak nitelendiriyor. İnşallah bu kabirler bir Cennet bahçesine dönüşmüştür. Tanrı içimizdeki Leylekyan’lardan Türk Milleti’ni korusun…        

    Türkiye Cumhuriyeti’nin bir yurttaşı olarak isteğim şudur:

1.Talat Paşa’nın katili Alman Mahkemelerinde yeniden yargılanmalıdır.

2.Talat Paşa’ya iade-i itibar yapılmamışsa, bütün haklarının iade edilmesi için gerekenin yapılması devletimize yakışan bir hareket olmaz mı?

3.Talat, Enver, Cemal Paşalar için anma günleri düzenlenmeli, onların hayatları ve bu ülke için yaptıkları genç nesillere aktarılmalıdır.

4. Bu abide insanların mezarlarına gereken ihtimam gösterilmelidir.

     Talat, Enver, Cemal Paşalar, Türk tarihinin efsane insanlarıdır. Saygıda kusur edilmemesi gerektiğine inanıyor ve önlerinde saygı ile eğiliyorum. Makamları Cennet olsun


Jeolojı Yük. Müh. Ziya GÖZLER, Anıt mezarda


ÜYE GİRİŞİ
 Beni Hatırla
twitter facebook
E-Bülten
Arama Yap
İLK YAZI (Meriç COŞKUN)
Bizler çok eski dostlarız. Bizleri bir araya getiren fikrî beraberlik yani Türkçülük mefkûresi, dünya var oldukça, Bilge Kağan’ın deyişiyle “Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe” ilânihaye devam edecek bir ülkü beraberliğidir. Bizlerin bir özelliği daha var. Bu ülkü beraberliği “pazara kadar değil, mezara kadar” ifadesi ile ilk nazarda kararlı bir deyiş gibi görünse bile, bizlerin beraber...
AMAÇ (Salih DİLEK)
Biz 12 Eylül’den evvel Ülkücü mücadelede fiilen bulunmuş, vatanımız ve milletimizin menfaatleri doğrultusunda hiç bir fedakârlıktan kaçmamış bir dönemin mensublarıyız. Yaşlarımız 50'nin üzerinde. 80 yılına kadar mücadele ortamı içerisinde bir hayli müşterek hâtıralarımız olmasına rağmen hayat telâşı içerisinde birbirimizi ihmâl ettiğimizin farkında...
STRATEJİK VİZYON (Aksakallılar)
Dünya’nın en gözde, fakat belâlı bir coğrafyasında yaşamaktayız. Bu coğrafyada bizden evvel yaşayan milletlerin, ne kendilerinden, ne de kültürlerinden bir eser kalmamıştır. Bu coğrafyada yaşayabilmek için çetin ceviz olmak lazımdır. Dedelerimiz bu noktaya çok dikkat etmiş ve binlerce yıl evvel, Bilge Kaan Başbuğumuz ”Ey Türk, üstte gök çökmedikçe,...
NAMAZ VAKİTLERİ
Son Eklenen Videolar
KURTBOĞAZI ERKENEKONDAN ÇIKIŞ ŞÖLENİMİZ
"Bir Ülkücülük Hikayesi" - Salih DİLEK - 1.2.2014 - Ocakbaşı Sohbeti
FETHİYESPORLU VE KARŞIYAKALI TARAFTARLAR KARŞILIKLI OLARAK ANDIMIZI OKUDU
NEVZAT KÖSOĞLU CENAZE TÖRENİ
ANDIMIZ
Hakkımızda | Üyelik Koşulları | İlk Yazı | Amaç | **STRATEJİK VİZYON BELGESİ** - **AKSAKALLILAR**
Her Hakkı Saklıdır © 2013 eskimeyendostlar.net