Eskimeyen Dostlar
MAKALELER
BÖLÜMLER
ETKİNLİKLER
DUYURULAR
1594 'kez okundu.
2011-11-14
TÜRKLÜK DÜNYASI'NDAN KAYAN YILDIZ A.ŞEKÜR TURAN--HIZIRBEK GAYRETULLAH

 

A. Şekür Turan

1951 Sonbaharı’nda Doğu Türkistan’dan Taklamakan, Tibet ve Himalayaları aşarak, Keşmir’e ulaşan Büyük Kazak Göçü’nün son durağı Srinager (Keşmir’in başkenti)’deki Saray Safakadıl adındaki göçmen eviydi. Keşmir’e iltica eden Doğu Türkistanlıların çoğu Kazak Türkleriydi. Mehmet Emin Buğra ve İsa Yusuf Alptekin aileleriyle 20-30 kadar Uygur kardeşlerimiz de buraya iltica etmişlerdi. M. E. Buğra ve İ. Y. Alptekin Beyler, Göçmen evinde değil Srinager’in elit semtinde oturuyorlardı. Alptekin, Rajbağ’da Buğra Bey de Veribandal’da oturuyorlardı. Rahmetli babam Kaynaş’la M. E. Buğra memleketten tanışırlardı. Aralarında samimi bir ilişki vardı. Birgün M. E. Buğra Bey’in Veribandal’daki evine babam ziyarete gidecekti, beni de beraberinde götürmüştü. Ev, iki katlı tipik Hint mimari özelliğine sahip ahşap merdivenle çıkılan şirin bir evdi. Kapıyı Buğra Bey’in eşi merhume Emine Buğra Hanım açmıştı.

Evde Buğra Bey’i ziyarete gelen bizden başka misafirleri de vardı. Biz eve buyur edilince, misafirler ev sahibinden izin alarak kalktılar. Babam ile Buğra Bey, hoş-beşten sonra sohbete daldılar. Konu yine Doğu Türkistan’dı. Derken semaverle çay servisi geldi. Tepsiyi getiren 15-17 yaşlarında kara saçlı, keskin bakışlı, kara gözlü ve oldukça kısa boylu yağız bir çocuktu. Ben kendisini Buğra Bey’in oğlu sanmıştım. Meğerse değilmiş. Buğra Bey’in hemşerisi Hoten’in bir nahiyesi olan Gumalı Dr. Aziz Bey’in oğluymuş. Adı da Abdü Şekür’dü. Babası erken vefat ettiğinden çocuğa Buğra Bey sahip çıkmış. Yanına almış, Urumçi’ye götürmüş, ortaokul ikinci sınıf öğrencisi iken Buğra Bey ile beraber Doğu Türkistan’ı terk ederek Keşmir’e gelmiş. İşte o günden sonra A. Şekür ile beraber olduk. Buğra Bey önceden Türkiye’ye gittiği için A. Şekür’ü bizim kafileye emanet etmişti. Bizimle beraber Hint diyarını katetmiş, Hint okyanusunu aşmış, Basra-Bağdat üzerinden Toros Ekspresi ile 1953 yılının Aralık ayında İstanbul Sirkeci Göçmenevi’ne gelmişti. Daha sonraları Devlet bizi Kayseri ili Develi ilçesine iskân etmişti.

A. Şekür bizimle beraber Develi’ye gelmiş, ortaokula babamı veli edinerek yazılmış, kendisine soyadı sorulduğunda; “Türkistan’dan geliyorum. Bana Turan soyadını verin” demişti ve bundan sonra artık A. Şekür Turan olacaktı. Okulu bitirince Buğra Bey onu Ankara’ya almıştı. Ankara’daki Türkçü, milliyetçi aydınlarla tanıştırmış, Şekür’ün ifadesine göre Türk Ocağı’nda bir oda tahsis edilmiş ve orada okul hayatına devam etmiştir. Tahsil hayatı müddetinde Türk Ocağı yöneticilerinden Galip Erdem Bey’den çokça destek gördüğünü her defasında ifade ederdi. Vatani görevini Bozdoğan’da asteğmen olarak yapmış, dönüşünde Millî Kütüphane’ye yerleşmiş, daha sonraları muhtemelif memuriyetler ifa ederek, son olarak Kültür Bakanlığı müsteşar yardımcılığından emekli olmuştu.

Doğu Türkistan hususunda birçok çalışma kaleme alan Şekür Turan, aynı zamanda Türkistan davasının iyi bir hizmetkârı idi. Şekür Turan’ın en büyük eserlerinden biri de meşhur Kazak istiklalcisi ve Uluğ Türkistancı, Mustafa Çokay ekolünden, Kazakların millî ruhunu uyandıran Mir Yakub Duvlat’ın 1909’da 20 yaşlarında iken kaleme aldığı ve Ufa’da yayınlanan “Uyan Kazak” adlı eseri asıl nüshasını 1936 yılında Türkiye’ye getiren Tökeli Babür Bek’in arşivinden bularak 1971 yılında rahmetli A. Şekür Turan tıpkıbasımını Yaş Türkistan yayınları içerisinde neşretti. En son Kurban bayramından evvel aradığında, çalışmalarımın olması durumunda baskıları için maddi destekte bulunmak istediğini ifade etmişti. Şekür Bey’in son zamanlarda ilk eşinden ayrılması ve akabinde oğlunu da kaybetmesi, üzülmesine ve hayata küsmesine de sebep olmuştu. İkinci eşinden olan kızı ile hiç tanışmamış olmama rağmen, görüşmelerimizde öğrenim çağında olduğundan bahsetmişti. Ankara’ya gelip kendisini ziyaret etmek istediğimi ifade ettiğim son grüşmeden sonra maalesef bu düşüncemizi hayata geçirmeden acı haberiyle sarsıldık. Cenazesinin kalkmasına iki saat kala eşşiz dostum İbrahim Metin Bey’den acı haberi öğrendim. İyi bir dava adamını, iyi bir dostu ve samimi bir insanı kaybetmenin acısı ile Allah (c.c.) kendisine gani gani rahmet etsin, mekânı cennet olsun. Türk dünyası ve Doğu Türkistanlı hemşehrilerimizin başı sağolsun.

Hızırbek Gayretullah/13.11.2011.

 


ÜYE GİRİŞİ
 Beni Hatırla
twitter facebook
E-Bülten
Arama Yap
İLK YAZI (Meriç COŞKUN)
Bizler çok eski dostlarız. Bizleri bir araya getiren fikrî beraberlik yani Türkçülük mefkûresi, dünya var oldukça, Bilge Kağan’ın deyişiyle “Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe” ilânihaye devam edecek bir ülkü beraberliğidir. Bizlerin bir özelliği daha var. Bu ülkü beraberliği “pazara kadar değil, mezara kadar” ifadesi ile ilk nazarda kararlı bir deyiş gibi görünse bile, bizlerin beraber...
AMAÇ (Salih DİLEK)
Biz 12 Eylül’den evvel Ülkücü mücadelede fiilen bulunmuş, vatanımız ve milletimizin menfaatleri doğrultusunda hiç bir fedakârlıktan kaçmamış bir dönemin mensublarıyız. Yaşlarımız 50'nin üzerinde. 80 yılına kadar mücadele ortamı içerisinde bir hayli müşterek hâtıralarımız olmasına rağmen hayat telâşı içerisinde birbirimizi ihmâl ettiğimizin farkında...
STRATEJİK VİZYON (Aksakallılar)
Dünya’nın en gözde, fakat belâlı bir coğrafyasında yaşamaktayız. Bu coğrafyada bizden evvel yaşayan milletlerin, ne kendilerinden, ne de kültürlerinden bir eser kalmamıştır. Bu coğrafyada yaşayabilmek için çetin ceviz olmak lazımdır. Dedelerimiz bu noktaya çok dikkat etmiş ve binlerce yıl evvel, Bilge Kaan Başbuğumuz ”Ey Türk, üstte gök çökmedikçe,...
NAMAZ VAKİTLERİ
Son Eklenen Videolar
KURTBOĞAZI ERKENEKONDAN ÇIKIŞ ŞÖLENİMİZ
"Bir Ülkücülük Hikayesi" - Salih DİLEK - 1.2.2014 - Ocakbaşı Sohbeti
FETHİYESPORLU VE KARŞIYAKALI TARAFTARLAR KARŞILIKLI OLARAK ANDIMIZI OKUDU
NEVZAT KÖSOĞLU CENAZE TÖRENİ
ANDIMIZ
Hakkımızda | Üyelik Koşulları | İlk Yazı | Amaç | **STRATEJİK VİZYON BELGESİ** - **AKSAKALLILAR**
Her Hakkı Saklıdır © 2013 eskimeyendostlar.net