Eskimeyen Dostlar
MAKALELER
BÖLÜMLER
ETKİNLİKLER
DUYURULAR
6668 'kez okundu.
2010-12-21
ÜLKÜCÜ ŞEHİT ERCÜMENT YAHNİCİ'NİN 32.ÖLÜM YILDÖNÜMÜ

  

 

 Aralık ayında şehit edilen  Ercüment YAHNİCİ ülküdaşımızla ilgili rahmetli anacığının evrakı arasından çıkan dergi ve şiirleri yayına hazırlarken Aralık ayını şöyle bir taramak geçti aklımızdan. Aralık ayında toprağa verilen tespit edebildiğimiz 45  ülkücü şehit yanında  Uçmağa varan   Büyük Türkçü Nihal ATSIZ  bey ( 11 Aralık 1975 )   ve   Irak Türkmenlerinin yiğit sesi Abdurrahman KIZILAY  da  (12 Aralık 2010) eklenmiş oldu. Tespit edebildiğimiz şehit   isimleri şunlar:  Hasan KADIOĞLU –Ülkücü işçilerden(26 Aralık 1975);  Cengiz KÖSDAĞ- MHP ilçe Yön.Krl üyesi (5 Aralık 1979); Yusuf BAŞ- Ankara MKE (25 Aralık 1979); Yunus DOĞAN- Adana,Osmaniye (6 Aralık 1979);  Yaşar KONMAZ- Eskişehir (3 Aralık 1979); Yaşar DURUKAN Aydın-Koçarlı (23 Aralık-1979); Tevfik ALKAN Beşiktaş MHP İlçe (17 Aralık 1979); Şerafettin ŞAHİN Ankara Aydınlıkevler ÜOD, Kırşehir Mucur’lu (30 Aralık 1979);  Şahin BİNGÖL  Ankara MHP Mrk.İlçe (24 Aralık 1980);  Selim ÇELİK Uşak-ÜGD (20 Aralık 1979); Ömer Metin KARATEPE Yozgat-Boğazlıyanlı Nizip’te şehit edildi Ülkü-Bir üyesi (27 Aralık 1977); Nevzat KANDEMİR Sivas Yıldızeli İzmir Ülkücü İşçiler üyesi (27 Aralık 1979); Murat OĞUZ Elazığlı Ankara Yenimahallede şehit edildi (15 Aralık 1978);  Murat KILIÇ Trabzonlu_İstanbul Mecidiyeköyde şehit edildi (14 Aralık 1978); Levent BAYKAY  İzmir’li İstanbul Beşiktaş’ta şehit edildi (19 Aralık1977); Kerim OKTAY İstanbul, Kanarya ÜGD (20 Aralık 1979); Kemal KÜP Giresun Espiye’li Trabzon’da şehit edildi (26 Aralık 1978); Kemal Fedai COŞKUNER Antalya Akseki’li İzmir’de şehit edildi ( 3 Aralık 1979);  Kadir TOP Gümüşhaneli- İstanbul’da şehit edildi ÜİD (15 Aralık 1978); İsrafil ARIKAN-      Adana (15 Aralık 1978); İsmail BAYRAKTAR Balikesir’li – Ülkü-Bir  üyesi İstanbul Esenler’de şehit edildi ( 26 Aralık 1979); Hüseyin Cahit AKÜZÜM  Azeri- MHP Genel İdare Kurulu Üyesi Ankara Anafartalar caddesindeki bürosunda şehit edildi ( 6 Aralık 1979); Hulusi BELKIS  İstanbul (29 Aralık 1979); Hilmi SOYDAN –Elbistanlı (22 Aralık 1978); Hasan KOÇ –Adanalı (25 Aralık 1978); Hasan IŞIK- Adanalı (18 Aralık 1978); Hasan DİKTAŞ – İstanbul ÜİD (29 Aralık 1978); Hamza UZGÖREN Ankara Çankaya MHP İlçe Bşk.Strazburg Cd.İşyerinde şehit edildi (26 Aralık 1979); Halil ERDOĞAN, Adana (11  Aralık 1978); Fazıl Ahmet KURTOĞLU –İstanbul ((13 Aralık 1979); Erol ÇUĞU-Samsun (17 Aralık 1979); Erdoğan YILMAZ İstanbul- Vefa Lisesi (16 Aralık 1977); Enver YAVUZDEMİR – Artvin (10 Aralık 1979); Cengiz ŞEN  Denizli’li- İzmir’de şehit edildi ( 27 Aralık 1976); Bekir ÇON Amasya-Suluova (3 Aralık 1977); Bahri AKSU (24 Aralık 1979); Ahmet Levent PAMUKÇU Nevşehir’li İstanbul’da şehit (28.12.1979); Ata PEHLİVANLIOĞLU (8.12.1978); Arif ÜZÜM (12 Aralık 1979); Ali Rıza SORAN (2 Aralık 1979) Ahmet Serdar TANRITANIR (25 Aralık 1978);  Ahmet MELEK (15 Aralık 1979); Abdurrahman GÜNEŞ  Türkistanlı –İstanbul Kocasinan’da şehit edildi ( 4 Aralık 1978); Adnan KOÇ İzmir-Buca ÜGD (19 Aralık 1979).     

 

 Hepsini rahmetle anıyoruz. Mekânları cennet olsun.   Allah geride kalanlarına sabırlar ihsan eylesin.  Bu metni okuyanlar  onların hangi dâvâ uğruna genç yaşta canlarını verdiklerini birazcık düşünsünler. Bu dâvâyı , bu bayrağı bu ülküyü yaşatmak adına siyaset yapanlar başta  olmak üzere  mensubiyet duyan her kimse, biraz düşünsün ve Allah rızası için kendini   toparlasın.  TANRI TÜRKÜ KORUSUN !

 

 

 

 

 

ERCÜMENT YAHNİCİNİN 32. ÖLÜM YILDÖNÜMÜ

 

 

                         27 Aralık 1979 Ercüment Yahnici’nin şehadetinin tarihi. Dolayısiyle  27 Aralık 2010 da Ercüment kardeşimizin aramızdan ayrılışının 32.yılı idrak olunacak. 31 sene oğluna kavuşmak duaları ve hasretiyle yaşayan Halide Yahnici Hanımefendiyi Kasım/2010 ayında Hakka uğurladık.

                       Vefatı günü, ertesi günü, toprağa verildiği gün, sonraki günler, yedisinde evde ayetler okundu, taziye vardı. Halide Hanım’ın oğlu gelini ve torunları tarafından da bilinmeyen bir özelliği bu taziye günleri sırasında ortaya çıktı. Evdeki çekmecelerden, komidinlerden, dolaplardan birçok not defteri, pek çok yazılı kağıt çıkmaktaydı. Halide Hanımefendinin tuttuğu notlar, yazıları ve şiirleri… Belki bunlar an gelir toplanır, yayınlanır, umarız.

                        Bu arada bir Dergi ve bu Dergide Merhume ile yapılmış bir röportaj da elimize geçti. Derginin adı AYZIT idi. 2.Yıl, 6.Sayı Şubat 2002 tarihli nüshası. Sahibinin Atilla KAYA, Yazı İşleri Müdürünün Alişan SATILMIŞ olduğu  AYZIT da Melike Sabancı’nın Halide Hanım ve gelini Yasemin YAHNİCİ  ile yapılmış bir röportaj yer almaktaydı. Röportaj yanında  yine Halide hanımın yazdığı iki adet şiir yer almaktaydı.

 

                           Halide Hanımın 40 ının, 52 sinin de yer alacağı Aralık ayı aynı zamanda şehidimizin de şehadetinin yıldönümünü de içinde  barındıracak… O zaman 2002 tarihli bu röportaj metnini ve şiirleri bu sıralarda yayınlamak ve hem Ercüment şehidimizi, hem de henüz kaybettiğimiz Halide Hanımefendiyi rahmetle anmamıza vesile olacaktır.(Biz bu metni yayına hazırlamakta iken Şevket Yahnici dostumuzun teyzeleri Nurdan KAYABEKMAN’da Hak’ka yürümüştür. Onu da rahmetle anıyor ülküdaşımıza Allah’tan   sabırlar diliyoruz.)

İşte o röportaj …

İşte o şiirler…

 

AYZIT: O Kargaşalı günleri biz değil ama siz yoğun bir şekilde yaşadınız.  O günler hakkında  birinci ağız olarak bizlere neler söyleyebilirsiniz,

YASEMİN YAHNİCİ: Çok sıkıntılı günlerdi.  Babam ihtilal yapmıştı. Daha sonra sürgüne gönderildik. Döndüğümüzde insanlar hem maddi ve hem de manevi olarak çökmüş durumdaydı. Babam ve rahmetli Başbuğ parti kurmak için gece gündüz uğraşıyorlardı. Kurulan partinin ilkeleri insanın -özellikle Türk insanının- fıtratına uygun olduğu için akın akın katılımlar başlamıştı. Katılanların çoğunluğunu gençler oluşturuyordu. Bu olayların olduğu sıralarda ben daha orta okula gidiyordum. Babam elime bildiri verir dağıttırırdı. “Tek  kızın var onu tehlikeye atma” diyenlere; “Ben kendi kızıma yaptıramadığım şeyleri başkalarına hiç yaptıramam” derdi.  Sıkı bir eğitim vardı. Okulla parti arasında koşuştururduk. Sürekli seminerler verilirdi.

Seminerlerin konusu, “Adab-ı  muaşeret” ten  “Ülkücü Kimdir?” e kadar her şeyi kapsardı. Seminerlerin sonunda sınava tabi tutulurduk  Bu kutsal hareketin hızla yayılması sindirilemedi ve olaylar başladı. İki günde bir onlardan birileri öldürülürdü. Üniversitedeki tüm profesörler yürüyüşe  geçerdi.  Arkadaşlardan bir ikisini göz altına alırlardı , ne serbest bırakırlar ne de yargılarlardı. Önümüze barikatlar kurar bizleri derslere  hatta sınavlara dahi sokmazlardı. Daha sonra katillerin onlardan olduğu anlaşılır arkadaşları serbest bırakırlardı,

 Bizim arkadaşlıklarımız da farklıydı. Hangimizin aşı, parası var, paylaşırdık. Aramızda kız ya da erkek diye ayrım olmazdı gece yarılarına kadar beraber oturur çözüm yolları bulmaya çalışırdık. Ama ertesi gün ayrıldıktan sonra arkadaşlarımızın bazılarının vurulduğunu, bazılarının tutuklandığını öğrenirdik. Şevketle evlendik ; aynı kaldırımda yürüyemiyorduk.  Çocuğumla ben bir kaldırımdan yürürdük; Şevket diğer kaldırımdan gelirdi.

 

Herşeyi rağmen Ercüment ve arkadaşları canlarını severek verdiler. Kimse kavgaya gitmemişti hep pusuya  düşürüldük, arkamızdan vurulduk. Tek isteğimiz  “Müreffeh bir Türkiye” idi, “Ezan susmasın Bayrak düşmesin” idi,

 

HALİDE YAHNİCİ: Evimiz Başkente yakındı ( Rahmetlinin Başkent dediği Başkent İktisadi ve Ticari İlimler Yüksek Okulu idi Cebeci Stadının hemen yanında yer alırdı), Üniversite ile arasında üç sokak vardı. Kaçan arkadaşları bize sığınırdı. Çok ıstırap çektik. O gelinceye kadar babasıyla beklerdik. Bir şeyler olacak diye çoraplarımla elbiselerimle yatardım.  O gelmeden  uyumazdım, uyuyamazdım.  Mehmet diye bir arkadaşı vardı. Öldürdüler.  Çocuklara yapmadıkları eziyet  kalmadı. Bir kız vardı, Menekşe. Kızcağız dar etekle  koşamamış da , eteğini  çıkarıp çorapla  kaçmış. Evimiz devamlı kurşunlanırdı. Hatta birkeresinde  polisler  evin karşısına  karpuz sergisi  açmışlardı.

 

Oğlumun her görüşten arkadaşları vardı. Birgün  solcu arkadaşları Cebeciye gidelim demiş. O zamanlar orası komünist kaynıyor. Bir ülkücünün oralarda  gezmek ne haddine  (!) Ama “Bizim yanımızda bir şey olmaz” demişler , demişler de aralarında Ercüment’i görünce  hep beraber güzel  bir sopa yemişler. Ercüment’in yanında yüklü bir miktar emanet para varmış, onu da almışlar. Oğlum arkadaşlarına sadece “Neyse siz de komünist dayağı yediniz ya!” demiş.

…

Her sabah kapıyı örter giderdi. O sabah  -neden bilmiyorum- kapıyı örtmemişti, Aradan birkaç dakika geçti  geçmedi sesler geldi, içime ateş düştü. Üçüncü kattan nasıl indiğimi bilmiyorum. Atladım mı uçtum mu farkında değilim. Kendimi arabanın başında buldum . Evladımı pusuya düşürmüşler.

 

O günden sonra  herşey bana acı verdi. Onun oturduğu  yerler,  köşeler, hatta güzel hatıralar bile. Odamı  gördün. Hertarafta onun hatırası var . Başka  hiçbir yerde  kalamıyorum, uyuyamıyorum. Başka bir yerde kaldığım zaman onun hatıraları öksüz kalacakmış gibi geliyor. Hayat acıya dönüştü. Eğer  bugün  ayaktaysam oğlumun, gelinimin ve  torunlarımın sayesindedir.

AYZIT; Ercüment beyin vefatından sonra gerek arkadaşları gerekse diğer insanlar tarafından ilgi alâka gördünüz mü? Vefasızlıktan şikâyet ettiğiniz oldu mu?

 

HALİDE YAHNİCİ: Allah razı olsun.  Siz ve sizin gibiler yalnız bırakmıyor. Arkadaşları da arkadaşlıkları da çok sıkıymış. Kaçtanesi doğan çocuklarına adını koydular.

 

YASEMİN YAHNİCİ:  İlgisizlikten ziyade mutsuzluk. Diğer şehit ailelerinde de   aynı şeyin olduğunu zannediyorum.  İnsanlar tüm umutlarını evlerinin direği olarak nitelendirdiği çocuklarına bağlıyorlar ve onları kaybedince kabul edersiniz ki yerlerini doldurmak kolay olmuyor. Yine de hüznümüzün yanında sevinç de yaşamıyor değiliz. Hiç tahmin edemeyeceğiniz yerlerde hastahanede devlet dairelerinde ya da tatil  merkezlerinde soyadımızı öğrenince hemen Ercüment’le akrabalığımız olup olmadığını, tanıyıp tanımadığımı soruyorlar.

 

AYZIT; Ercüment Beyin nasıl bir insan olduğu hakkında bize bilgi verebilir misiniz?

HALİDE YAHNİCİ:  Kimseleri incitmek istemezdi. Arkadaşlarıyla arası hep iyi olurdu. Bizim ülkücü olmayan akrabalarımız da vardı. Onları da ziyaret ederdi. Gönüllerini alırdı .Tam bir ülkücüydü. Çeliğe sarılmış ipek gibiydi. Okurdu, Çalışırdı. Hiç yorulmazdı.

 

YASEMİN YAHNİCİ: Beni çok severdi, çok iyi anlaşırdık. Bana “İyi ki kız kardeşim yok sen varsın” derdi.  Hamileyken Sağlık Bakanlığında çalışıyordum. Arabayla gelir beni alırdı. Tabi araba kurşunlanır. O benim başımı eğdirirdi. Herşeyden önce çok iyi  bir amcaydı.  Oğlum Dündar’ı çok severdi.  Biz ona toplu olduğu için takılırdık. O da Dündar’ı   – O Zaman Dündar 11 aylıktı-  kendisinin hep gittiği, Abdurrahman Tatlıcı’ya götüreceğini,  şişmanlatacağını söylerdi. “Ben bunu şımartıcam” derdi. Bir keresinde  evde muz kalmadığı için gecenin 12 sinde manav açtırmıştı. Daha o  zamanlar  

Dündar’ı alır  partiye götürürdü.  Hatırlaması çok güç  ama Dündar, amcasının onu havaya atıp tuttuğunu hatırladığını söyler. Yanıma sık sık gelip giderdi.   Kavaklıdere’de oturduğumuzdan oralar onun için çok tehlikeliydi. Ufacık şeylerden memnun olurdu.

Bizden küçüktü ama ona Ercüment Baba derdik. Gözlerine  baktıkça  huzur bulurdum.

AYZIT: ”Yahnici” ailesini  tanıyoruz. Ülkücülük aileye nereden geliyor.

HALİDE YAHNİCİ:  O zamanlar tam olarak bilinmediği için ailemizde ülkücü  yoktu. Ama bizler vatanını seven insanlarız. Mesela dedemiz Çanakkale şehitlerindendir. Çocuklarımızı ninni yerine  destanlarla büyütürüz. Ercüment daha ilkokuldayken Ulus”ta bağıra bağıra  “Altaylardan selâm sana” diye marş söyleyen bir çocuktu. Büyüyünce de abisinin ardından ülkücü harekete benim de teşvikimle girdi.

 

YASEMİN YAHNİCİ:  Şevket,  hocası Necdet Sançar’ın teşvikiyle  ocaklara gitmeye başlıyor, ardından Ercüment daha 9 yaşındayken abisinin peşinden ocaklara girip çıkmaya  başlıyor. Hani dediğimiz gibi “bu tadı almaya başlayan bir daha bırakmıyor”.

Devlet Beyin öğrencisiydi. Çok güzel bir grupları vardı ve birbirlerini çok severlerdi. Onu  kendisine her zaman örnek almıştı. Belki de bu yüzden çok kibardı.

AYZIT : Sizce  Ercüment bey halen yaşıyor olsaydı neler yapardı?

YASEMİN YAHNİCİ:  Yine ülkesi ve  ülküsü  için çalışacağından eminim. Hele partimizin iktidarda olduğunu bilse muhakkak ki önceden olduğu gibi o heybetli cüssesiyle  partinin kapısından ayrılmazdı. Liderlik vasıflarını taşıdığı için yine etrafına insanları toplar gece gündüz durmadan Türkiye için çalışırdı. Etrafındaki insanları her kesimden seçer ama hepsiyle de çok iyi  anlaşırdı. Herkesi ikna edecek bir yol bulur, hiç kimseyi üzmezdi. Hata  yaptırmazdı ,yapılan hataların da üzerinde durmaz eksikleri kendisi tamamlardı.

 

HALİDE  YAHNİCİ:  4 yaşında  kapıya gelen dilenciye bile  iyi davranıp kendisinden ayrı tutmayan “anne fukarama yumuşak ekmek,yumuşak yemek ver, dolma ver” diyen  bir çocuk ülkesi ve insanları için neler yapmazdı. Zaten evladıma yapacaklarını bildikleri için kıydılar.

AYZIT:  Bizler  genç olmamıza  ve ümidin ülkümüzdeki  yerini bilmemize rağmen zaman zaman ümitsizliğe düştüğümüz oluyor. Sizlerin de bizlerle aynı duyguları taşıdığınız anlar oldu mu?

YASEMİN YAHNİCİ:  Kesinlikle  hayır. Biz sizlerden çok daha kötü  günler gördük. İhtilalden sonra sürüldüğümüzde çok küçüktüm. Evden ne zaman ayrılsak geldiğimizde evin alt üst  edilip arandığını görürdük. Mektuplarımız çizilir iade edilirdi. İyi insan konumundan bir gün sonra kötü insan konumuna  düştük. Her  şekilde  hayat standartlarımız düştü. Hatta bir keresinde bizim ev yerine yanlışlıkla hakim bir komşumuz vardı onların evine  bombalı  pankart asılmıştı da  adam korkudan evini  taşımıştı. Kendimizden çok memleketimizin en az 20 sene  geriye gitmesine üzüldük. Her gün ülküdaşlarımızdan birkaç tanesinin  pusuya  düşürüldüğünü  ya da işkencelere maruz kaldığını öğrenmek hiç de kolay değildi.  Ama biz asla ümitsizliği düşmedik. Belki de “Kızıl Elma”ya inancımızdandır.

AYZIT: Ercüment Beyle ilgili unutamadığınız bir anınız var mı ?

HALİDE YAHNİCİ; Vefatından bir sene sonraydı. Genç bir çift gelip babasına bir miktar  para veriyorlar. Babası “Bu ne?” diye sorunca “Bizim alyansımızı Ercüment Baba almıştı. Biz de  şimdi bu  parayı size iade etmek istedik” diyorlar. Babası da “Bu oğlumun size hediyesiymiş öyle kalsın” diyor. Zaten çok çalışırdı. Ama bir çoğu arkadaşları içindi. Bu falanın yurt parası bu filanın yol  parası diye  hesap  yapardı. Bir keresinde de  Dündar  l yaş 3 aylıktı; kafasını şöminenin  kenarına  çarpmıştı. Ben de ayağıma alıp uyuttum. Uyandığında “Babaanne amcam gelip öptü benim ufum iyi oldu” dedi.

Yahnici ailesine teşekkürlerimizle.

Melike SABANCI

 

 gul_bayrak.jpg

ŞEHİT OĞLUMA

 

Aslım toprak neslim toprak

Sonum olacak gene toprak

Toprak bağrını açta bak

Toprak şehidime iyi bak

Toprak  yiğidime iyi bak

Haktan gelince emir

Toprak sana verdiğim

Bir cevherdir bir cevher

Sende gömülü olan;

Toprak sana ne denir

Toprak şehidime iyi bak

Toprak yiğidime iyi bak

 

ERCÜMENT

Suyum ekmeğim aşım

Kollarımda duruyor

Kıvırcık saçlı başın

Yumuşacık sesinle ananı çağırışın

Ta üç sokak öteden

Soluğunu alırdım

Allah’a şükreyleyip

Secdeye kapanırdım

Şehitlik galip geldi

Ananın duasından

Al bayrak cazip geldi

Damatlığın  hasından.

 

Bu şiirler şehit ülküdaşımız Ercüment YAHNİCİ'nin annesi Halide YAHNİCİ'ye aittir...


ÜYE GİRİŞİ
 Beni Hatırla
twitter facebook
E-Bülten
Arama Yap
İLK YAZI (Meriç COŞKUN)
Bizler çok eski dostlarız. Bizleri bir araya getiren fikrî beraberlik yani Türkçülük mefkûresi, dünya var oldukça, Bilge Kağan’ın deyişiyle “Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe” ilânihaye devam edecek bir ülkü beraberliğidir. Bizlerin bir özelliği daha var. Bu ülkü beraberliği “pazara kadar değil, mezara kadar” ifadesi ile ilk nazarda kararlı bir deyiş gibi görünse bile, bizlerin beraber...
AMAÇ (Salih DİLEK)
Biz 12 Eylül’den evvel Ülkücü mücadelede fiilen bulunmuş, vatanımız ve milletimizin menfaatleri doğrultusunda hiç bir fedakârlıktan kaçmamış bir dönemin mensublarıyız. Yaşlarımız 50'nin üzerinde. 80 yılına kadar mücadele ortamı içerisinde bir hayli müşterek hâtıralarımız olmasına rağmen hayat telâşı içerisinde birbirimizi ihmâl ettiğimizin farkında...
STRATEJİK VİZYON (Aksakallılar)
Dünya’nın en gözde, fakat belâlı bir coğrafyasında yaşamaktayız. Bu coğrafyada bizden evvel yaşayan milletlerin, ne kendilerinden, ne de kültürlerinden bir eser kalmamıştır. Bu coğrafyada yaşayabilmek için çetin ceviz olmak lazımdır. Dedelerimiz bu noktaya çok dikkat etmiş ve binlerce yıl evvel, Bilge Kaan Başbuğumuz ”Ey Türk, üstte gök çökmedikçe,...
NAMAZ VAKİTLERİ
Son Eklenen Videolar
KURTBOĞAZI ERKENEKONDAN ÇIKIŞ ŞÖLENİMİZ
"Bir Ülkücülük Hikayesi" - Salih DİLEK - 1.2.2014 - Ocakbaşı Sohbeti
FETHİYESPORLU VE KARŞIYAKALI TARAFTARLAR KARŞILIKLI OLARAK ANDIMIZI OKUDU
NEVZAT KÖSOĞLU CENAZE TÖRENİ
ANDIMIZ
Hakkımızda | Üyelik Koşulları | İlk Yazı | Amaç | **STRATEJİK VİZYON BELGESİ** - **AKSAKALLILAR**
Her Hakkı Saklıdır © 2013 eskimeyendostlar.net