Eskimeyen Dostlar
MAKALELER
BÖLÜMLER
ETKİNLİKLER
DUYURULAR
1330 'kez okundu.
2008-03-25
TÜRK BAŞKENTLERİ-KONYA

KONYA
ANADOLU SELÇUKLU DEVLETİ VE KARAMANOĞULLARI DEVLETİ



Türkiye’nin Anadolu topraklarının ortasında Konya ve civarında kurulan Karamanoğulları Devleti’nin kuruluşu onüçüncü yüzyılın ilk yarısında başlamıştır. Selçuklu Sultanı Birinci Alaaddin Keykubad tarafından Ermenek dolaylarına 1228 yılında yerleştirilen Karamanoğulları, Oğuzların Avşar boyundan gelen büyük bir Türk Beyliğidir. Bu Beyliğin ilk lideri Nure Sufi’dir. Onun ölümünden sonra yerine oğlu Kerimüddin Karaman geçti.Böylece 1256 yılında Karamanoğulları Devleti kurulmuş oldu. İlk merkezleri Ermenek olan Karamanoğulları, sonra Karaman kentini ve daha sonrada Konya’yı başkent yaptılar.

Kısa sürede topraklarını genişleten Karamanoğulları Devleti’nin başına, Kerimüddin Karaman’ın ölümünden sonra, 1261 yılında oğlu Mehmet Bey geçti.Karamanoğlu Mehmet Bey, Selçuklu Sultanı ilan ettiği Alaaddin Siyavuş’la birlikte , 15 Mayıs 1277 tarihinde Konya’ya girdiler. Mehmet Bey, topladığı Divan’da; “Bundan sonra divanda, dergahta,mecliste ve meydanda Türkçe’den başka dil kullanılmayacaktır.” diyerek, Türkçe’nin resmi dil olmasına karar verdi.Sahib Cüveyni idaresindeki Selçuklu ordusuna karşı yaptığı bir savaşta yenilen Mehmet Bey, 1277 yılında öldürüldü. Selçuklular ve Moğollarla sürekli savaşan Mehmet Bey’in ölümünden sonra yerine Güneri Bey geçti.

Karamanoğulları Moğolların Anadolu’dan çıkmasından sonra daha rahat hareket ettiler. Kendilerini Türkiye Selçuklularının varisi görüyorlardı. Osmanlı Devleti ile çetin mücadelelere giren Karamanoğulları,1391 yılında Osmanlı Hükümdarı Yıldırım Beyazıt’ın hakimiyeti altına girdiler. Ancak, 1402 yılındaki Ankara Savaşında Yıldırım Beyazıt’ın yenilmesiyle, Osmanlı hakimiyetinden çıktılar. Osmanlı Hükümdarı Fatih Sultan Mehmet zamanında güç kaybına uğrayan Karamanoğulları,1487 yılında tamamen Osmanlı hakimiyetine girdiler. İçel kentinde kalan son Karaman beyi Kasım Bey’in 1493 yılında ölümü ile de varlıkları son buldu.

Anadolu’da 1250 yıllarından 1487 yılına kadar ikiyüzotuzyedi yıl hüküm süren Karaman-Türkmen Beyliğine bir dönem başkentlik yapmış olan Konya, yüzölçümü bakımından Türkiye’nin en büyük ilidir. 2000 yılı genel nüfus sayımına göre ikimilyon yüzdoksanikibin yüz altmışiki kişilik bir nüfusa sahip olan Konya, kırküçbin sekizyüzkırk beş kilometrekare yüzölçümü olan bir kenttir.Konya, Kuzeyden Ankara, Batıdan Isparta,Afyonkarahisar, Eskişehir, Güneyden İçel, Karaman,Antalya, Doğudan Niğde, Aksaray illeri ile komşudur.

Milattan Önce altıbin yıllarına kadar geçmişi uzanan Konya, çok eski bir yerleşim yeridir. Milattan Önce bindötyüz ila binikiyüz yılları arasında Hitit İmparatorluğu ile tarih sahnesine çıkan Konya, sırasıyla Frigyalıların, Lidyalıların, Kimmerlerin, Perslerin, Makedonya Kralı İskender’in, Selevkosların, Kapadokya Krallığının, Bergama Krallığının, Romalıların ve nihayet 1069 yılında Selçuklu Türklerinin eline geçti. Türkler, bu şehirden daha sonra geri çekildilerse de, 1077 yılında Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından Konya, tekrar fethedildi. Sultan Birinci Kılıçarslan’ın başkent olarak seçtiği Konya, 1097 yılından 1308 yılına kadar ikiyüzonbir yıl Anadolu Selçuklu Devletine Başkentlik yapmıştır.

Selçuklu Türkleri devrinde muhteşem bir görüntüye kavuşan Konya, özellikle Alaaddin Keykubad ve İkinci Kılıçarslan zamanında altın çağını yaşadı.Bu dönemde bir kültür merkezi haline gelen Konya, Karamanoğulları zamanında da zengin mimari eserlere sahip oldu. Osmanlı Devleti zamanında ise büyük bir öneme sahip olan Konya’ya Fatih Sultan Mehmet ; “Sultanlar Beldesi” demiştir.Osmanlı padişahlarından; Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman, İkinci Selim,Dördüncü Murat ve İkinci Abdülhamid devirlerinde büyük imar hareketlerine sahne olan Konya, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren de büyük gelişme gösteren şehirlerin başında gelmiştir.

“Kutsal Tasvir” anlamındaki “İkon” veya bu adla yapılan anıttan dolayı “İkonion” adını aldığı rivayet edilen Konya’nın adı, Selçuklulardan itibaren hiç değişmemiştir.

Tarihi eserleri bakımından Türklüğün sayılı şehirlerinden olan Konya’da ayakta kalan eserlerin tamamı Türklere aittir.

Alaaddin Camisi, Sahip Ata külliyesi, Karatay Medresesi, İnce Minareli Medrese, Sırçalı Medrese Selçuklu dönemi eserleridir. Selçuklu ve Beylikler dönemine ait pek çok cami, hamam, çeşme, köprü, tekke, kervansaray, hastane, su yolu ve benzeri tarihi eserlere sahip olan Konya’da ki Osmanlı dönemine ait eserlerin en meşhurları; Sultan Selim Camisi,Yusufağa Kitaplığı,Piri Mehmet Paşa Camisi ile Aziziye Camisi’dir. Karamanoğulları dönemine ait tarihi eserlerin bazıları ise şunlardır: Ali Gav Zaviye ve Türbesi, Kadı Mürsel Zaviye ve Türbesi,Hasbey Darül-Huffazı, Ali Efendi Muallimhanesi, Tursunoğlu Camisi, Burhanettin Fakih Türbesi ve Turgutoğulları Türbesi.

Büyük gönül insanı ve mütefekkir Hazreti Mevlana’nın kabrinin bulunduğu; Mimar Bedrettin Tebrizi tarafından 1278’de yaptırılan Yeşil Kubbeli Mevlana Türbesi ile Mevlevi Dergahı Külliyesi, Konya’ya eşsiz rengini veren yapıtlardır.

Konya özellikle 1219 ila 1236 yılları arasında Sultan Alaaddin Keykubad devri ve sonrasında, dünyanın bilim ve sanat merkezi olmuştur. Konya’nın Altın Çağı diye adlandırılabilecek bu dönem, onikinci yüzyıl ortalarına kadar sürmüştür.

Nasrettin Hoca, Bahaddin Veled, Muhyiddin Arabi, Sadrettin Konevi, Şemsi Tebrizi, Kadı Burhaneddin, Kadı Siracettin, Şehabettin Sühreverdi, Ulu Arif Çelebi, Ahmet Eflaki, Sarı Yakup ve Mevlana Celaleddin Rumi gibi bilgin, mistik ve düşünürler; değerli yapıtlarını Konya’da meydana getirmişlerdir.

Tarihiyle, tarihi eserleriyle, tarihi şahsiyetleriyle hülasa tarih ve kültür kokan kendine özgü dokusuyla bir medeniyet başkenti olan Türklerin Konya’sını anlatmak imkansıza yakın bir şey; ama görmek ve görerek yaşamak apayrı bir lezzettir. Bakın, Fransız gönül insanı ve bilim kadını Eva De Vitray Meyerovitch ne diyor, Konya için:”Anadolu’ya en güzel sırları öğrenmeye gittik…Fiziki yapısıyla bile bir kütük defteri görünümündeki Konya, vaktiyle kendisini yıkayan bir içdeniz gibi kendi içinde benzer şeylerin kabararak ve alçalarak cereyan ettiğine tanıklık etti.”

Her yılın 10 ila 17 Aralık günleri arasında uluslar arası nitelikte gerçekleştirilen Mevlana Anma Törenleri’nde bir ses duyar gibi olursunuz,Konya’dan Mevlana’dan: “Yine gel!Yine gel! Ne olursan ol yine gel! İster kafir, ister putperest, ister Mecusi olsan da gel!/Yüz kere tövbeni bozsan da gel!/Bizim kapımız ümitsizlik kapısı değil, olduğun gibi gel!”

KAYNAKÇA

Yılmaz ÖZTUNA, Büyük Türkiye Tarihi, İstanbul, 1979
İsmail Hakkı UZUNÇARŞILI, Osmanlı Tarihi, Ankara, 1988
Ali SEVİM- Yaşar YÜCEL, Türkiye Tarihi, Ankara- 1990
Ali GÜLER- Suat AKGÜL, Türklük Bilgisi, Ankara, 2001
Ali SEVİM, Anadolunun Fethi, Ankara, 1988
Yeni Rehber Ansiklopedisi,12. Cilt, İstanbul
Erdoğan MERÇİL, Müslüman Türk Devletleri Tarihi, Ankara,2000
İbrahim KAFESOĞLU,Hakkı Dursun YILDIZ, Erdoğan MERÇİL, Müslüman Türk Devletleri Tarihi, İstanbul 1999
Eva De Vitray MEYEROVİTCH, Tarih Öncesinden Osmanlı Dönemine Kadar Konya Hz. Mevlana ve Sema, Konya
M. Ali UZ (Hazırlayan), Konya Ve Rehberi (1339/1923), Konya, 1997

 


ÜYE GİRİŞİ
 Beni Hatırla
twitter facebook
E-Bülten
Arama Yap
İLK YAZI (Meriç COŞKUN)
Bizler çok eski dostlarız. Bizleri bir araya getiren fikrî beraberlik yani Türkçülük mefkûresi, dünya var oldukça, Bilge Kağan’ın deyişiyle “Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe” ilânihaye devam edecek bir ülkü beraberliğidir. Bizlerin bir özelliği daha var. Bu ülkü beraberliği “pazara kadar değil, mezara kadar” ifadesi ile ilk nazarda kararlı bir deyiş gibi görünse bile, bizlerin beraber...
AMAÇ (Salih DİLEK)
Biz 12 Eylül’den evvel Ülkücü mücadelede fiilen bulunmuş, vatanımız ve milletimizin menfaatleri doğrultusunda hiç bir fedakârlıktan kaçmamış bir dönemin mensublarıyız. Yaşlarımız 50'nin üzerinde. 80 yılına kadar mücadele ortamı içerisinde bir hayli müşterek hâtıralarımız olmasına rağmen hayat telâşı içerisinde birbirimizi ihmâl ettiğimizin farkında...
STRATEJİK VİZYON (Aksakallılar)
Dünya’nın en gözde, fakat belâlı bir coğrafyasında yaşamaktayız. Bu coğrafyada bizden evvel yaşayan milletlerin, ne kendilerinden, ne de kültürlerinden bir eser kalmamıştır. Bu coğrafyada yaşayabilmek için çetin ceviz olmak lazımdır. Dedelerimiz bu noktaya çok dikkat etmiş ve binlerce yıl evvel, Bilge Kaan Başbuğumuz ”Ey Türk, üstte gök çökmedikçe,...
NAMAZ VAKİTLERİ
Son Eklenen Videolar
KURTBOĞAZI ERKENEKONDAN ÇIKIŞ ŞÖLENİMİZ
"Bir Ülkücülük Hikayesi" - Salih DİLEK - 1.2.2014 - Ocakbaşı Sohbeti
FETHİYESPORLU VE KARŞIYAKALI TARAFTARLAR KARŞILIKLI OLARAK ANDIMIZI OKUDU
NEVZAT KÖSOĞLU CENAZE TÖRENİ
ANDIMIZ
Hakkımızda | Üyelik Koşulları | İlk Yazı | Amaç | **STRATEJİK VİZYON BELGESİ** - **AKSAKALLILAR**
Her Hakkı Saklıdır © 2013 eskimeyendostlar.net