Eskimeyen Dostlar
MAKALELER
BÖLÜMLER
ETKİNLİKLER
DUYURULAR
793 'kez okundu.
2012-07-06
Urumçi’de Kızıl Perde: 5 Temmuz 2009 – Hasan Kumkale

 

Doğu Türkistan, halkının çilesinin toprağının bereketi kadar bol olduğu bir yerdir. Tanrı Dağları’nın uzandığı bu kutlu topraklarda ki kardeşlerimizin gözyaşları 162 yıldan beri aralıksız olarak akmakta, bu güzide toprakları senelerdir kan ve gözyaşı sulamaktadır. 5 Temmuz 2009 Urumçi Katliamı bu çilenin doruk noktasına ulaştığı olaylardan biridir.

5 Temmuz 2009 olaylarının sebebi her ne kadar, Uygur Türkleri’nin 26 Haziran’da Guangdong eyaletindeki bir oyuncak fabrikasında meydana gelen olaylarda 2 Uygur Türkü’nün öldürülmesini protesto etmek istemesi olarak gösterilmeye çalışılsa da olaylar işgalden beri Doğu Türkistan’da uygulanan asimilasyon politikasına ve bölge halkına yapılan zulme başkaldırı mahiyetindedir. Uygur Türkleri’nin düzenlediği protestoyu bahane eden Çinliler tarafından bölgede adeta Uygur avı başlatılmış Doğu Türkistan’ın gerçek sahipleri öz vatanlarında katliama uğramışlardır. Urumçi’de Çinliler tarafından yapılan protestolara biber gazı ve plastik mermi ile müdahale eden Çin yönetimi, Uygur Türkleri’nin düzenlediği mitingleri dağıtmak için gerçek mermi kullanmayı tercih etmiştir. Bölgede ki olayları bastırmak için Çin yönetimi tarafından sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş, bölgenin telefon ve internet bağlantısı kesilmiştir. Kısacası Uygur Türkleri evlerine hapsedilirken dünya ile olan bağlantıları ortadan kaldırılmıştır. 21. yüzyılın tüm teknolojisine rağmen resmen Doğu Türkistan’a kızıl bir perde çekilerek kin ve nefretin başrolü üstlendiği bir katliama girişilmiştir. Tüm engellemelere rağmen bölgeden sızan haberlere göre yaşanan katliam sonucunda caddeler cesetlerle dolmuştur. Tecavüze uğrayan kadınların cesetleri sokak ortalarında bırakılmıştır. Görgü tanıklarının anlattıklarına göre, geceleri kamyonlara doldurulan Doğu Türkistan Türklerin cesetleri şehir dışına çıkarılarak açılan çukurlarda yakılmıştır. Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi adeta cehenneme dönmüştür.

Urumçi’de 5 Temmuz olaylarının sebebini(!) açıklayan Çin yönetimi, komünizmin klişeleşmiş kavramlarından olan “dış güçler” ifadesine yer vererek resmi ideolojisinin insana verdiği gerçeği bir kez daha gözler önüne sermiştir. Olayların Dünya Uygur Kongresi lideri Rabia Kadir tarafından organize edildiğini savunan Çin, yapılan katliamı böylece meşrulaştırmaya çalışmıştır. Kendisini Doğu Türkistan davasına adayan ve Uygur Türkleri’nin “Ana” unvanını verdiği Rabia Kadir ise olaylarla herhangi bir bağlantısının olmadığını açıklamıştır. Doğu Türkistanlı Türklerin dış dünya ile tamamen iletişimini kesen ve Uygur Türkü idam etmek için adeta bahane arayan Mao’cu zihniyet kızıl pençelerinin kanını, sürekli olarak barış ve insan hakları vurgusu yapan “Rabia Ana”nın adını kullanarak temizlemeye çalışmıştır.

Urumçi’de yapılan katliam kadar “medeni dünyanın”, yapılan vahşete gösterdiği tepki ise insanı düşündüren bir ikinci noktadır. 2009 yılında tüm dünyanın gözleri önünde Urumçi kan ağlarken demokrasi ve insan hakları bekçileri olayları kınamaktan öteye gitmemiştir. Her fırsatta eşitlik, demokratiklik gibi kavramları ağızlarından düşürmeyen devletler ve sivil toplum örgütleri yaşama hakkı ellerinden alınan Doğu Türkistanlı Müslüman Türkler olunca açıklamadan başka bir şey yapmamış, olayları ya hayretle izlemiş ya da üzücü bulduğunu belirtmiştir. Müslüman Türk’e geçmişten gelen hasımlıklarını sürdüren bu devletler ve onların tekelinde bulunan sivil toplum kuruluşları “Haçlı” zihniyetinin hala değişmediğini göstermişlerdir. Müslüman ülkeler ve sivil toplum örgütleri de diğer devletler gibi ortaya yeterli somut yaptırımları koymamış, Çin yönetimini sadece eleştirmekle ve uyarmakla yetinmişlerdir.

Doğu Türkistan davasının bayraktarlığını yapması gereken Türkiye’de maalesef yaşanan olaylar karşısında yeterli tepkiyi ortaya koymamıştır. Uygur Türklerinin rahmetli liderlerinden İsa Yusuf Alptekin’in “Gönül arzu eder ki, Türkistan meselesinin halledilmesi davasında öncülük şerefi, Türkiye’nin olsun…” diyerek davanın sancaktarlığına layık gördüğü Türkiye üstüne düşeni tam olarak yerine getirmemiştir. Dünya Uygur Kongresi lideri Rabia Kadir Ana yaptığı bir röportajda “Ben bir Türk, Uygur Türkü olarak aslında Türkiye’den çok şey bekliyordum.  Hapisten çıktıktan sonra Türkiye halkı, Türkiye Devleti beni davet edecek, Türkiye’ye gideceğim diye bir beklentim vardı, belki de o yüzden ağırıma gidiyor. Üzülmedim desem yalan olur ama ben ısrar etmedim. Türkiye’ye zorluk çıksın istemedim. Çünkü Türkiye’nin problemleri var diye düşündüm. O zaman Türkiye’ye gideceğim deseydim ve kabul edilmeseydim çok kötü olurdu ve başka milletlere karşı ayıp olurdu, kötü duruma düşerdim. Ama maalesef o gün sahip çıkılmadığı gibi bugüne kadar hiçbir davet, hiçbir teklif almadım ve vize bile verilmedi buna gerçekten çok üzülüyorum.” sözleriyle Türkiye’den olan haklı beklentisini dile getirirken, Türkiye ise beklentilerin altında bir tutum sergilemiştir. Ancak şunu da ifade etmek isterim ki Türkiye’den kastım, mazlumun derdiyle dertlenen, tarih boyunca zalimi desteklediği görülmemiş olan Türk milleti değil meydanlarda Milli Şairimiz M. Âkif Ersoy’un “Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim; Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.” dizelerini okuyup oy avcılığı yapan mevcut hükümettir.

Çin zulmünün devam ettiği Doğu Türkistan’da Uygur Türkleri’nin tarım arazileri çeşitli oyunlarla ellerinden alınmakta, Kaşgar gibi tarihi Türk şehirlerinde Türk-İslâm eserleri bilinçli olarak yıkılmakta, her fırsatta Uygur Türkleri idama mahkûm edilmekte, Kur’an-ı Kerim okuyan çocuklar öldürülmektedir… Ancak tüm bu baskılara ve katliamlara rağmen şanlı ecdadın kahraman evlatları, Doğu Türkistan Türkleri benliklerinden taviz vermemekte ata toprakları olan Doğu Türkistan’ı terk etmeyi düşünmemektedir. Çünkü Doğu Türkistan’ın ünlü kahramanı Osman Batur’un hocası Böke Batur “Bir gün biz kâfirleri yine çöllerin öbür tarafına atacağız. Sayıları Taklamakan Çölü’ndeki kum taneleri kadar olsa bile.” sözleriyle Uygur Türkleri’nin nesillerine hitap etmiş ve onların kalplerinde “Hür” olana kadar sürecek olan bir ümit aşılamıştır. “Milletim beni, benden daha iyi tanıyor ve onların beni tanıması demek, vatana, istiklale ve hürriyete sahip çıkması demektir. Milletimizde bu ruh oldukça ebediyen hür yaşayacağız.” diyen Osman Batur Doğu Türkistan’daki bağımsızlık sevdasının yüksekliğini belirtmiştir. Osman Batur’un anası Ayça Hanım “Bizim canımız, bizden önce hayatını, bu dava uğruna feda edenlerin canından daha kıymetli değildir. Bizden sonrakilerin yaşaması için bizler de canımızı vermeye hazırız.” sözleriyle çilesi bitmeyen Doğu Türkistan kadınının önünde abideleşmekte, Ayça Hanım’ın torunları aynı kararlılıkla erkeklerine destek olmakta bu kutlu davanın yolunda şehit düşmektedirler. Son sözleri “Doğu Türkistan davasını sizlere emanet ediyorum…” olan rahmetli İsa Yusuf Alptekin’in emaneti emin ellerde muhafaza edilmektedir. Osman Baturları, İsa Yusuf Alptekinleri, Böke Baturları, Ayça Hanımları ve ismini anamadığımız nicelerini yetiştiren bu kutlu coğrafyanın evlatları atalarının izinde, onlara layık olmaya çalışmakta, ümitlerini hiçbir zaman yitirmemektedirler. Çünkü “Ümitleri” bitince kaybedeceklerini bilen Uygur Türkleri idamı ümitsizliğe tercih etmektedirler.

Cennet mekân Başbuğ’umuz Alparslan Türkeş ile İsa Yusuf Alptekin arasında ki muhabbet bugün Türk-İslâm ülkücüsü Türkiyeli ve Doğu Türkistanlı gençler arasında daha da güçlenmiştir. Başbuğları’nın davasını kendisine hayat edinmiş olan “Ülkücü Hareket” Doğu Türkistan’daki kardeşlerinin acısını kendi acısı sevincini kendi sevinci olarak görmekte ve yaşamaktadır. Gözlerimiz ufukta “Gök Bayrak”ın tıpkı “Al Bayrak” gibi hürriyet rüzgârlarıyla dalgalanacağı o kutlu günleri beklemekteyiz.

Baskı ve işkencelerin yıldıramadığı “Gök Bayrak”ın yılmaz mücahitlerine, Kür Şad’ın torunlarına selam ve dualar…

 

“VATAN NE TÜRKİYEDİR TÜRKLERE, NE TÜRKİSTAN
VATAN, BÜYÜK VE MÜEBBET BİR ÜLKEDİR: TURAN”

                                                                                 Ziya Gökalp


ÜYE GİRİŞİ
 Beni Hatırla
twitter facebook
E-Bülten
Arama Yap
İLK YAZI (Meriç COŞKUN)
Bizler çok eski dostlarız. Bizleri bir araya getiren fikrî beraberlik yani Türkçülük mefkûresi, dünya var oldukça, Bilge Kağan’ın deyişiyle “Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe” ilânihaye devam edecek bir ülkü beraberliğidir. Bizlerin bir özelliği daha var. Bu ülkü beraberliği “pazara kadar değil, mezara kadar” ifadesi ile ilk nazarda kararlı bir deyiş gibi görünse bile, bizlerin beraber...
AMAÇ (Salih DİLEK)
Biz 12 Eylül’den evvel Ülkücü mücadelede fiilen bulunmuş, vatanımız ve milletimizin menfaatleri doğrultusunda hiç bir fedakârlıktan kaçmamış bir dönemin mensublarıyız. Yaşlarımız 50'nin üzerinde. 80 yılına kadar mücadele ortamı içerisinde bir hayli müşterek hâtıralarımız olmasına rağmen hayat telâşı içerisinde birbirimizi ihmâl ettiğimizin farkında...
STRATEJİK VİZYON (Aksakallılar)
Dünya’nın en gözde, fakat belâlı bir coğrafyasında yaşamaktayız. Bu coğrafyada bizden evvel yaşayan milletlerin, ne kendilerinden, ne de kültürlerinden bir eser kalmamıştır. Bu coğrafyada yaşayabilmek için çetin ceviz olmak lazımdır. Dedelerimiz bu noktaya çok dikkat etmiş ve binlerce yıl evvel, Bilge Kaan Başbuğumuz ”Ey Türk, üstte gök çökmedikçe,...
NAMAZ VAKİTLERİ
Son Eklenen Videolar
KURTBOĞAZI ERKENEKONDAN ÇIKIŞ ŞÖLENİMİZ
"Bir Ülkücülük Hikayesi" - Salih DİLEK - 1.2.2014 - Ocakbaşı Sohbeti
FETHİYESPORLU VE KARŞIYAKALI TARAFTARLAR KARŞILIKLI OLARAK ANDIMIZI OKUDU
NEVZAT KÖSOĞLU CENAZE TÖRENİ
ANDIMIZ
Hakkımızda | Üyelik Koşulları | İlk Yazı | Amaç | **STRATEJİK VİZYON BELGESİ** - **AKSAKALLILAR**
Her Hakkı Saklıdır © 2013 eskimeyendostlar.net